<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845</id><updated>2012-01-29T11:05:01.589-08:00</updated><category term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>GERÇEK TARİH-3</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>71</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-3274638655030905900</id><published>2012-01-28T06:46:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T06:51:33.165-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Üstadın AYASOFYA İSYANI-N.F.Kısakürek</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-613a78ecaa05d5d8" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D613a78ecaa05d5d8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D23E933CADDCC1FE40DFEB2C18632DA54BD732D79.35E5EACA5534DB9C8E181631CEEA679A57B43D8E%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D613a78ecaa05d5d8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dfv8i1Wt59NcauxwZ75Dxz-J8u_c&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D613a78ecaa05d5d8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D23E933CADDCC1FE40DFEB2C18632DA54BD732D79.35E5EACA5534DB9C8E181631CEEA679A57B43D8E%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D613a78ecaa05d5d8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dfv8i1Wt59NcauxwZ75Dxz-J8u_c&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-3274638655030905900?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/3274638655030905900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2012/01/ustadn-ayasofya-isyani-nfksakurek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3274638655030905900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3274638655030905900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2012/01/ustadn-ayasofya-isyani-nfksakurek.html' title='Üstadın AYASOFYA İSYANI-N.F.Kısakürek'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-707874537677395742</id><published>2011-09-12T05:43:00.000-07:00</published><updated>2011-09-12T05:50:35.251-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Yanlış Anlatılan Harem</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4AEdcXtGnTo/Tm3_PT6MnTI/AAAAAAAACDQ/me4yWPVovAY/s1600/7.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 176px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651453745927331122" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-4AEdcXtGnTo/Tm3_PT6MnTI/AAAAAAAACDQ/me4yWPVovAY/s320/7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span class="renk6"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;Yanlış Anlatılan Harem &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;Murat DUMAN &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osmanlı'ya dâir yanlış anlaşılan ve buna bağlı olarak yer yer o şekilde yansıtılan hususların başında harem hayatı gelmektedir. Kadını harem dedikodularının malzemesi olarak ele alan eserleri okuyan ve esasen bir fazilet ve ahlâk mektebi olan Osmanlı haremini, gerçek hüviyetiyle öğrenmeyen nesillerin, tarihimiz hakkında yanlış hükümlere sahip olması üzüntü vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte evlerde, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak şekilde plânlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri bölümlere "harem" adı verilmiştir. Zaten harem kelimesi Arapçada "korunan ve mukaddes olan şey veya yer" mânâsına gelmektedir. Türk-İslâm kültüründe gerek evlerde gerekse saraylarda erkeklerin yaşadığı veya idarî işlerini yürüttüğü bölümlerle (selâmlık), ailenin yaşadığı bölüm (harem) birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım, Osmanlı sarayı için de geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuruluş devrinde Osmanlı padişahları, câriyelerin yanısıra komşu hükümdarların veya beylerin kızlarıyla da evlilikler yapmışlardır. Padişahların yükselme devrinden sonra, daha ziyade haremden câriye statüsündeki kadınlarla evlilik yapmalarının sebebi, üçüncü şahıslardan kaynaklanabilecek suiistimallerin önüne geçebilmektir. O dönemden itibaren sarayda, padişahların aileleriyle birlikte oturdukları harem dairesi olmakla birlikte, teşkilâtlandırılması Fatih devrinde gerçekleşmiştir. İstanbul'un fethinden sonra Beyazıt'ta inşâ edilen ve "Eski Saray" olarak bilinen yerde bulunan harem, 16. asrın ikinci yarısında Topkapı Sarayı'na taşınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her odanın girişinde, duvarlarında âyetlerin, hadîs&amp;shy;lerin, duaların bulunduğu bir mekân olan Osmanlı haremi, Batılılar tarafından gerçek dışı bir şekilde hayallerle süslenerek anlatılmıştır. Ancak Batı saraylarında yaşananlara göre, Osmanlı saray hayatı, mukayese edilemeyecek kadar mazbuttur. Asırlar boyunca Avrupa saraylarında yaşanan zevk ve safahat âlemleri, Batı kaynaklarında geniş yer tutmaktadır. Avrupalı için iktidar ve maddiyatın nihaî hedefi, daima böyle bir hayatı temin etmek olmuş; bunun neticesinde kadınların haysiyeti çiğnenmiş, bir mal gibi alınıp satılan kadınlara yaşlandıktan sonra da hor gözle bakılmıştır. Batılılar, geniş hayalleriyle bire bin katarak oluşturdukları gerçek dışı rivayetlerle hiç görmedikleri hâlde, harem hakkında kitaplar kaleme almışlardır. Bütün bunlara rağmen, Osmanlı haremi asaletini her zaman muhafaza etmiş ve haremde Müslüman-Türk ahlâkının beşiği olan aile hayatına leke sürülmemiştir. Padişahlar harem mensupları ile her zaman ölçülü bir yakınlık içinde bulunmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'nın yaşadığı dönemde Avrupa saraylarında kadınların karıştığı entrikalar da, tarihte çok geniş bir yer tutmaktadır. Buna mukabil Osmanlı sarayında da Kanunî'nin hasekisi Hürrem Sultan'la başlayan, Nurbânû, Safiye ve Kösem sultanlarla devam eden bir zaman diliminde bazı hâdiseler yaşanmıştır. 1. Ahmed'den itibaren neredeyse bütün 17. yüzyıl padişahlarının çocuk denecek yaşta tahta çıkmaları ve uzun bir süre idareye hâkim olamamaları, devlet teşkilâtında otoritesizlik doğurduğu gibi, harem teşkilâtında da bir sarsıntı meydana getirmiştir. Benzerine daha evvel rastlanmamış şekilde bazı vâlide sultanlar, saray ve devlet idaresinde nüfûzlarını artırmışlardır. 7 yaşında tahta çıkan 4. Mehmed'i saltanatının ilk yıllarında idare eden Hatice Turhan Sultan, haremde, kadınların asla siyasete karışmamaları gerektiği terbiyesini yerleştirmiş ve bu durum Osmanlı'nın sonuna kadar sürmüştür. Unutmamak gerekir ki, valide sultanların hanedanın devamına çok önem vermeleri, devletin devamlılığını sağlamıştır. Kösem ve Turhan sultanların devlet idaresiyle alâkalı verdikleri emirler de, onların devlet idaresinden uzak "basiretsiz ve bilgisiz" kişiler olmadıklarını ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harem halkını, "harem hizmetlileri ve sakinleri" diye iki gruba ayırmak mümkündür. Haremin en itibarlı ve en yetkili şahsiyeti hiç şüphesiz, padişahın annesi olan vâlide sultandır. Kadın ve erkek personelin başında bulunan isim ise harem ağasıdır. Ayrıca haremde, hadım olarak Afrika'dan getirilen köleler istihdam edilmiştir. Osmanlılar tarafından insanlar asla hadım edilmemiştir. Osmanlı âlimleri bu meseleyi dinen caiz olmadığından haram addetmiş, ama hizmetçi olarak sarayda kullanmayı mekruh görmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün üzerinde çok konuşulan ve birçok açıdan yanlış değerlendirilen mesele, haremin asıl sakinleri, yani câriyelerdir. Hukuken kadın köle statüsünde olan câriyelerin esas kaynağı savaşlarda alınan esirlerdir. Savaş esirlerine iyi muamele edilmesi, İslâm'ın esaslarındandır. Esir edilen ve câriye statüsünde olan kadınların terbiye süzgecinden geçtikten sonra İslâm'a ısındırılıp hürriyetlerine kavuşturulmaları tavsiye edilmiş ve tatbikatta buna zemin hazırlanmıştır. Ayrıca o devirlerin şartları içerisinde, esir pazarlarından câriye satın alınmış, başka hükümdarlardan da, saraya câriye gönderenler olmuştur. Ama zamanın hiçbir diliminde, Osmanlı'da olduğu gibi, saraya alınan bir câriyeden, valide sultan dediğimiz, zamanın "first lady"sini çıkaran başka bir medeniyet olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haremin esas fonksiyonu, padişaha ve ailesine hizmet eden kadınların yetiştirildiği uygulamalı bir eğitim müessesesi olmasıdır. Bu eğitim yuvasında câriyeler, Türk-İslâm ahlâk seciyesi ve dönemin ilim anlayışı üzere yetiştiriliyorlardı. Okuma yazma ve dinî bilgiler öğrenen; ayrıca görgü, usul, düzgün konuşma, güzel iş yapabilme esasları çerçevesinde disiplinli bir eğitim alan câriyeler, bir yandan da kabiliyetlerine göre mûsiki, biçki, dikiş, nakış dersleri aldıktan sonra haremde çeşitli işlerde istihdam ediliyorlardı. Aralarından ilerleme gösterenler kalfa seviyesine yükseliyor; padişahın, vâlide sultanın, kadınefendinin veya ikballerden birinin dairesine gönderiliyordu. Zeki ve kabiliyetli câriyeler, kendilerine verilen eğitim ve terbiye sonrasında derece derece yükselip usta oluyor ve doğrudan padişahın hizmetinde bulunuyorlardı. Sanılanın aksine, yükselmek için dünya güzeli olmaya gerek yoktu. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümseyen, güzel yazan, güzel konuşan câriye, yarışa avantajlı başlıyordu. En alt kademe olan câriyelikten son mertebe olan ustalığa yükselme, bir sistem içinde gerçekleşiyordu. Bu sistem, devlet idaresinde bulunacak erkeklerin yetiştiği Enderun teşkilâtındaki terfi sistemine çok benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://2.bp.blogspot.com/-tg3-O8RfwYE/Tm3_tElKUfI/AAAAAAAACDY/crqxNY9PkOw/s1600/2-7_1.jpg" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Haremde yetişen câriyelerin bir bölümü âzâd edilip haremden çerağ ediliyordu. Yani çeyizleri hazırlandıktan ve ellerine "çerağ kâğıdı" denen bir belge verildikten sonra, kendileri gibi saray kültürü ve eğitimi alan Enderunlularla evlendiriliyordu. Devletin çeşitli kademelerinde sadakatle hizmet etmeleri için yetiştirilen Enderunlular, padişah tarafından evlendirilerek, saraya ve hanedana bağlılıkları sağlanıyordu. Bu durum, Osmanlı merkeziyetçiliğinin derinliğini yansıtıyordu. Saraydan ayrılıp hürriyetine kavuşan câriyelere "saraylılar" adı veriliyordu. Sonradan zor durumda kalanlar için her türlü tahsisat yapılıyor, eşleri ölenlere ise maaş bağlanıyordu. Saraydan ayrılmak istemeyenler hayatlarının sonuna kadar himaye ediliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klâsik dönemde haremde yüzlerce câriye olmakla birlikte, bunların % 90'ı tamamen hizmetçi statüsündeydi. Hizmetleri karşılığında belli bir maaş alan bu ilk gruptakilerin, haremin ve padişah ailesinin hizmetlerini îfa dışında herhangi bir şekilde padişahla münasebetleri mevzubahis değildi. Padişah, vâlide sultanın veya hazinedar ustanın aracılığıyla câriyeler arasından, aldığı özel eğitim sonrasında zekâsı ve kabiliyetleri ile dikkat çeken birkaç tanesiyle ilgilenir, diğerlerini ne bilir, ne de görürdü. Padişahın kalkıp câriyelerin bölümüne geçmesi için "kuş olup uçması" lâzımdı. Âdeta bir üniversite gibi düşünülen haremin mimarî yapısı da buna göre tasarlanmıştı. Dolayısıyla sayısız cariyeyi resmigeçit yaptırıp dilediğini seçtiği iddiası kesinlikle gerçeği yansıtmıyordu. Harem halkının meşru dairede eğlenip dinlenebilecekleri, oraya has mahremiyeti muhafaza edebilecekleri özel bir yapı vardı. Askerî bir teşkilât gibi, burada yaşayanların bir dakika bile boş kalmaması hedeflenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neslin devamı hanedan açısından çok önemliydi. Bununla birlikte çeşitli hastalıklar sebebiyle küçük yaşta ölen şehzadeler olabiliyordu. Bazı câriyelerin çocuğu olmuyor veya kız çocukları oluyordu. Bunlar padişahların birden fazla evlilik yapmalarının sebepleri arasındaydı. Padişahların evlendikleri hür hanımlarla eş statüsündeki câriyeler arasında hukukî bir fark yoktu. Padişahlar, harem dairesinde istihdam ettikleri veya karı-koca hayatı yaşadıkları câriyelere şer-î şerifin hükümlerini aynen tatbik ediyorlardı. Kısacası padişahın evi ve bir eğitim müessesesi olan haremde hayat, İslâm hukukunun belirlediği sınırlar ve esaslar içinde cereyan ediyordu. İslâm hukukuna göre, efendiler ve padişahlar, başkasıyla evli olmayan ve istifrâş hakkı kendilerine ait bulunan câriyeleri azad edip nikâh yaparak karı-koca hayatı yaşayabiliyorlardı. Osmanlı sarayında bu tür câriyelerin sayısı fazla değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı harem teşkilâtı ve oradaki günlük hayat hakkındaki bilgiler daha ziyade 19. yüzyıla, yani Batı'nın tesirinin saraya ve hareme nüfuz ettiği döneme ait olduğundan, erken dönem hakkında genellemelere gidilmesi kaçınılmaz olmuş, bu da hayalî, gerçek dışı yorumlara ve tasvirlere zemin hazırlamıştır. Ancak değişmeyen hakikat, haremde her hareketin kurala bağlandığı, sıkı bir disiplinin uygulandığı ve buranın bir sefahat mekânı olmadığıdır. Topkapı Sarayı hareminde ve bir kısmı hâlen Gülhane Parkı olan has bahçede, eğlencelerin tertip edildiği günlerde bile her şey kaidelere bağlı işlemiştir. Hanedanın Dolmabahçe, Çırağan, Yıldız ve Beşiktaş saraylarında yaşadığı yıllarda da durum bundan farklı değildir. Düğünlerde, halvetlerde, bayramlarda, kandil gecelerinde, Ramazan'ın on be&amp;shy;şinde, Hırka-i Saâdet'in ziyaretinde, padişahların cenaze merasimlerinde de aynı hassasiyet içinde temsil edilen bu disiplin ve gelenek, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilinceye kadar devam etmiştir. Hanım sultanlar tarafından son devirde kaleme alınan hatıra ve eserler, ayrıca haremi yakından inceledikten sonra meseleyi objektif ve önyargısız olarak değerlendiren araştırmacıların yazdıkları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, padişahların eğlendiği yer olan salonun (Hünkâr Sofası) duvarlarına, aile hayatı ve terbiye ile alâkalı âyetlerin nakşedildiği düşünüldüğünde, Batılıların haremle ilgili yazdıklarının ne kadar gerçek dışı olduğu daha iyi anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı asırlık dönemde Osmanlı hareminin Türk-İslâm geleneğine uygun bir müessese olarak varlığını sürdürdüğü bir gerçektir. Zaten haremde bulunup da saraydan memnun olmadığı için, kaçmaya yeltenen bir kişi göstermek de mümkün değildir. Yerli ve yabancı yazarlar tarafından hakkında çok şey söylenen, resimlere, dizilere ve filmlere konu olan harem hayatının, artık mahremiyet ve edep sınırları zorlanmadan, hayalî unsurlara ve kurgulara yer verilmeden ele alınması gerekmektedir. Tarihimizin doğru ve tarafsız olarak aktarılmasının yanında, ecdadımıza karşı yapabileceğimiz en büyük vefa, onları hayırlı yönleriyle yâd edebilmek ve hürmetkâr bir tavır sergileyebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#6600cc;"&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;- Ayşe Osmanoğlu, "Babam Sultan Abdülhamid" Selçuk Yayınları, 1986.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ahmed Akgündüz ve Said Öztürk, "Bilinmeyen Osmanlı", OSAV, 1999, ss. 319–335.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- M. Fethullah Gülen, "Çizgimizi Hecelerken", Nil Yayınları, 2010, ss. 115–119.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abdülkerim Özaydın-Nebi Bozkurt, "TDV İslâm Ansiklopedisi", Cilt 16, "Harem", ss.132; Mehmet İpşirli, "Osmanlı Devleti'nde Harem", ss. 135–138. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/yanlis-anlatilan-harem-agustos-2011.html"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/yanlis-anlatilan-harem-agustos-2011.html&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-707874537677395742?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/707874537677395742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/yanls-anlatlan-harem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/707874537677395742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/707874537677395742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/yanls-anlatlan-harem.html' title='Yanlış Anlatılan Harem'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-4AEdcXtGnTo/Tm3_PT6MnTI/AAAAAAAACDQ/me4yWPVovAY/s72-c/7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8254134330416834472</id><published>2011-09-08T04:59:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T05:26:37.264-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Adnan Menderes ve Masonlar</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a28751f2d8e325e4" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v24.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da28751f2d8e325e4%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D18C347CA7BE0D3A7E98BA1E4FDD110EEDCCB4F15.63481083233ED6E27CA8CC8EE90A70F24DC629C9%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da28751f2d8e325e4%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DrBER4fS1uf1blSKGTbX9qavCqtw&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v24.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da28751f2d8e325e4%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D18C347CA7BE0D3A7E98BA1E4FDD110EEDCCB4F15.63481083233ED6E27CA8CC8EE90A70F24DC629C9%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da28751f2d8e325e4%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DrBER4fS1uf1blSKGTbX9qavCqtw&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8254134330416834472?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8254134330416834472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/adnan-menderes-ve-masonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8254134330416834472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8254134330416834472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/adnan-menderes-ve-masonlar.html' title='Adnan Menderes ve Masonlar'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4028910468833377498</id><published>2011-09-08T04:32:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T04:59:25.353-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>MASONLAR II.ABDÜLHAMİT'E KARŞI</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-ba4c20c7d1999b01" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v11.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dba4c20c7d1999b01%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D448069DEB838A99DD11300FE03B2CF7FADB01002.19368354E4C13FF4C9B9AEC9E3DCC5EE4C06B3AE%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dba4c20c7d1999b01%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DnmzpmQgJZhnqg2P1W64TpXYUqH0&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v11.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dba4c20c7d1999b01%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D448069DEB838A99DD11300FE03B2CF7FADB01002.19368354E4C13FF4C9B9AEC9E3DCC5EE4C06B3AE%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dba4c20c7d1999b01%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DnmzpmQgJZhnqg2P1W64TpXYUqH0&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4028910468833377498?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4028910468833377498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/masonlar-iiabdulhamite-karsi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4028910468833377498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4028910468833377498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/masonlar-iiabdulhamite-karsi.html' title='MASONLAR II.ABDÜLHAMİT&apos;E KARŞI'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-5650338091788502721</id><published>2011-09-08T04:03:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T04:18:02.999-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>MEHMET AKİF ERSOY</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a0939440caf72d51" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v8.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da0939440caf72d51%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D679F8A467427781933D502FE4CCC8806D5727DF6.33EFE29424BBB611BD5C7AD90FFE32180635E176%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da0939440caf72d51%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dx6waKQER8tVbC6e3ucnnYHwWans&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v8.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da0939440caf72d51%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289809%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D679F8A467427781933D502FE4CCC8806D5727DF6.33EFE29424BBB611BD5C7AD90FFE32180635E176%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da0939440caf72d51%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dx6waKQER8tVbC6e3ucnnYHwWans&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-5650338091788502721?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/5650338091788502721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/mehmet-akif-ersoy.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5650338091788502721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5650338091788502721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/mehmet-akif-ersoy.html' title='MEHMET AKİF ERSOY'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-5402336129495232815</id><published>2011-09-08T03:51:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T04:03:50.663-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>NİĞBOLU ZAFERİ</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-b2cecef991c2d9b2" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v21.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db2cecef991c2d9b2%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D15C02E9B669C4E95524314D1A583C2582780A011.45D0EBC2032BC00B90104A0CC7E228C9010A9432%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db2cecef991c2d9b2%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DSekjoKBvu8nIS0m9cbtlFh7tGtA&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v21.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db2cecef991c2d9b2%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D15C02E9B669C4E95524314D1A583C2582780A011.45D0EBC2032BC00B90104A0CC7E228C9010A9432%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db2cecef991c2d9b2%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DSekjoKBvu8nIS0m9cbtlFh7tGtA&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-5402336129495232815?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/5402336129495232815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/nigbolu-zaferi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5402336129495232815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5402336129495232815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/09/nigbolu-zaferi.html' title='NİĞBOLU ZAFERİ'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-2926646532177790696</id><published>2011-08-15T11:39:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T12:03:22.300-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>İmparatorluk Arşivlerinin Bulgaristana Satılması</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-b6a01a4845b8d8f3" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a01a4845b8d8f3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D737253F04747D24CECD4DC2EEADE1587F834934F.647752524CE6DF8F0AB7BAA20908E5C75824CA6E%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a01a4845b8d8f3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIx_PuY5wqX8VuKW-yb789lf2rLs&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a01a4845b8d8f3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D737253F04747D24CECD4DC2EEADE1587F834934F.647752524CE6DF8F0AB7BAA20908E5C75824CA6E%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a01a4845b8d8f3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIx_PuY5wqX8VuKW-yb789lf2rLs&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-2926646532177790696?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/2926646532177790696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/imparatorluk-arsivlerinin-bulgaristana.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/2926646532177790696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/2926646532177790696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/imparatorluk-arsivlerinin-bulgaristana.html' title='İmparatorluk Arşivlerinin Bulgaristana Satılması'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-3623612885920007448</id><published>2011-08-15T04:37:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T05:01:02.939-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>MUSEVİ İNANCINDA IRKÇILIK-KADİR MISIRLIOĞLU</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-159faf5041f0e2e9" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v2.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D159faf5041f0e2e9%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D209EA5541D1C46C8DF03DB6495AA5EFEFFC04AD6.7ADF2D876471B9E5BB542AD0E195F1A18B6799B%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D159faf5041f0e2e9%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D9kOGOK5IYRs5_DEB6d8Qrd1tQU4&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v2.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D159faf5041f0e2e9%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D209EA5541D1C46C8DF03DB6495AA5EFEFFC04AD6.7ADF2D876471B9E5BB542AD0E195F1A18B6799B%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D159faf5041f0e2e9%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D9kOGOK5IYRs5_DEB6d8Qrd1tQU4&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-3623612885920007448?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/3623612885920007448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/musevi-inancinda-irkcilik-kadir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3623612885920007448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3623612885920007448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/musevi-inancinda-irkcilik-kadir.html' title='MUSEVİ İNANCINDA IRKÇILIK-KADİR MISIRLIOĞLU'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7842540304621798751</id><published>2011-08-15T03:54:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T04:35:05.923-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ARAPLAR BİZE İHANET ETTİ Mİ?-Kadir Mısırlıoğlu</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-cf76d3498406d92a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dcf76d3498406d92a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D22645CBE553E7358261A06B5C33F27AD978CF8E.46B494B515531582612465B2ED762F942BF814A0%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcf76d3498406d92a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCAYqAM-Eg45A4iRdLcpLvUQo67E&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dcf76d3498406d92a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D22645CBE553E7358261A06B5C33F27AD978CF8E.46B494B515531582612465B2ED762F942BF814A0%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcf76d3498406d92a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCAYqAM-Eg45A4iRdLcpLvUQo67E&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7842540304621798751?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7842540304621798751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/araplar-bize-ihanet-etti-mi-kadir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7842540304621798751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7842540304621798751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/araplar-bize-ihanet-etti-mi-kadir.html' title='ARAPLAR BİZE İHANET ETTİ Mİ?-Kadir Mısırlıoğlu'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-9029431502186733077</id><published>2011-08-15T03:20:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T03:47:27.560-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Ermeni teröristlerin Türklere uyguladıkları soykırım</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-80308d6906d9aee1" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D80308d6906d9aee1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7B3F8CD2F4DA49515A5E944781557BAA218DBC7.3B16FD182760DD0942476AA41A6C4DEF0598590%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D80308d6906d9aee1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHJymjnM1W1aEJK0juF-CIDozryc&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D80308d6906d9aee1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7B3F8CD2F4DA49515A5E944781557BAA218DBC7.3B16FD182760DD0942476AA41A6C4DEF0598590%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D80308d6906d9aee1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHJymjnM1W1aEJK0juF-CIDozryc&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-9029431502186733077?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/9029431502186733077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/ermeni-teroristlerin-turklere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/9029431502186733077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/9029431502186733077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2011/08/ermeni-teroristlerin-turklere.html' title='Ermeni teröristlerin Türklere uyguladıkları soykırım'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8850966810327553149</id><published>2010-10-23T09:52:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T03:11:41.422-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Abdulhamid Han'ın Toprak İsteyen Yahudilere Müthiş Cevabı !</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-7f256040c25d8377" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v9.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D7f256040c25d8377%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D55D46A8E503C9946A3B8ACF4FF6DE86AD64EA15D.247898A57CCF0306C2B0D449A8E3B0F593C40B0F%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D7f256040c25d8377%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DPgcez4hK1jhTOVzOhnoWOasOE3U&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v9.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D7f256040c25d8377%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D55D46A8E503C9946A3B8ACF4FF6DE86AD64EA15D.247898A57CCF0306C2B0D449A8E3B0F593C40B0F%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D7f256040c25d8377%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DPgcez4hK1jhTOVzOhnoWOasOE3U&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8850966810327553149?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8850966810327553149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/abdulhamid-hann-toprak-isteyen_9514.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8850966810327553149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8850966810327553149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/abdulhamid-hann-toprak-isteyen_9514.html' title='Abdulhamid Han&apos;ın Toprak İsteyen Yahudilere Müthiş Cevabı !'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7364017428011162975</id><published>2010-10-23T09:42:00.000-07:00</published><updated>2010-10-23T09:46:02.336-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Sultan Abdülhamit'in, yabancıların Çukurova'dan toprak satın almalarının önüne geçmek için</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TMMRMdfFMXI/AAAAAAAABsc/jS9YkTLgZV8/s1600/abdugercektarih1_1270216456.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531283673112195442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TMMRMdfFMXI/AAAAAAAABsc/jS9YkTLgZV8/s320/abdugercektarih1_1270216456.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Sultan Abdülhamit'in, yabancıların Çukurova'dan toprak satın almalarının önüne geçmek için 1,100,000 dönümlük araziyi devlet çiftliğine dönüştürdüğü ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Arazileri devlet çiftliğine dönüştüren Sultan Abdülhamid'in 1909 yılında görevinden uzaklaştırılmasının ardından, İttihat ve Terakki Partisi güdümündeki hükümet tarafından Fransız şirketlere 75 yıl süreyle satıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satılan arazileri ekip biçen köylülerin, bu duruma sert tepki gösterdiğine dikkat çeken Yurtsever, "1914'te başlayan Dünya Harbi sonrasında Fransa, askeri güç kullanarak Çukurova'yı işgal etmek ve çiftlik arazisine el koymak için Adana'ya geldi. Ancak, Kuvai Milliye'nin güçlü direnişi sonrası Fransızlar amacına ulaşamadan Anadolu topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Abdülhamit, hain değil bir kahramandır." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezmi Yurtsever, Osmanlı arşivinde Adana tarihi konusunda araştırma yaptığını belirterek 'İrade-dahiliye, dosya-66, gömlek -27 numaralı' bir dosya içerisinde Osmanlı Türkçesi ve Fansızca olarak yazılı çok sayıda belge bulduğunu kaydetti. Yurtsever, "Belgelerden Osmanlı'dan alacaklı olan Fransız banker Vandeuvre ile iş ortaklığı yapan ve Süveyş Kanalı'nın açılmasına öncülük eden Lesseps ailesinin genç kuşak oğlu Leon'un, 1912 yılında ihale yoluyla, Çukurova'daki Sultan Abdülhamid Hân tarafından kurulan 1 milyon 100 bin dönümlük Mercimek Anavarza Çiftliğinin işletme ve mülkiyet haklarını 75 yıl süreyle 5 milyon altın Frank karşılığı satın aldıkları acı gerçeğini ortaya çıkardım." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova'daki padişah çiftliğinin Fransızlara satılması karşısında Adana halkının 'feryatnamesi' sayılan Padişah Mehmet Reşat'a gönderilmek üzere Adana Valiliği'ne dilekçe verildiğini kaydeden Yurtsever, "Dilekçede, 'Çukurova çiftliğinin 75 sene müddetle bir Fransız şirkete verilmesi, bütün vilayet halkını ele muhtaç ve ızdırap çeker etmiştir. Biz Adanalılar bu meselede hayatımızı ve ümitlerimizi tehdit eden en kötü sonuçlar veren felaketlerin canlandığını görüyoruz. Evet daha önce Trablusgarp'ta yaşananlar ve sonra hala kızıl dumanlar altında yakılan mutluluklar, yırtılan servetlerle baştanbaşa bir kan ve ateş mahşeri olan Rumeli ve bahtı kara toprağın bu kötü geleceği göz önünde durur iken, artık yasacı nüfuzunun nasıl müthiş bir afet olacağını zan ederiz ki bizim de anlayacağımız vardır. Zaten üzülerek söyleyelim ki her tarafta olduğu gibi burada da elimizdeki sabanlardan ve onların işlediği ve işleyeceği topraklardan başka altı yüz senelik hakimiyetimizi gösterecek ve o canlı bir timsal olacak hiçbir şeyde, sanat ve ticarete ait en hayatsız bir köleye bile tesadüf edilemez. Bu acı gerçek artık saklı değil iken bir türlü anlayamıyoruz; hakimiyetimizin kudret ve nişanesini zayıflatan, bize tarımda kazanç ve gelecek bırakmayan bu kadar zararlı ve tehlikeli işlere nasıl meydan veriliyor, bir türlü anlayamıyoruz'." diye tepki gösterdiklerine dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova'nın orta yerinde Anavarza kalesinden başlayarak Kozan-İmamoğlu yolu, Misis arası ve sonra da Yüreğir ovasını içine alarak Yumurtalık ve Karataş sahillerinden denize ulaşan 1 milyon 100 bin dönümlük Sultan Abdülhamid Çiftliği'nin Fransız bankerlere satılması bir anlamda ağır borç yükü altında bulunan Osmanlı Devleti'nin Adana'yı Fransızlara satması anlamına da geldiğine dikkat çeken Yurtsever, şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fransız şirketine bağlı mühendis ve memurların Adana'ya gelerek arazi ölçümlerine başlamaları, Ceyhan-Mercimek yöresindeki 9 köy halkına topraklarını terk etme ihtarında bulunmaları üzerine Murat adında bir köylü tepkisini 'Fransız memurların kafasına kurşun sıkarım, yapamazsam tutar Ceyhan nehrine kafasını sokarım' sözlerini içine alan telgrafı hükümete çekmesi üzerine topraklara el koyma çalışmaları durduruldu. Fransa ve Osmanlı hükümeti arasında Çukurova'daki arazileri kontrol sorunundan dolayı diplomatik mücadele yaşandı. Ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Harbi'ni kaybetmesi üzerine askeri gücünü kullanarak Adana'yı doğrudan işgal etti."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihçi Yurtsever, Adana'nın düşman işgalinden kurtulduğu 5 Ocak 1922 günü anısına Adana'nın satılması ile ilgili Osmanlı arşivindeki gizli belgeleri 4-9 Ocak 2010 tarihlerinde Adana Belediyesi Abidin Dino Parkı'nda sergi açarak acı gerçekleri kamuoyuna göstereceğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Adanalı Tarihçi Cezmi Yurtsever &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7364017428011162975?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7364017428011162975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7364017428011162975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7364017428011162975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/blog-post.html' title='Sultan Abdülhamit&apos;in, yabancıların Çukurova&apos;dan toprak satın almalarının önüne geçmek için'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TMMRMdfFMXI/AAAAAAAABsc/jS9YkTLgZV8/s72-c/abdugercektarih1_1270216456.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7736742422523561112</id><published>2010-10-23T08:04:00.001-07:00</published><updated>2010-10-23T08:04:27.694-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>UNUTULAN SOYKIRIMLAR</title><content type='html'>&lt;span lang="EN"&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TENDmky_nVI/AAAAAAAABqM/KqE_9AZWets/s320/34649_439751505989_158547270989_5782815_4794470_n.jpg" /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Arial" color="#ff0000" size="5"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Arial" color="#ff0000" size="5"&gt;UNUTULAN SOYKIRIMLAR&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Tarih T&amp;uuml;rklere yapılan soykırım ve insanlık su&amp;ccedil;ları ile doludur. Biz T&amp;uuml;rkler ağıt yakmayı bilmediğimiz (veya bunu yapmadığımız i&amp;ccedil;in) hi&amp;ccedil;bir zaman bize karşı yapılan soykırımları, zul&amp;uuml;mleri tarih yaddaşımıza kazımamış, &amp;ccedil;abuk unutmuşuz. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Oysa T&amp;uuml;rklerin Batıda Viyana&amp;rsquo;dan Doğuda ise Kafkaslardan &amp;ccedil;ekilmeye başladıkları d&amp;ouml;nemden sonrası hep soykırıma uğramışlar. Anadolu&amp;rsquo;da; Balkanlar&amp;rsquo;da; Kafkaslar&amp;rsquo;da; Kırım ve Tatarıstan&amp;rsquo;da; Kıbrıs&amp;rsquo;ta; Doğu T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo;dan; T&amp;uuml;rkmenelinde soykırıma uğrayan hep biziz. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Uzak ge&amp;ccedil;mişimizde degil bundan sadece 18 yıl once 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan&amp;rsquo;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Rus ve Ermeni g&amp;uuml;&amp;ccedil;leri kentteki yaşlı, kadın ve &amp;ccedil;ocuklardan oluşan sivil halkı ayrım yapmadan vahşice katlederken, kentten şans eseri kurtulanların ifadeleriyle uygulanan vahşet g&amp;uuml;n y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne &amp;ccedil;ıktı. Ermeniler şehitleri &amp;ouml;zel acımasızlıkla, g&amp;ouml;zlerini oyarak, kafataslarının derisi soyarak ve v&amp;uuml;cutlarının farklı organlarını keserek &amp;ouml;ld&amp;uuml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;ler. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;c&amp;uuml;k &amp;ccedil;ocukların g&amp;ouml;zleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlar diri-diri toprağa g&amp;ouml;m&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Hatta bir&amp;ccedil;oğunun cesetleri yakılmıştı. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Daha sonra yapılan belirlemeler doğrultusundaki resmi a&amp;ccedil;ıklamalara g&amp;ouml;re, Hocalı'daki katliam sırasında &amp;ccedil;oğu kadın, &amp;ccedil;ocuk ve yaşlılardan oluşan 613 kişi hunharca katledildi, 1275 kişinin esir veya kayıp olduğu kesinleşti. Ancak s&amp;ouml;z konusu belirleme &amp;ccedil;alışması b&amp;ouml;lgeye ilişkin &amp;ouml;nceki kayıtlı n&amp;uuml;fus ve şans eseri katliamlardan kurtulanların ifadeleri doğrultusunda yapılabildiği i&amp;ccedil;in, ger&amp;ccedil;ekte Hocalı'daki soykırımda hayatını kaybedenlerin sayısı &amp;ccedil;ok daha fazla . Kayıp olarak bilinenlerin bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n de soykırım kurbanları arasında olduğu &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;rken, halen Ermeni işgali altında olması nedeniyle b&amp;ouml;lgede geniş &amp;ccedil;aplı bir inceleme bug&amp;uuml;ne kadar yapılamamış. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Akılalmaz işgencelerle katledilen bu insanların tek su&amp;ccedil;u T&amp;uuml;rk olmaktı. Hocalı, T&amp;uuml;rk soykırımının en k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir &amp;ouml;rneği... Ermenilerin T&amp;uuml;rk d&amp;uuml;şmanlığının bir g&amp;ouml;stergesi&amp;hellip; Ancak bug&amp;uuml;n Batı kamuoyuna baktığımız zaman bu su&amp;ccedil;lamalara maruz kalan ne tezattır ki, hep T&amp;uuml;rklerdir. T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti'ni 's&amp;ouml;zde Ermeni soykırımı' yapmakla su&amp;ccedil;layan 'İnsan haklarından bahseden H&amp;uuml;r d&amp;uuml;nyanın' g&amp;ouml;zleri k&amp;ouml;r, kulakları sağır olmuş Ermenilerin Anadolu'da ve Azerbaycan'da yaptıkları ger&amp;ccedil;ek soykırımları g&amp;ouml;rmezden gelmekte devam ediyorlar. Hocalı&amp;rsquo;da katliam yapanlar 18 yıldır ellerini kollarını sallayarak serbest&amp;ccedil;e geziyor birde utanmadan T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye sınır kapılarını a&amp;ccedil;ın diyebiliyor. Katiller cezasız kalınca daha da azgınlaşyor. İşte bu y&amp;uuml;zden Hocalıda ve diğer coğrafiyalarda T&amp;uuml;rklere yapılan soykırım ve insanlık su&amp;ccedil;ları d&amp;uuml;nya kamuoyuna anlatılmalı uluslararası g&amp;uuml;ndeme taşınmalı, soykırım olarak tanıtılmalı ve su&amp;ccedil;lular hakettiği cezayı almalılar. Aynı zamanda tarih boyu T&amp;uuml;rk&amp;rsquo;e yapılan soykırımlar teker teker ortaya koyularak gen&amp;ccedil; nesillerin hafızasına yerleştirilmeli soykırımların anılması, her T&amp;uuml;rk insanın g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k yaşantısının bir par&amp;ccedil;ası olmalıdır. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;Ancak bu şekilde hem gelecekte yaşayabilecegimiz daha bir soykırımın &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; alabilir hem de soykırım kurbanlarına karşı olan borcumuzu &amp;ouml;demiş oluruz. &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM!&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7736742422523561112?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7736742422523561112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/unutulan-soykirimlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7736742422523561112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7736742422523561112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/10/unutulan-soykirimlar.html' title='UNUTULAN SOYKIRIMLAR'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TENDmky_nVI/AAAAAAAABqM/KqE_9AZWets/s72-c/34649_439751505989_158547270989_5782815_4794470_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8220223428037460107</id><published>2010-06-15T12:02:00.001-07:00</published><updated>2010-06-15T12:04:12.808-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>"ERMENİLERİN TÜRK KATLİAMI" GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TBfOOX7IO8I/AAAAAAAABpQ/SWhRkewkh-s/s1600/167520100615031948920.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 272px; DISPLAY: block; HEIGHT: 204px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483077817682377666" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TBfOOX7IO8I/AAAAAAAABpQ/SWhRkewkh-s/s320/167520100615031948920.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;"ERMENİLERİN TÜRK KATLİAMI" GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="spot"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="spot"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Erzurum'a 8 kilometre uzaklıktaki Tepeköy'de, Ermeni çeteleri tarafından katledilen Müslüman Türklerin toplu mezarının ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="inner46860"&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Tepeköy'de İbrahim Sefa'ya ait 70 metrekarelik alanda yapılan kazı çalışmasına Atatürk Üniversitesi (AÜ) Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu, AÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevat Başaran, Erzurum Kültür ve Turizm Müdürü Fikret Öztürk, Erzurum Müze Müdürü Mustafa Erkmen, Palandöken Müftüsü Mustafa Baytar ve diğer yetkililer katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazı çalışmalarının yapılacağı bölgede gazetecilere açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Kürkçüoğlu, ''Tepeköy'deki toplu mezar kazısı, bilim dünyasına Ermeni katliamını belgeleriyle, bilgileriyle ortaya koyacağımız bir bilimsel kazı olacaktır'' dedi. Uzun bir bilimsel çalışmanın ardından kazı yapılacak bölgenin belirlendiğini ifade eden Kürkçüoğlu, şunları kaydetti: ''Erzurum'un 8 kilometre güneybatısında yer alan Tepeköy'deyiz. Tepeköy'de 1918 yılının şubat ve mart aylarında iki ayrı yerde köyün sivil ahalisi katledilmiştir. Bilhassa 1918 yılının ocak, şubat ve mart ayları Erzurum ve çevresi için büyük katliamların yaşandığı aylardır. Tepeköy de bu katliamların yapıldığı bölgelerin başında yer alıyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürkçüoğlu, kazının Ermeni soykırım iddialarına verilecek en güzel cevaplardan birisi olacağına inandığını kaydetti.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;YAĞMUR NEDENİYLE ARA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzurum merkeze 8 kilometre uzaklıktaki Tepeköy'de sabah saatlerinde başlatılan kazı hava şartlarının bozulması üzerine durduruldu. Kazıda 13 erkeğe ait parçalanmış iskelet ile sikke ve ev eşyaları çıkartıldı. Çıkartılan iskelet ve diğer parçalar kazı alanının yanıbaşındaki boş alanda teşhir edildi. Teşhir esnasında köylüler ve kazıya katılan vatandaşlar, katledilen vatandaşların ruhuna Fatiha okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ermeni İlişkileri Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Erol Kürkçüoğlu, kazıyı Osmaniye'de terör saldırısında hayatın kaybeden üsteğmen eşi Dilek Akdağ'ın anısına gerçekleştirdiklerini kaydetti. Erzurum Arkeoloji Müdürü Mustafa Erkmen ise, toplu mezarda 70 erkek iskeletine ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Erkmen, kazıdan çıkartılan fişek, yanmış eşya parçaları ve sikkelerin Erzurum Arkeoloji Müzesi'ndeki Mezalim Seksiyonu?nda sergileneceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;DEDEM VE YAKINLARIM BURADA KATLEDİLDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepeköy'de yaşayan 72 yaşındaki Mehmet Şekeroğlu, Ermenilerin gerçekleştirdiği katliamda dedesi İbrahim Şekeroğlu ile birlikte çok sayıda yakınının şehit olduğunu söyledi. Şekeroğlu, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı mekânlarda Ermenilerce katledildiğine işaret ederek, "Ermeniler kadınları ayrı erkekleri ayrı yerde katletmiş. Köyün altındaki samanlıkta kadınları katletmişlerdi. 50 yıl önce kadınlara ait iskeletler toplu mezarlıktan çıkartılıp köy kabristanına defnedildi." diye konuştu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="BACKGROUND-COLOR: #ff0000;font-size:130%;" &gt;&lt;strong&gt;CİHAN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.haber7.com/haber/20100615/Ermenilerin-Turk-katliami-gun-yuzune-cikariliyor.php&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8220223428037460107?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8220223428037460107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/06/ermenilerin-turk-katliami-gun-yuzune.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8220223428037460107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8220223428037460107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/06/ermenilerin-turk-katliami-gun-yuzune.html' title='&quot;ERMENİLERİN TÜRK KATLİAMI&quot; GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/TBfOOX7IO8I/AAAAAAAABpQ/SWhRkewkh-s/s72-c/167520100615031948920.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-1266884077132391474</id><published>2010-06-15T11:59:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T02:21:34.329-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ERMENİLERİN TÜRK KATLİAMI-Erzurum Tepeköy'de</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-f43f736a42f42a5d" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Df43f736a42f42a5d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D425BF60CE47A122E7A64B989F955112B30F55559.6B0E90E75510FD5D8DF566D4DEF7BD9975581C2F%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Df43f736a42f42a5d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DVpcVTpLffHzHoQqKWQO3LnFJOms&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Df43f736a42f42a5d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D425BF60CE47A122E7A64B989F955112B30F55559.6B0E90E75510FD5D8DF566D4DEF7BD9975581C2F%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Df43f736a42f42a5d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DVpcVTpLffHzHoQqKWQO3LnFJOms&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-1266884077132391474?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/1266884077132391474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/06/ermenilerin-turk-katliami-video.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/1266884077132391474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/1266884077132391474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/06/ermenilerin-turk-katliami-video.html' title='ERMENİLERİN TÜRK KATLİAMI-Erzurum Tepeköy&apos;de'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7287937354384284484</id><published>2010-03-31T23:36:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T12:10:27.978-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>İmparatorluk Arşivlerinin Bulgaristan'a Satılması Olayı‏</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-b6a01a4845b8d8f3" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a01a4845b8d8f3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D74CD595493F61D143FC6BF3DB1C8F6DF4A3C76A7.1C6409AC30643654B4B31027BDB793E3F03C4526%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a01a4845b8d8f3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIx_PuY5wqX8VuKW-yb789lf2rLs&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a01a4845b8d8f3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D74CD595493F61D143FC6BF3DB1C8F6DF4A3C76A7.1C6409AC30643654B4B31027BDB793E3F03C4526%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a01a4845b8d8f3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIx_PuY5wqX8VuKW-yb789lf2rLs&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/embed/FFfIrvlRfUE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Abdülhalik Renda, Osmanlı Arşivini Bulgaristan'a satışına onay veren ünlü mason&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RA3jVoXDI/AAAAAAAABjM/MXXoegNRr54/s1600/12ar-1.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 119px; DISPLAY: block; HEIGHT: 144px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056371775462450" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RA3jVoXDI/AAAAAAAABjM/MXXoegNRr54/s320/12ar-1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşağıda Bulgaristan'daki Cyril ve Methodist Arşiv/kütüphane binası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RA1Pm-TUI/AAAAAAAABjE/2AUsb4LUh_8/s1600/11ar-2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 217px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056332119756098" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RA1Pm-TUI/AAAAAAAABjE/2AUsb4LUh_8/s320/11ar-2.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul'da Osmanlı Hükümetinin çalıştığı Babıali binasının giriş kapısı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAxbwHa8I/AAAAAAAABi8/80YNEuDo-BQ/s1600/10ar-3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056266659851202" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAxbwHa8I/AAAAAAAABi8/80YNEuDo-BQ/s320/10ar-3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GALATA KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAuDlf8BI/AAAAAAAABi0/_oZsB4yEayY/s1600/9ar-4.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 217px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056208633262098" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAuDlf8BI/AAAAAAAABi0/_oZsB4yEayY/s320/9ar-4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BABIALİ BİNASI; 18.yüzyıl&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAq0NZ0cI/AAAAAAAABis/xZ97F8odX4k/s1600/8ar-5.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056152966058434" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAq0NZ0cI/AAAAAAAABis/xZ97F8odX4k/s320/8ar-5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Abdülhalik renda imzalı kağıt para&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAnrvMUEI/AAAAAAAABik/rwAR9mjiUHc/s1600/7ar-6.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056099152252994" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAnrvMUEI/AAAAAAAABik/rwAR9mjiUHc/s320/7ar-6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAkzaPNwI/AAAAAAAABic/gKugzMK5Lrc/s1600/6ar-6.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056049672238850" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAkzaPNwI/AAAAAAAABic/gKugzMK5Lrc/s320/6ar-6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Veziri huzurunda yapılan bir toplantı ve alınan kararlar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAh8e_AtI/AAAAAAAABiU/SsqeyVAD038/s1600/5ar-10.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 193px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455056000568459986" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAh8e_AtI/AAAAAAAABiU/SsqeyVAD038/s320/5ar-10.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Defterdarlığında çalışma devame diyor, katipler evrakları kayda alıyor.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAeVhfPlI/AAAAAAAABiM/5ljWB_xbdNg/s1600/4ar-9.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 207px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455055938570370642" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAeVhfPlI/AAAAAAAABiM/5ljWB_xbdNg/s320/4ar-9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Abdülhalik renda onaylı "Bozkurt" resimli TC kağıt parası.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAaz827LI/AAAAAAAABiE/w1H4N-olX1I/s1600/3ar-8.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 274px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455055878018755762" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAaz827LI/AAAAAAAABiE/w1H4N-olX1I/s320/3ar-8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAXORC-bI/AAAAAAAABh8/Q4kQvMjN8fI/s1600/2ar-8.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 274px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455055816363276722" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAXORC-bI/AAAAAAAABh8/Q4kQvMjN8fI/s320/2ar-8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Babıali yokuşu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAS0uaFFI/AAAAAAAABh0/X1WQsxOrICY/s1600/1ar-7.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455055740787627090" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RAS0uaFFI/AAAAAAAABh0/X1WQsxOrICY/s320/1ar-7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;İmparatorluk Arşivlerinin Bulgaristan'a Satılması Olayı‏&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;WHY OTTOMAN ARCHİEVES DOCUMENTS SOLD TO BULGARİA?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Mayıs 1931 tarihi içinde İstanbul Defterdarlığı,”Evrakı metrukeyi tasfiye etme” düşüncesi kapsamında Osmanlı döneminden kalan 1.5 milyon tarih belgesini okkası 3 kuruş 10 paraya kuru ot ve saman fiatına Bulgaristan’a sattı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Türk Tarihi Arşiv belgelerini satma işini M.Tekfuryan adındaki bir Ermeni şirket sonuçlandırdı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Türkiye’nin her yerinde (il, ilçe. Köy) Osmanlı’dan kalan arşiv belgeleri yakıldı veya yok edildi, elden çıkarıldı. Yakılanlar arasında Arap harfleri ile yazılmış el yazması Kuran'ı Kerimler bile vardı. -Arşiv belgelerini satma işinin sorumlusu 1920’li yılların başlarından 1946 yılına gelinceye kadar devlet yönetiminin tepesinde bulunan Mustafa Abdülhalik Renda ve arkadaşlarının onayı ile gerçekleştirilmişti. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Ve Abdülhalik Renda, “ünlü bir masondu”. Tarihin gündeminde gerçekleştirilenler “Türk milletinin tarihine ihanet idi” ama bu suçlamayı yakıştırmayı hiç kimse üzerine almadı.-Resmi tarih çelişkilerle dolu acı gerçekleri görmek istemedi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Türkiye’de resmi tarihin savunucusu “fırıldak tarihçiler" gerçekleri açıklayabilir mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülhalik Renda, Osmanlı Arşivini Bulgaristan'a satışına onay veren ünlü mason&lt;br /&gt;Mayıs ayı 1931 tarihi gelende İstanbul’un hali bir başkaydı. Kış aylarından yeni çıkılmış, parklarda lale çiçeklerinin kımızıdan sarıya her türlü rengi boy atıp serpilmişti. Karaköy’dan vapura binenlerin adalara doğru gidişi esnasında martıların süzülerek uçması, boğazın beyaz köpüklü dalgaları arasından yunusların birbiri ardı sıra fırlayarak atlamaları görenleri derin derin düşündürüyordu. Sirkeci sahillerinde ise insanlar bir koşturmaca ve telaş içindeydi. Köprü üzerinde oltalarını haliç’in sularına atarak kısmetlerine avlayacakları balıkların sayısı ile kendilerini avutanların durumu görülmeye değerdi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşağıda Bulgaristan'daki Cyril ve Methodist Arşiv/kütüphane binası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sirkeci tren istasyonunda ise bir başka telaş vardı o günlerde…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cağaloğlu yokuşundan aşağı doğru inerek tren istasyonuz önünde duran kamyonların üzerindeki yüklerdi boşaltmaya çalışan hamalların alınlarındaki terlerden anlaşılıyordu ki çok zahmetli ve ve yorucu bir yük taşıdıkları…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O sırada Babıali yokuşunda yürümekte olan genç gazeteci İbrahim Konya’nın gözleri faltaşı gibi açıldı. Az önce Sirkeci’ye doğru giden kamyonların üzerindeki balyalardan kopan kağıt parcaları etrafa saçılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Altın sarısı kağıtların bir kısmı yerlerde sürünüyordu. Parçalanan ve ezilenler de vrdı. Onca telaş ve koşturmaca arasında sadeve İbranhim Hakkı efendi’nin dikkatini çekmişti kağıtlar….…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4 Haziran günü sabahleyin Son Posta gazetesinin ilk sayfasında yer alan şu haber&lt;br /&gt;okuyucuların kaşlarını çatmasına neden oldu: “…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mayısın on ikinci Salı günü Sultanahmetteki Maliye evrak hazinesinin önünde (20–30) kadar araba sıralanmış kapının önüne büyük bir baskül konmuş, bir takım çemberlenmiş kâğıtlar tartılıyor ve hamallarla bu arabalara konuluyor ve Sirkeci istasyonuna taşınıyordu. Bu ameliye esnasında bunlardan birçokları da sokaklara dökülüp saçılıyordu..."Aslında gazetenin yazdıkları bir konuya parmak basmaktı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sirkeciye doğru giden kamyonlardan savrularak yere düşen kağıt parçaları Osmanlı Arşiv belgeleri idi. Haberin yayınlanması üzerine Hükümetin haberi olmuş sevkiyat durdurulmuştu. Muallim Cevdet’in zamanın başbakanı İsmat Paşa’ya yazdığı duygusal mektup ve konunun TBMM’de gündeme getirilmesi üzerine Arşiv belgelerinin taşınması ve satılması konusu tartışmalara neden oldu. İnsanları dehşete düşüren çelişkili gelişme ise Arşiv belgeleri M. Halim ve M. Tekfuryan adındaki bir Ermeni’nin sahibi olduğu şirket tarafından satıl alınmış ve Bulgaristan’a satılmıştı. Bu durumda şu soru akla geliyor:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Neden bir Ermeni şirket Arşiv belgelerini alıyor, ve neden Bulgaristan’a satılıyor! Aslında Arşiv belgelerinin satılması olayının aylar önce başlayan gelişmesi yaşanmıştı. İsmet İnönü Hükümeti’nin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda’nın emirleri çerçevesinde “Evrakı Metruke’nin Tasfiyesi” (işe yaramaz evrakların/belgelerin elden çıkarılması) düşüncesi kapsamında İstanbul valiliğine bağlı Defterdarlık bünyesinde çalışma gösteren bir komisyon kurularak depolarda ve dolaplarda yer bulunamıyan ve artık “işe yaramaz” olan kağıt parçası evrakları ortadan kaldırmak gerekiyordu. Satış işi için 13 mayıs (1931) tarihinde gazeteleri ilan verilmiş, kısa bir zaman sonra 21 Mayıs (1931) tarihinde de sonuçlandırılmıştı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Satılan evrakların tutarının 120 balya ve 400 sandık civarında olduğu anlaşıldı. Satış işi mayıs 1931 de gerçekleşmişti ama bu olaydan 9 ay önce Ankara’dan gelen bir yazı üzerine komisyon kurularak ve işe yaramaz belgeler ayıklanarak satılması istenmişti. İstenmişti ama kurulan komisyon bir türlü hangi evrakların elden çıkarılacağına karar verememişti. Gelişmeler sonrası TBMM’de Arşiv belgelerinin satılması konusundaki tartışmaya cevap veren Maliye Bakanı’nın şu sözleri sözleri tutanaklara yansımıştı: “Yeni harflerin kabulü münasebetiyle bu evrakın kıymeti tarihiyeye haiz olmayanlarını yakmak mevzubahis oldu. Vekalette düşünüldü ki bunlar imha edileceğine , memleket dahilinde şuraya buraya atılacağına kağıt fabrikalarına satalım dendi”.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Güya burada Maliye Bakanı kendini savunuyor. İstenirse Bulgaristan evrakların hepsini olduğu gibi gönderebilirmiş. Ve satış işlemi sonrası anlaşıldı ki evraklar/belgeler Defterdarlık önünde kurulan baskül/kantar ile tartılmış ve okkasına 3 kuruş 10 para değer biçilmişti. Ve de satılan evrakların miktarı ise 120 balya ve 400 sandık civarında idi. Ağırlığı kantar ölçümleri sonucu 40 ton civarında idi. Özetli Osmanlı döneminden kalan tarih evrakları “kuru ot ve saman fiatına” elden çıkarılmıştı. Bahanesi de hazırdı “Yeni harflerin kabulü münasebetiyle”. TBMM’deki tartışmalar sonrasında kendisini savunan Maliye Bakanı “ mevcut evrak tetkik edilmiş işe yarayanlar ayrılarak yukarı kata konulmuş ve mütebaki (geride kalan) işe yaramayanlar da satımlık için ayrılmıştır”…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul'da Osmanlı Hüküametinin çalıştığı Babıali binasının giriş kapısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sirkeci’den yola çıkan kara trenin “çuf çuf” sesleri istim üzerinde etrafına dağıttığı kara bulutlar bir bir savruldu. Güzergah belliydi, önce Edirne ve daha sonra da Bulgaristan sınırı…Daha da ilerde Bulgaristan’ın orta yerindeki Sofya. Türkiye’den gelen arşiv evrakları vagonlardan dikkatle indirildi. Bulgar yetkililer “Cyril ve Methodist” adı verilen tarihi binanın veya kütüphanenin deposuna taşıdılar Türkiye’den gelen evrakları. Balyaların çemberleri açıldı. Dosyaları tutan ipler çözüldü ve zarflar veya dosyalar içindeki evraklar bir bir çıkarılmaya başlandı. “Türkler kendi arşiv belgelerini kuru ot fiatına satarak elden çıkarmışlardı. Evrakların yeni sahibi tarih meraklısı Bulgarlardı şimdi”. Daha da acısı Türkiye’de kraldan kralcılar için saldırı ve suçlama kampanyaları da hazırdı. Birilerini bir yerden bir işaret veriliyor, gazeteler o yönde yayın yapıyordu. Türk milletini geri bırakanlar belliydi: “Osmanlı dönemi yüzyılları”. Ve hain padişah gafil yöneticiler. En son Padişah Vahdettin’de ülkesini İngilizlere satan en haindi! Osmanlı ülke insanlarını cahil ve geri bırakmıştı! Şimdi ise yeni döneme geçilmişti. Her şey güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;…Sonradan anlaşıldı sadece satılan veya elden çıkarılan İstanbul defterdarlığına bağlı Osmanlı Arşiv belgeleri değildi. Cevdet Paşa kütüphanesinde bulunan 600 arabalık evrak da yok edilmişti. Milli eğitime ait belgeler, askerlik kayıtları ve diğer evraklar. Sadece nüfus ve tapu evraklarının korunmasına karar verilmişti. Bulgarlar, Türkiye’den gelen evrakların tasnifini yaptılar. Ve ortaya çıkan sonuçlar şöyle idi: -350 gömlek içinde 1 milyon belge -700 adet Maliye defteri -450 adet icmal mufassal tahrir defteri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-200 adet Şeriyye sicil defteri…Özetle: 1.5 milyon Osmanlı Arşiv belgesi satılmıştı Bulgaristan’a…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BABIALİ BİNASI; 18.yüzyıl Bulgaristan’a satılan arşiv belgeleri Türk milletinin en uzun ömürlü ve cihan devleti sayılan ve 600 yıl ömür süren Osmanlı tarihine ait önemli belgelerdi. Arşiv belgeleri hatırlanacak olaylar bilgilerdi. Yani tarihin hafızası idi. Satılan evraklar içinde vakıf kayıtları da vardı. TBMM’deki tartışmalardan sonra güya Bulgaristan’a satılan evrakların geri getirileceği açıklamaları yapıldı. Ertesi 1932 yılı içinde birkaç balya evrak göstermelik olarak Türkiye’ye getirilmiş oldu. Olayı yakından izleyenler öğrendiler ki geri gelen evrak balyaları 1936 yılına kadar ipleri bile çözülmemiş, depolarda sararıp solmaya çürümeye bırakılmıştı. Arşiv belgelerinin elden çıkarılması olayının genişleyerek artması sonucu: - Sadece İstanbul’da doeğil, Türkiye’nin her yerinde il, ilçe köy Osmanlı dönemi arşiv belgeleri de elden çıkarılmaya yakılmaya ırmaklara atılmaya, mağaralara saklanmaya başlanmıştı. -üzerinde Arapça harfli Osmanlıca yazılar bulunan mezar taşları hükümet binalarının girişindeki mermer kitabeler de yerinden söküldü kazıldı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-“Tasfiye etme” düşüncesi çerçevesinde Türkiye’nin her yerinde vakıf taşınmaz malları, camiler ve mescitler bile satılmaya elden çıkmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;Abdülhalik renda imzalı kağıt para&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özetle:Türk milletinin tarihi hafızası yok edilerek tarihi araştırması, sorgulaması gerçekleri ortaya koyması savunması engellenmeye yok edilmeye çalışıldı. Dünya tarihinde böylesi bir uygulama hiç görülmemişti. Tarihiyle, kültürüyle, kökenleriyle bağları koparılan bir ülkenin insanları idi Türkiye’de yaşayanlar. Bu uygulamanın kısa adı “İhanet” idi ama hiç kimse bu sözü üzerine almak istemedi. Yıllar yıllar sonra öğrenildi ki bu Osmanlı dönemi tarihi arşiv belgelerini ortadan kaldırma projesinin başında bulunan kişi Abdülhalik Renda, Arnavutluk Yanya doğumlu, Osmanlı döneminde çeşitli memurluk idarecilik, hatta 1918 yılında Halep valiliği de yapmış, Milli Mücadele’den sonra özellikle İnönü hükümetlerinin değişmez Maliye Bakanı, ömrü hayatının son yıllarına kadar (1946) TBMM Başkanlığı yapmıştı. Ve o Türkiye’deki Masonların önde gelen lideri idi. Bir şekilde adı Türk olan ama yaptıkları uygulama ile Türk milletinden intikam alan en büyük darbeyi vuran hareketin de lideri idi. Bütün bu olanları kurgulanan resmi tarih hiç bir zaman görmek istemedi. Gündemine almadı, alamadı…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Veziri huzurunda yapılan bir toplantı ve alınan kararlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Defterdarlığında çalışma devame diyor, katipler evrakları kayda alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Abdülhalik renda onaylı "Bozkurt" resimli TC kağıt parası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Babıali yokuşu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazar Cezmi YURTSEVER&lt;br /&gt;Çarşamba, 04 Haziran 2008 &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7287937354384284484?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7287937354384284484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7287937354384284484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7287937354384284484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/blog-post.html' title='İmparatorluk Arşivlerinin Bulgaristan&apos;a Satılması Olayı‏'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S7RA3jVoXDI/AAAAAAAABjM/MXXoegNRr54/s72-c/12ar-1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8270173963311061711</id><published>2010-03-27T11:28:00.001-07:00</published><updated>2010-03-27T11:30:59.305-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Kanunî’nin son seferi:Zigetvar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S65Ocge-ckI/AAAAAAAABVo/bYS93KTjYTM/s1600/gercektarih1_1269616609.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 226px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S65Ocge-ckI/AAAAAAAABVo/bYS93KTjYTM/s320/gercektarih1_1269616609.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453382450455409218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxMsoNormal" style="text-align: center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 28pt; color: red; font-family: 'monotype corsiva'"&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Kanun&amp;icirc;&amp;rsquo;nin son seferi:&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxMsoNormal" style="text-align: center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 48pt; color: red; font-family: 'monotype corsiva'"&gt;&lt;font color="#cc6600"&gt;Zigetvar&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 14pt"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;Erhan AFYONCU &amp;ndash; Pop&amp;uuml;ler Tarih / 58.Sayı / Haziran 2005&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; color: blue"&gt;Kanuni Sultan S&amp;uuml;leyman, 71 yaşında Zigetvar Seferi&amp;#39;ne &amp;ccedil;ıkar. Bu, Kanuni&amp;#39;nin son seferi olur. Biz de yazımızda, Zigetvar Seferi&amp;#39;ne hangi şartlarda ve hangi nedenlerle &amp;ccedil;ıkıldığını araştırdık.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 14pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;1.Kanuni neden Avusturya ile m&amp;uuml;cadele etti?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kanuni Sultan S&amp;uuml;leyman zamanında, Rusya&amp;#39;dan Hint Okyanusu&amp;#39;na kadar, farklı y&amp;ouml;nlerde askeri harek&amp;acirc;tlarda bulunulmuşsa da, savaşlarının asıl ağırlığı, Avusturya eksenli olmuştur.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Osmanlı kuvvetleri ilk defa 1463- 1479 arasında Venedik&amp;#39;le yapılan savaş sırasında Avusturya topraklarına girmişti. Asıl m&amp;uuml;cadele ise Osmanlıların Hırvatlara ağır bir darbe vurduğu 1493&amp;#39;te başladı. Hırvatlara yardım etmek isteyen Avusturya kuvvetleri, Osmanlı topraklarına girdiler ve ilk &amp;ccedil;atışmalar meydana geldi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kanuni d&amp;ouml;neminde Macaristan&amp;#39;ın alınması Osmanlıları Habsburglar&amp;rsquo;la komşu yapmıştı. 1526&amp;#39;da, Moha&amp;ccedil;&amp;#39;ta Macar Krallığı&amp;#39;nı yok eden Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburglar&amp;rsquo;ın doğu kolu olan Avustur ya arasında, Macaristan&amp;#39;a kimin h&amp;acirc;kim olacağı konusunda bitip t&amp;uuml;kenmek bilmeyen savaşlar başladı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;İki devletin ilişkilerinin ilk d&amp;ouml;neminde Avusturya, meydan savaşlarındaki &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;kleri nedeniyle Osmanlı ordularının karşısına &amp;ccedil;ıkmamış; sınırlarını, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k, orta ve b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;aplı bir&amp;ccedil;ok kale yaparak koruma yoluna git mişti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bu kaleler Dalma&amp;ccedil;ya&amp;#39;dan başlayarak, Hırvatistan ve Batı Macaristan&amp;#39;a, oradan Kuzey Tuna&amp;rsquo;daki dağ şehirlerinden ge&amp;ccedil;erek Transilvanya&amp;#39;ya kadar uzanmakta ve Osmanlılara karşı bir t&amp;uuml;r askeri sınır oluşturmaktaydı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;1532 de G&amp;uuml;ns, 1566&amp;#39;da Zigetvar, 1594&amp;#39;te Yanık, 1663&amp;#39;de ise Uyvar kaleleri Os&amp;shy;manlı ordularının Viyana&amp;#39;ya y&amp;uuml;r&amp;uuml;y&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml; engelledi. Viyana&amp;#39;nın surları ve tahkimatı za&amp;shy;yıfken, Osmanlı ordularının bu kalelerle uğraşarak zaman kaybetmeleri y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden, b&amp;uuml;&amp;shy;y&amp;uuml;k fırsatlar ka&amp;ccedil;ırılmıştı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;1566&amp;#39;da Osmanlı&amp;#39;nın Avusturya&amp;#39;ya b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir darbe vurmasını engelleyen Sigetvar Kalesi ise, Osmanlı İmpara torluğu&amp;#39;nda bir d&amp;ouml;nemin kapandığı yer oldu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;2.Avusturya ile ilişkiler nasıl gelişti?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Semiz Ali Paşa&amp;#39;nın veziri azamlığında, 1562 de Avusturya ile 8 yıllık bir barış antlaşması yapıldı. Ancak bu antlaşmaya rağmen, iki devletin sınır sorunları bitmedi. Avusturya elinde bulunan Macaristan toprakları i&amp;ccedil;in Osmanlı&amp;#39;ya &amp;ouml;dediği vergiyi de, &amp;uuml;st &amp;uuml;ste iki yıl vermedi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;1564&amp;#39;te Avusturya İmparatoru Ferdinand &amp;ouml;ld&amp;uuml;. II. Maximilian&amp;#39;ın tahta &amp;ccedil;ıkması dolayısıyla yapılan g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmelerde Osmanlı devlet adamları ve el&amp;ccedil;ileri iki yıllık vergiyi talep ettiler. Vergi meselesi g&amp;uuml;ndemdeyken Osmanlı&amp;#39;ya tabi olan Erdel Kralı Zsig&amp;shy;mond Janos, Avusturya&amp;#39;nın elinde olan Szatmar&amp;#39;ı aldı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Durumu şik&amp;acirc;yet i&amp;ccedil;in İstanbul&amp;rsquo;a g&amp;ouml;nderilen Avusturya el&amp;ccedil;isi Michel Czernowicz ise, Komarom&amp;#39;da, Budin Beyler beyi Aslan Paşa tarafından durduruldu; gecikmiş olan 60 bin duka altını vergi &amp;ouml;denmedik&amp;ccedil;e, kendisinin İstanbul&amp;#39;a gitmesine m&amp;uuml;saade edilmeyeceği bildirildi. &amp;Ouml;te yandan yine Aslan Paşa, Avusturya İmparatoru&amp;#39;na g&amp;ouml;nderdiği el&amp;ccedil;i Hidayet &amp;Ccedil;avuş ile vergi &amp;ouml;denmedik&amp;ccedil;e hi&amp;ccedil;bir el&amp;ccedil;inin gitmesine m&amp;uuml;saade olunmaması y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde padişahının&amp;nbsp;buyruğu olduğunu s&amp;ouml;yledi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bu baskı &amp;uuml;zerine Avusturya 1565 Şubat&amp;#39;ında vergi borcunu &amp;ouml;dedi. B&amp;ouml;ylece barış antlaşmasının uzatılması ve Erdellilerin ele ge&amp;ccedil;irdiği topraklarla ilgili g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmeler başladı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Veziriazam (Başbakan) Semiz Ali Paşa Erdellilere rağmen Avusturya ile barış taraftarıyken, İkinci Vezir Başbakan Yrd.) Sokollu Mehmed Paşa, Erdellilerin haklı olduğuna inanıyordu. Antlaşma sağlanamadı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;3.Zigetvar Seferi neden yapıldı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Tam bu sırada Avusturyalılar, Tokaj&amp;#39;ı zapt ettiler. Avusturya el&amp;ccedil;isi Czernowicz, ikinci kez İstanbul&amp;#39;a geldi. Fakat İstanbul&amp;#39;da farklı bir hava vardı. Ali Pa şa&amp;rsquo;nın &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; &amp;uuml;zerine Sokollu Mehmed Paşa vezir-i &amp;acirc;zam olmuştu ve Avusturya&amp;#39;nın boyun eğmeyeceği bir barışın taraftarı değildi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Macaristan&amp;#39;daki Osmanlı kuvvetleri Erdel&amp;#39;e yardıma g&amp;ouml;nderilmişti. İki taraf arasındaki g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmelerden bir sonu&amp;ccedil; &amp;ccedil;ıkmadı ve Avusturya el&amp;ccedil;ileri &amp;uuml;lkelerine geri d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ler.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;1566 başlarında iki taraf arasındaki gerginlik iyice arttı. Avusturya İmparatoru, barış i&amp;ccedil;in son bir hamle yaparak Hosszuthoty&amp;#39;yi İstanbul&amp;#39;a g&amp;ouml;nderdi; ama gecikmiş olan vergi Osmanlı&amp;#39;ya verilmedi ve Avusturya&amp;#39;nın işgal ettiği Tokaj hakkında da bir a&amp;ccedil;ıklama yapılmadı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bunu &amp;uuml;zerine el&amp;ccedil;i kaldığı evde hapsedilerek Avusturya &amp;#39;ya savaş ilan edildi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;4.Kanuni neden bu yaşta sefere &amp;ccedil;ıktı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;K&amp;acirc;nuni&amp;#39;nin sefere &amp;ccedil;ıkma kararında 1565&amp;#39;teki Malta kuşatmasındaki başarısızlığı silme, &amp;ldquo;Osmanlı Macaristan&amp;rdquo;ını&amp;nbsp;emniyet altına alma, 10 yıldır sefere &amp;ccedil;ıkmadığı i&amp;ccedil;in asker ve halk arasında ki hoşnutsuzluğu giderme, oğulları arasındaki m&amp;uuml;cadelelerin k&amp;ouml;t&amp;uuml; izlerini ortadan kaldırma ve suf&amp;icirc; &amp;ccedil;evrelerin yaydığı muhalif d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceler nedeniyle zedelenen imajını yeniden canlandırma gayeleri vardı&lt;/font&gt;.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;5.Zigetvar Seferi nasıl hazırlandı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&amp;Ouml;nce, İkinci Vezir Pertev Paşa serdar tayin edilerek Erdel&amp;#39;e g&amp;ouml;n derildi. Ardından da asıl ordunun harek&amp;acirc;tı i&amp;ccedil;in hazırlıklar başladı. (Sefer g&amp;uuml;zerg&amp;acirc;hı &amp;uuml;zerinde olan Osmanlı vali ve kadılarına emirler yazılarak yol ve k&amp;ouml;pr&amp;uuml;lerde onarım yapılması emredildi. &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;Ayrıca ordudaki asker ve hayvanların ihtiyacı i&amp;ccedil;in sefer yolu &amp;uuml;zerindeki mahalli y&amp;ouml;neticilere emirler g&amp;ouml;nderilerek &amp;ldquo;menzil&amp;rdquo; adı verilen belli noktalardaki ambarlarda depolama sağlandı&lt;/font&gt;.&amp;nbsp;)&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;6.Sefere &amp;ccedil;ıkmadan &amp;ouml;nce K&amp;acirc;nun&amp;icirc;&amp;nbsp;neler yaptı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Ey&amp;uuml;b Sultan&amp;#39;ı ve&amp;nbsp;ceddinin t&amp;uuml;rbelerini ziyaret eden K&amp;acirc;nun&amp;icirc;, gittiği t&amp;uuml;rbelerde fakirlere b&amp;uuml;y&amp;uuml;k miktarlarda sadaka dağıttı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;5 Nisan 1566 Cuma g&amp;uuml;n&amp;uuml; yola &amp;ccedil;ıkılacaktı; ancak padişahın rahatsızlığı bunu engelle&amp;shy;di. Ramazan Bayramı İstanbul&amp;#39;da ge&amp;ccedil;irildikten sonra, 29 Nisan g&amp;uuml;n&amp;uuml; b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir t&amp;ouml;renle padişah ve devlet ileri gelenleri İstanbul&amp;#39;dan yola &amp;ccedil;ıktılar.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Padişahın yakın maiyetini teşkil eden peykler, solaklar, m&amp;uuml;teferrikalar bu t&amp;ouml;ren sırasında g&amp;ouml;z alıcı kıyafetler giymişti. İstanbullular&amp;nbsp;bu merasimi seyre &amp;ccedil;ıkmışlardı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Rengarenk kıyafetleri, bayrakları ve silahlarıyla, farklı askeri kıtaların ge&amp;ccedil;it t&amp;ouml;&amp;shy;reni, seyreden herkesi kendisi ne hayran bıraktı. Padişah beyaz elbiseleriyle at &amp;uuml;zerinde, muhteşem maiyeti eşliğinde, İstanbul&amp;#39;dan ayrıldı&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;Devrin tarih&amp;ccedil;ileri padişahın beyaz sakallı ve beyaz elbiseli g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml;n nurdan bir minareye benzediğini s&amp;ouml;ylerler&lt;/font&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;7.Seferde rahatsızlanınca Kanun&amp;icirc; ne yaptı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Osmanlı birlikleri İstanbul&amp;rsquo;un dışında kurulmuş olan Otağ-ı H&amp;uuml;mayun&amp;#39;un bulunduğu yer de ilk konaklamayı yaptılar. Padişah sefere &amp;ccedil;ıkmıştı ama at &amp;uuml;zerinde gidecek&amp;nbsp;tak&amp;acirc;ti yoktu. Tekrar yola &amp;ccedil;ıkıldığında, rahatsızlığı artınca, Sokollu Mehmed Paşa&amp;#39;nın yardımı ile arabaya ge&amp;ccedil;ti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Padişahın rahatsız olmaması i&amp;ccedil;in, arabanın ge&amp;ccedil;eceği yollar d&amp;uuml;zeltiliyordu. Zigetvar&amp;rsquo;a kadar araba ile giden Kanuni Sultan S&amp;uuml;leyman, şehir merkezlerine gelindiğinde rahatsızlığına rağmen atına bindi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bir ay sonra, Tatar Pazarcığı&amp;rsquo;na, 49 g&amp;uuml;n sonra Belgrad&amp;#39;a gelindi. Seferin 59uncu g&amp;uuml;n&amp;uuml;, Erdel Kralı Zsigmond Janos Osmanlı ordug&amp;acirc;hına geldi. Erdel beyine, ordu İstanbul&amp;#39;dan ayrıldığında haber g&amp;ouml;nderilerek orduya katılması emredilmişti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kanuni Erdel h&amp;acirc;kimini Tuna &amp;uuml;zerinde Belgrad&amp;rsquo;ın karşısında Semlin şehrine h&amp;acirc;kim bir tepede kurulan otağ-ı h&amp;uuml;mayununda kabul etti. &amp;Ouml;n&amp;uuml;nde &amp;uuml;&amp;ccedil; defa diz &amp;ccedil;&amp;ouml;ken Zsigmond Janos&amp;#39;tan kalkmasını rica edip bir sandalyeye oturttu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;em&gt;&amp;ldquo;Sevgili oğlum&amp;rdquo;&amp;nbsp;&lt;/em&gt;diye hitap ettiği Erdel h&amp;acirc;kimine iltifatlar&amp;nbsp;ettikten sonra Avusturyalıların Erdel&amp;rsquo;den aldıkları kaleleri geri almasını istedi.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;8.Zigetvar kuşatması nasıl başladı?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Belgrad&amp;rsquo;ta durum değerlendirmesi yapıldı. Daha &amp;ouml;nceki niyet Eğri Kalesi iken serhattan gelen bilgiler Sigetvar&amp;#39;ın Osmanlı topraklarına b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zarar verdiği y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde oldu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Zigetvar Kalesi komutanı Nicolas Zriny bu sıralarda Sikloş civarında kararg&amp;acirc;hını kurmuş olan Tırhala Sancak beyi Mehmed Bey&amp;#39;e saldırarak onu şehit etmişti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bunun &amp;uuml;zerine ordu Zigetvar&amp;rsquo;a y&amp;ouml;neldi. Zigetvar ele ge&amp;ccedil;irilmesi &amp;ccedil;ok zor bir kale zinciriydi. &amp;Ccedil;evresi sularla &amp;ccedil;evrili birbiriyle bağlantılı d&amp;ouml;rt kaleden oluşuyordu; d&amp;ouml;rt bir yanından da, Almas nehri, bazı g&amp;ouml;ller ve bataklıklarla &amp;ccedil;evriliydi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kaleler birbirlerine tahta k&amp;ouml;pr&amp;uuml;lerle bağlantılıydılar. Zaten &amp;ldquo;Adalar Şehri&amp;rdquo; anlamına gelen &amp;ldquo;Zigetvar&amp;rdquo; ismi&amp;nbsp;kaleye bu konumundan dolayı verilmişti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Tuna&amp;#39;yı ge&amp;ccedil; mek i&amp;ccedil;in Vukovar civarında kurulan k&amp;ouml;pr&amp;uuml; dayanamayınca,&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Drava&amp;#39;da daha sağlam yeni bir k&amp;ouml;pr&amp;uuml; kuruldu. K&amp;ouml;pr&amp;uuml;den Tuna&amp;#39;yı ge&amp;ccedil;en Osmanlı ordusu Sigetvar&amp;rsquo;a doğru ilerlemeye başladı. 3 Ağustos&amp;#39;ta yolda daha &amp;ouml;nce b&amp;uuml;y&amp;uuml;k yararlılıklar g&amp;ouml;stermiş olan Budin Beylerbeyi Yahya Paşalu Aslan Paşa, kendi başına Polata Kalesi&amp;rsquo;ni fethetmeye kalkıp başarısız olmakla Avusturya askerlerinin T&amp;uuml;rk şehirlerine saldırmasına yol a&amp;ccedil;tığı nedeniyle infaz edildi,&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Zigetvar&amp;#39;a gelindiğinde, askere moral vermek i&amp;ccedil;in ata binen Kanuni, atından inip &amp;ccedil;adırına y&amp;uuml;r&amp;uuml;yerek gitti. Ağustos 1566&amp;#39;da Sigetvar kuşat ması başladı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kuşatmanın başında, Osmanlı ordusuna &amp;ldquo;&lt;em&gt;hoş geldin&amp;rdquo;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;g&amp;uuml;llesi g&amp;ouml;nderen kale komutanı Nicolas Zriny, ayrıca elinde esir olarak bulunan ileri gelen bir T&amp;uuml;rk&amp;#39;&amp;uuml; de &amp;ouml;ld&amp;uuml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Zriny kalesine o kadar g&amp;uuml;veniyordu ki kale istihk&amp;acirc;mlarının bir kısmını kırmızı kumaşlarla kaplatmış kale surlarına&amp;nbsp;madeni levhalar koydurtmuştu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;Ger&amp;ccedil;ekten de kuşatmanın başlamasının &amp;uuml;zerinden g&amp;uuml;nler ge&amp;ccedil;miş, kale direnmişti. Hastalığından dolayı dışarıya &amp;ccedil;ıkamayan padişah kuşatmayı &amp;ccedil;adırından takip ediyordu. Padişahın otağı, kuşatmaya h&amp;acirc;kim bir yer olan Zigetvar&amp;#39;ın kuzeyindeki Smilehov tepesine kurulmuştu&lt;/font&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;9.Zigetvar kuşatması nasıl ger&amp;ccedil;ekleşti?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Padişahın hastalığı iyice artmıştı; ancak kale de bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; alınamıyordu. Yeterli yiyecek, i&amp;ccedil;ecek ve savaş malzemesine sahip kalelerde 3- 4 bin asker ve 60 civarında top mevcuttu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;Kanuni kuşatmanın uzaması &amp;uuml;zerine&lt;em&gt;, &amp;ldquo;Bu kale benim y&amp;uuml;reğimi yakmıştır. Dilerim haktan, ateşlere yana&amp;rdquo;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;diye dua etmiş, birka&amp;ccedil; g&amp;uuml;n sonra&amp;nbsp;&amp;ldquo;Eski Zigetvar&amp;rdquo;&amp;nbsp;denilen b&amp;ouml;lge fethedildiğinde Avusturyalılar kendi şehirlerini ateşe vererek asıl kaleye &amp;ccedil;ekilmişlerdi!&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Burası zaptedildikten sonra, asıl kale Osmanlı top&amp;ccedil;uları tarafından s&amp;uuml;rekli d&amp;ouml;v&amp;uuml;lmeye başlandı. Kısa bir s&amp;uuml;re sonra&amp;nbsp;&amp;ldquo;Yeni Zigetvar&amp;rdquo;&amp;nbsp;da ele ge&amp;ccedil;irildi. Bu arada kale komutanının Avusturya İmparatoru Maximilian&amp;#39;a yardım talebi i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;nderdiği grup&amp;nbsp;yakalanmış ve kale &amp;ouml;n&amp;uuml;nde bayrakları a&amp;ccedil;ılarak teşhir edilmişlerdi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Sokollu Mehmed Paşa kalenin bir an &amp;ouml;nce fethedilmesi i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;aba g&amp;ouml;steriyor, Almanca, Hırvat&amp;ccedil;a ve Macarca yazılmış &amp;quot;teslim olun&amp;quot; &amp;ccedil;ağrılarını kaleden i&amp;ccedil;eri attırıyor, bazı geceler siperlerde askerlerle beraber yatıyordu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Kuşatmanın son g&amp;uuml;nlerin de padişahın hastalığı iyice arttı. Orduda s&amp;ouml;ylentiler ya&amp;shy;yılmaktaydı. Zaman daralmıştı. Kalelerin &amp;ccedil;evresindeki bataklık alan odun ve toprakla doldurularak surların &amp;ouml;n&amp;uuml;ndeki engeller kaldırıldı,&amp;nbsp;kaleye doğru&amp;nbsp;&amp;ldquo;lağım&amp;rdquo;&amp;nbsp;adı verilen t&amp;uuml;neller kazıldı ve surlara&amp;nbsp;&amp;ldquo;humbara&amp;rdquo;&amp;nbsp;denilen bombalar yerleştirilerek surlar tahrip edilmeye &amp;ccedil;alışıldı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;5 Eyl&amp;uuml;l g&amp;uuml;n&amp;uuml; surlara tırmanan bir T&amp;uuml;rk fedaisinin yerleştirdiği bomba, surlarda b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir gediğin a&amp;ccedil;ılmasına neden oldu. Buradan Osmanlı askerleri i&amp;ccedil;eri girince kale kuvvetleri i&amp;ccedil; kaleye &amp;ccedil;ekildi. Bunun &amp;uuml;zerine i&amp;ccedil; kale kuşatıldı ve surları ateşe verildi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left" class="ecxgmail_quote"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 14pt; color: red"&gt;&lt;font color="#006600" face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;10.Kanun&amp;icirc;&amp;rsquo;in &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; nasıl gizlendi?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Sigetvar tamamen d&amp;uuml;şmek &amp;uuml;zereyken, 6- 7 Eyl&amp;uuml;l gecesi&amp;nbsp;&lt;em&gt;&amp;ldquo;B&amp;uuml;y&amp;uuml;k T&amp;uuml;rk&amp;rdquo;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;hayata g&amp;ouml;zlerini yumdu. Vezir-i &amp;acirc;zam Sokollu Mehmed Paşa padişahın &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;nden haberdar olanlara bunun bir sır olarak saklanmasını ve gereken yapıldıktan sonra padişahın yattığı yerin altı na defnedilmesini emretti. Kanuni&amp;#39;nin cesedi i&amp;ccedil; organları &amp;ccedil;ıkarıldıktan sonra, misk ve anber kokuları s&amp;uuml;r&amp;uuml;lerek tahtın altına ge&amp;ccedil;ici ola&amp;shy;rak defnedildi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Bir&amp;nbsp;&amp;ldquo;dubl&amp;ouml;r&amp;rdquo;&amp;nbsp;de, padişahın yatağına hasta gibi yatırıldı. Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa b&amp;ouml;ylelikle durumu askerden gizledi. Ancak kalenin bir an &amp;ouml;nce ele ge&amp;ccedil;mesi lazımdı. Ordu komutanlarına,&amp;nbsp;&lt;em&gt;&amp;ldquo;&amp;Ccedil;ok ş&amp;uuml;k&amp;uuml;r padişahın sağlığı d&amp;uuml;zelmek &amp;uuml;zeredir fakat kalenin fethinin gecikmesinden dolayı huzursuzluk duymaktadır. Padişahımızın emri Sigetvar&amp;#39;ın bug&amp;uuml;n fethedilmesidir&amp;rdquo;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde bir emir g&amp;ouml;nderdi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Veziriazamın teşvikleriyle son h&amp;uuml;cum hazırlıkları yapıldı.&amp;nbsp;İ&amp;ccedil; kalenin surları yanınca kale kuvvetleri son bir gayretle huru&amp;ccedil; hareketini denedi. Ancak bu sonucu belli bir denemeydi. Daha kale kapısından &amp;ccedil;ıkar &amp;ccedil;ıkmaz hepsi yakalandı.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;Ağır yaralı ele ge&amp;ccedil;irilen kale komutanı, yeni&amp;ccedil;eri ağasına g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;, orada bir topun &amp;uuml;zerinde infaz edildi. B&amp;ouml;ylece 7 Eyl&amp;uuml;l&amp;#39;de Zigetvar Vezir-i Azam Sokollu Mehmed Paşa&amp;nbsp;komutanlığında&amp;nbsp;fethedilmiş oldu.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="ecxMsoNormal" style="text-indent: 27pt"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: 'comic sans ms'"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: blue"&gt;&lt;font face="Times New Roman" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8270173963311061711?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8270173963311061711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/kanuninin-son-seferizigetvar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8270173963311061711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8270173963311061711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/kanuninin-son-seferizigetvar.html' title='Kanunî’nin son seferi:Zigetvar'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/S65Ocge-ckI/AAAAAAAABVo/bYS93KTjYTM/s72-c/gercektarih1_1269616609.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4885472790733637355</id><published>2010-03-27T11:26:00.001-07:00</published><updated>2011-09-07T12:00:09.210-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>BİR DURUŞUN DÜNYAYA BEDEL OSMANLI</title><content type='html'>&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-8ad9015f32aab29e" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v14.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D8ad9015f32aab29e%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D324608D14E13730404BC4A1F068E7B009A7A2468.60B3018E6E62BCEB44A5886A32EA2CC99CBEF5CD%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D8ad9015f32aab29e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DgQ9FC8JBUey_72DGH_l8PH5y780&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v14.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D8ad9015f32aab29e%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289810%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D324608D14E13730404BC4A1F068E7B009A7A2468.60B3018E6E62BCEB44A5886A32EA2CC99CBEF5CD%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D8ad9015f32aab29e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DgQ9FC8JBUey_72DGH_l8PH5y780&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.dailymotion.com/swf/xcclwa allowfullscreen=&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4885472790733637355?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4885472790733637355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/bir-durusun-dunyaya-bedel-osmanli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4885472790733637355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4885472790733637355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/bir-durusun-dunyaya-bedel-osmanli.html' title='BİR DURUŞUN DÜNYAYA BEDEL OSMANLI'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-2937860381340280737</id><published>2010-03-27T11:24:00.000-07:00</published><updated>2010-03-27T11:25:05.099-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>İSTANBUL'UN FETHİ (ANİMASYON)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xcc7eb" width="400" height="365" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-2937860381340280737?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/2937860381340280737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/istanbulun-fethi-animasyon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/2937860381340280737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/2937860381340280737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2010/03/istanbulun-fethi-animasyon.html' title='İSTANBUL&apos;UN FETHİ (ANİMASYON)'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-9116929056317609266</id><published>2009-07-04T09:08:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T09:32:10.304-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-pLx63QI/AAAAAAAAA88/38hbHrlVix0/s1600-h/39258.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354637727968713986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-pLx63QI/AAAAAAAAA88/38hbHrlVix0/s320/39258.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="OsmanlMetin" align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;İstanbul’un Fethi ve Ayasofya’nın camiye çevrilişi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="OsmanlMetin" align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doç. Dr. Said Öztürk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Müslümanların İstanbul’u fetih arzuları çok erken tarihlerde başlamış idi. Hicri 52, miladi 672 yılında Hz. Muhammed’in mihmandarı olan Ebu Eyyub el- Ensari ile ile başlayan fetih hareketi, ancak onuncusunda yani Fatih Sultan Mehmed’in Bizans’a giriştiği son hamle ile neticelenecek, İstanbul Müslüman ordularına, Osmanlı askerine kapılarını açacaktır . &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kısım kaynaklar Emevilerle Abbasiler’in H.34/655-H.169/785 tarihleri arasında İstanbul’a beş sefer düzenledikleri, Osmanlıların ise, İstanbul’u yedi kere muhasara ettikleri ve yedincisinde fethettikleri kayıtlıdır.Fatih’in Ayasofya ile ilgili en eski vakfiyelerinden birinde “nice melikler bu işe el uzattılar. Her birinin zafere ulaşamadan geri döndükleri rivayet olunmaktadır. Kuvvet ve azamet sahibi eski sultanlar ve meliklerden 63 kişi bu beldeyi feth için çok miktarda asker topladılar. Muhkem ve büyük kuvvetlerle geldiler. Kuşatıp zorla ele geçirmek ve halkını esir etmek isteğiyle harb ettiler ise de ..verdikleri zayiatla birlikte geri çekildiler”. Kaydı ile vu konuya işaret edilir. Son Bizans imparatorunun (XI. Konstantinos) ne cesareti, ne de enerjisi devleti yıkılmaktan kurtaramayacaktı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fatih Sultan Mehmet, babası II. Murad’ın vefatından sonra (Şubat 1451) Bizans’ın son saatleri de yaklaşmış idi. Zira Bizans’a ait olan İstanbul, Osmanlı arazisinin tam kalbinde yer alıyor, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlıların Anadolu ve Avrupa’daki topraklarını birbirinden ayırıyordu. Bu yabancı unsuru ortadan kaldırmak ve teşekkül etmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’na İstanbul ile sağlam bir devlet merkezi hediye etmek genç sultanın ilk hedefi idi. Tükenmez bir enerji ve büyük bir ihtiyat ve itina ile Bizans İmparatorluğu’nun başşehrinin fethi için hazırlandı. Boğaziçi’nde, şehrin hemen dibinde Rumeli Hisarı’nı inşa etti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O devirde Bizans mezhep kavgaları ile meşgul idi. İstanbul’un sukut edeceği bilindiği halde, mezhep ihtilafı sönmemişti. Bizans Tarihi yazarı Dukas, söz konusu mücadele hakkında şu çarpıcı beyanlarda bulunuyor ;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Mezhep kavgaları da nihayet bulmadı. Salâhiyetli ruhanilerin bu hususta takındıkları tavır zikre değer. Mesela günahlarını itiraf için bunlara müracaat eden hristiyanları, daha evvel katolik papazlarından Hz. İsa’nın kanını ve cesedini temsil eden ekmek ve şarabı alıp almadıklarını, birleşme taraftarı bir papazın icra eylediği ruhani ayinde bulunup bulunmadıklarını soruyorlardı. Şayet böyle bir hal vaki olmuş ise, bu husustaki kilise kanunları şiddetli ve manevi cezası ağır idi. Adet olduğu üzere kilise kanunlarına uyarak mukaddes ekmek ve şarabı almağa hak kazanan kimse, birleşme taraftarı papazlara müracaat etmezse, onlar tarafından ağır manevi cezaya müstahak olurdu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birleşme taraftarı papazlar Ortodoksluk taraftarı olan papazlar hakkında bunların papaz olmadıklarını, takdim ettikleri şeylerin sahih ve hakiki olmadıklarını söylüyorlardı. Ortodoks papazlar, bir cenazeye veya bir ölünün ruhunun istirahatı için yapılan ayine davet olunduğu zaman, bu merasimlerde birleşme taraftarı bir papaz görününce, Ortodoks papaz hemen ruhani elbisesini çıkarır ve yangından kaçar gibi oradan uzaklaşırdı. Büyük kilise (Ayasofya) şeytanların ilticagahı ve putperestlerin mabedi telakki ediliyordu. Nerede o mumlar, nerede o kandillerdeki yağlar ? Her şey zulmet içinde, hiç müteessir olmuyordu, mukaddes mâbed viran bir hal almıştı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu hal, şehir halkının dini hükümlere muhalefet ve tecavüzleri dolayısıyla, bir müddet sonra mâbedin düşeceği harap vaziyeti daha evvelden gösteriyordu. Genadios ise, hücresinde va’z ediyor ve birleşmeğe taraftar olanları tel’in ediyordu”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas devamla diyor ki; Genadios her gün birleşme taraftarları aleyhine vaz etmekten ve yazılar yazmaktan geri kalmıyordu….Senatodan baş amiral büyük duka, Genadios ile hem fikirdi ve işbirliği yapıyorlardı. İstanbul’un aleyhine toplanmış olan sayısız Türk askerlerini gören halka hitaben bu büyük duka Latinler aleyhine şunları söylemeğe cesaret etti; İstanbul’un içinde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunu görmekten daha iyidir. Dukas’ın büyük duka dediği şahıs Bizans Devleti’nin en saygın kişilerinden Leon Notaras idi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayasofya’ya mağara ve rafizilerin mezbahı adı veriliyor, içinde kiliselerin birleşmesi taraftarları olanlar tarafından ruhani ayin icra olunduğundan kirlenmemek için Dukas’a göre hiçbir Bizanslı bu mâbede girmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bizans, ahlaki bakımdan da tamamen çökmüştü. Bu durum karşısında İstanbul’un müdafaası doğudaki ticari menfaatlerini kaybetme korkusu içinde bulunan Latinlere bırakılmıştı.&lt;br /&gt;Tahta çıkınca ilk işinin İstanbul’un fethi olacağı şayiası daha şehzadeliği zamanından beri duyulan Fatih tahta çıkınca Bizanslılar derin bir teessüre kapılmışlar, son Bizans imparatoru Konstantinos Dragasis, hristiyanlık namına Papa Beşinci Nicolas (Nikola)’dan imdat dilemiş, hatta asırlardır birbirine düşman olan İstanbul ve Roma kiliselerinin birleştirilmesine bile razı olmuştur. Batılı kaynaklarda göre papa İstanbul’a yardım kuvvetleri yerine iki mezhebi birleştirecek bir kardinalden başka bir şey göndermemiş olmakla tenkit edilir. Aslen Selanikli veyahut Moralı bir Rum olduğu rivayet edilen kardinal İsidore (İzidor) büyük bir gemiye iki yüz İtalyan askeri doldurarak İstanbul’a gelmiş, 30 Zilkade 856 /12 Ocak 1452 (12 Aralık 1452 bk Ostrogorsky, s. 523) günü Ayasofya kilisesinde imparatorla devlet erkanı da hazır bulunduğu halde büyük bir ayin yaparak Rum patriği Grigorios Mammas’la beraber Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleştirildiğini ilan etmiştir. Mezheplerine vatanlarından çok fazla bağlı olan Bizanslılar imparatorun bu faaliyetini küfür saymışlar ve İstanbul sokaklarında Türk sarığı görmeyi kardinal şapkası görmeye tercih ettiklerini konuşmaya başlamışlardır. Bizans imparatoru Avrupa katolikliğine gösterdiği fedakarlığın karşılığını görememiş, hemen hiçbir yardım alamamış, netice itibariyle kendi tebaası arasına bir tefrika sokmuş ya da mevcut olan bir tefrikayı alevlendirmiştir. İmparator bu buhran içinde yapabildiği tek şey surları onarmak, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adaları tahkim etmek ve şehre erzak yığmak olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas’ın anlattıklarına bakılırsa, İstanbul’un fethinin yaklaştığını ve şehrin düşeceğini anlayan yerli halk, bütün kadın ve erkekler, rahip ve rahibeler Büyük Kilise’ye yani Ayasofya’ya sığınmışlar, iltica etmişlerdi. Bunun sebebi şu idi; Çok seneden beri şehir halkına bazı yalancı falcılar istikbalde şehrin Türklere teslim olunacağını, bu Türklerin askeri kuvvetle şehre gireceklerini, Bizanslıları keseceklerini ve Türklerin bu yürüyüşlerinin büyük Konstantin’in sütununa (Çemberlitaş) kadar varacağını, ondan sonra gökten bir meleğin elinde kılıç olarak ineceğini ve bu melek, sütunun yanında bulunacak olan ismi meçhul sadedil ve fakir bir adama imparatorluğu ve kılıcı vererek ona; Bu kılıcı al ve Allah’ın kavminin intikamını al diyeceğini, o zaman Türklerin geri gideceklerini, Bizanslıların bunları takip ve telef edeceklerini, bunların şehirden, garptan ve şark yerlerinden İran hudutlarında bulunan bir yere kadar kovulacaklarını söylüyorlardı. Bazı kimseler yukarıda bahsedilenlere inanarak bunların vaki olacağı kanaatiyle koşuyorlar ve başkalarını da koşmağa teşvik ediyorlardı. Bunların kanaati böyleydi ve bugün vuku bulmakta olan hadiseler, esasen çok seneden beri kafalarında yer etmişti. Yani Stavros (Çemberlitaş) sütununu geçecek olursak, gelecek felaketi atlatırız diyorlardı. İşte bu sebepten halk Ayasofya’ya sığınıyordu. Bir saat içinde o muazzam mâbed tamamıyla erkek ve kadınlarla dolmuş idi. Mâbedin alt ve üst katları, avluları ve her bir yeri sayısız halk tarafından işgal edilmişti. Mâbed dolduktan sonra, içerdekiler kapıları kapadılar; kurtuluşlarını mâbedin kerametinden bekliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İstanbul’un fethinden bir gün önce Ayasofya’da imparatorun, bütün devlet ve saray erkanının göz yaşlarıyla katıldığı büyük bir ayin yapılır. Bu Ayasofya’da yapılan son ayindir. Ayrıca sokaklardan papazların idare ettiği ayin alayları geçirilmiş, bütün halk bu alaylara katılmış, İstanbul’un içi “Kyrie eleison” yani Ya Rabbi bize merhamet et dualarıyla çınlamış, kadın ve çocukların vaveylaları içinde yoluna devam eden alay surlara kadar ilerleyerek Bizans’ın son tahkimatını takdis etmişlerdir. İmparator, Bizanslıları mukavemete teşvik eden son nutkunda Şarki Roma’nın uzun bir inhitat ahlaksızlığından sonra bu akıbete layık olduğunu belirten “eğer bu tavsiyelerime riayet edecek olursanız Allah’ın bize yolladığı haklı cezadan belki kurtuluruz” sözünü ifade etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türkler İstanbul’u zaptettikleri zaman (29 mayıs 1453) müdafaasız halk kiliseye sığınmıştı. Halk şu inancı taşıyordu; Türkler Büyük Konstantin sütununun yanına kadar geldiklerinde gökte bir melek zuhur edecek ve bunu gören Türkler bir daha dönmemek üzere Asya’da ki vatanlarına (İran sınırı) çekileceklerdi. Fakat Türkler gelmişler mabedin kapılarını açarak içeri girmişler ve orada korkudan birbiri üstüne yığılmış olan erkek ve kadınları esir etmişlerdir. Burada cebren içeri girmek mecburiyetinde kalan Türk askerleri hiç kimsenin hayatına dokunmamış ve yalnız esir almakla yetinmişlerdir. Türk ordusu değil Ayasofya’ya sığınanları öldürmek, İstanbul’a girdiği vakit Fernand Grenard’ın ifadesiyle yalnız silahla mukavemet gösterenleri ve vaziyetleri şüpheli görülenleri öldürmüşler, mütebakisini esir etmişlerdir. Bizans Rumları katliama maruz kalmamıştır. Hayrullah Efendi tarihinde “şehir içine girildikten başka imparatorun ölümü haberi duyulunca asker ve halktan bir çoğu Venedik gemilerine binip kaçmak için Samatya, Ahırkapı ve Kadırga Limanı taraflarına koştuklarından diğer taraflarda az kimse kalmıştı. Bundan başka ahalinin çoğu kiliselere kapandığından çok can kaybı olmadığını, bir çoğunun da savaş esiri olarak sağ yakalandıklarından iki bin kişiden fazla insanın ölmediğini..” belirtir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kapılarını kırıp Ayasofya’ya giren Fatih’in askerlerinin yaptıklarını abartılı bir şekilde anlatan Dukas, mâbedin içinde hiçbir şey bırakmadılar der. Daha sonra Hammer, Lamartine, Kont Segür, Dimitri Kantemir ve benzeri Avrupa tarihçileri ve yazarları da taassuba dayanan, gerçek dışı saldırılarda bulunmuşlar, okuyucularını yanıltmışlardır. Ayasofya da dahil sanat ve kültür eserlerini tahrip edenler Türkler değil, bir kısım batılı kaynakların da teslim ettiği gibi, Türklerden iki buçuk asır önce İstanbul’u Bizanslılardan zaptetmiş olan Avrupa Haçlılarıdır. Şurası unutulmamalıdır ki, Osmanlılar Ayasofya’nın çan kulesini bile yıkmamışlardır. 1847-1849 yılları arasında gerçekleşen tamirde İsviçreli mimarlar Bizans devri mozayiklerinin hâlâ çok iyi durumda olduğunu görmüşlerdi. Eğer Türkler tahripkar davransaydı mozayiklerden eser bile kalmazdı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus müelliflerinden Uspenski sanat ve kültür eserlerine karşı Müslüman Türklerin 1204 Haçlılarından bin kat insaflı ve insanca davranmış olduklarını söyler. Bir çok batılı tarihçi de Müslümanların Kudüs’e girdiklerinde orada ki Hristiyanlara, kendilerini İsa’nın askerleri sayan İstanbul’u talan eden bu adamlardan daha bir insanca davrandıklarını yazarlar. Ortaçağda yaşamış Fransız tarihçi Villehardouin 1204 Haçlı yağmasını “Dünya yaratıldı yaratılalı bir kentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır” diye anlatır. Zaten harap ve perişan bir halde olan İstanbul’u alan Fatih, derhal imar faaliyetlerine başlamıştır. Türk fethi Bizansı yıkmış ama İstanbul’u kurtarmıştır. Tarih-i Ebu’l-Feth yazarı Tursun Bey eserinde İstanbul daru’l-eman oldu, Fatih Ayasofya’ya geldiğinde “bu binay-ı hasînün tevabi ve levahıkın harab u yebab gördi” der ve Ayasofya’yı ve surları onardığını belirtir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet adlı eserinde 1204 yılındaki Latin yağmasına değinirken barbarlarınkinden çok daha korkunç katliâma ve yağmaya giriştiklerini, yüzyıllardır biriktirilen defineler, hazineler yağmalandığını; kiliseler, manastırlar, evler, soyulup soğana çevrildiğini; Ayasofya’nın tamamen soyulup boşaltıldığını; kutsal vazolar içki kadehleri olarak kullanıldığını, mihrabı yaktıklarını, kilisede değer taşıyan ne varsa parça parça edip aralarında paylaştıklarını, aldıkları bu değerli eşyayı yüklemek için atlarını ve katırlarını kilisenin içine kadar getridiklerini, hayvanlar gibi davranıp bütün kadın ve kızların, rahibelerin ırzına geçtiklerini belirtir.&lt;br /&gt;Sadece Ayasofya’da bile her asırda bir Türk eseri buluyoruz. Her devirde camiiye bir Türk eseri katılmıştır. Müştemilatıyla binayı bu zaviyeden değerlendirdiğimizde Türk eserleri yarıdan fazlayı bulur. Süheyl Ünver, Ayasofya’nın pek çabuk olarak medresesi ile, türbeleri ile ve Mahmud I in kurduğu pek zarif kütüphanesi ile, mahfelleri ile, şadırvanıyla, sebiliyle, ilk mektebi ile muvakkıthanesi ile en mühim İslami sitelerimizden biri olmuştur der.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türklerin Ayasofya’ya girişlerine şahit olanlardan hiç biri sonraları çıkan rivayetlerde olduğu gibi, o vakit bir katl-i âmdan ve mabede karşı bir hürmetsizlik ve tecav üz yapıldığından bahsetmezler. Bu müfterilerden biri olan ve Ayasofya’nın minarelerinin yıktırılmasını, Rusların İstanbul’u alıp haçı dikmesini hararetle savunan muasır tarihçilerden Schlumberger hiçbir kaynak göstermeden Ayasofya içinde bile katliam olduğunu belirtir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet adlı eserinde, öyle görünüyor ki büyük kilisede çok az kan döküldü. Türkler orada bulunanları tutuklayıp sonradan köle yapmakla yetindiler der. Yine aynı yazar Fatih’in akşam sivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya son verilmesini emrettiğini, orduya mensup her kişiye, her askere kent halkını, kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı da bunlara karşı kötü davranılmasını yasaklıyorum. Bu emre karşı gelen herkes öldürülecektir dediğini nakleder. Osmanlılar merhametli davranmayı kan dökmeye tercih etmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayasofya sahasını hiçbir katl veya idam lekesi kirletmemiştir. Voltaire, İstanbul’un zabtı sırasında bazı tarihçiler tarafından Osmanlılar tarafından ahaliye karşı yapıldığı belirtilen saldırıları ve bu saldırılara karşı gösterildiği rivayet edilen salabet ve hoşgörüyü reddetmiştir. Lamartine bütün saldırıları ile beraber şu gerçeği aktarmadan geçememiştir. Ünlü tarihçi Phranzes’den naklen şöyle diyor; ...rahibelerin, annelerinden ayrı düşmüş çocukların, kendi çocuklarından ayrılmış annelerin feryat ve figanlarını merhamet gözüyle gören Osmanlılar bu hazin duruma üzülüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fatih, umumiyetle rivayet olunduğu gibi, at üzerinde değil, fakat yaya olarak kiliseye girmiş ve müezzine ezan okutarak maiyeti ile beraber namaz kılmıştır. Maalesef ünlü ressam Delacroix, Paris Louvre Müzesinde bulunan Fatih’in Ayasofya’ya girişini temsil eden tablosunda sultanı atıyla mabede girer gibi göstermiştir. Hata etmiştir. Fatih Ayasofya’ya girince secde-i şükrana kapanmış, iki rekat namaz kılmış, ilk ezanın da bu sırada okunduğu rivayet edilmiştir .&lt;br /&gt;Fatih düzenlenen tören alayı ile şehre girince kuvvetli rivayete göre doğruca Ayasofya’ya gitmiştir. Tursun Bey, Ayasofya nam kiliseyi görmeye rağbet etti der. Müverrih Âlî, “Fatih’in hemen şehre girmesindeki isticali Ayasofya nam kenise-i azimeyi mâbed-i ehl-i İslam etmeğe mütehâlik” olduğunu söylüyor ve devamla mâbed-i kadime doğru yöneldiklerini belirtiyor. Osmanlı Türklerinde bir gelenek olarak devam eden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardır. Bu kural bir memleket veya kale fethedildiği vakit ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edildikten sonra ilk Cuma namazı bu ilk camiide kılınırdı. Bu tarihi ve milli an’ane gereği Fatih vakit geçirmeden Ayasofya’yı camiiye tahvil etmek gayesiyle Ayasofya’ya yönelmiştir. Fatih buraya gelince atından inerek yaya olarak içeriye girmiştir. Burada belirtmek gerekir ki Fatih at üzerinde değil yaya olarak mâbede girmiştir. Fatih mâbedin azametini görünce hayran kalmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O sırada bir Türk askerinin mabedin mermerlerinden birisini kırmakta olduğunu görünce Fatih, bu tahribatı neden yaptığını sormuş, o asker de din için yaptığını söylemiştir. Fatih bu askerin tahribatına mani olmuş, askeri yakın koruma dışarı çıkarmıştır. Fatih burada “servet ve esirler size yeter, şehrin binaları bana aittir” der.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yanında bulunan bazı İtalyan ve Rumlar’ın rivayetine göre Fatih, mozaiklerin sökülmesi teşebbüsünde bulunan mimarlara hitaben; “Durunuz! Bu mozaik resimleri günaha sebep olmamaları için bir kireç tabakasıyla örtmekle yetininiz! Fevkâlâde olan bu kakmaları koparmayınız” demiştir. 1930’lı yıllarda Amerikan Bizans Ensititüsü namına Ayasofya mozayiklerini araştırmakla görevli Thomas Whittemore “bu mozayiklerin hiç birinde insan tarafından tahribat ika edildiğine ait bir iz görülmemiştir. Hatta binanın her tarafında yüzlerce haçlar hiç bozulmadan kalmış olup binanın uzun müddet Türkler tarafından muhafaza edildiğine şehadet etmektedir”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayasofya İstanbul’un fethinde usulden olduğu üzere şehrin büyük kilisesi olarak camiye çevrildi. Tursun Bey’in ifadesine göre kubbeye kadar çıkan Fatih Sultan Mehmet binanın ve çevresinin harap görüntüsü karşısında meşhur Farsça beytini söylemiştir. Tursun Bey, Fatih Ayasofya’ya girdiğinde “vakta ki bu binay-ı hasisün tevabi ve levahikin harab u yebab gördü” der ve Sadî’nin şu meşhur Farsça beytini söylediğini rivayet eder ;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="OsmanlMetin" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" height="300" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk-DpB5tp9I/AAAAAAAAA9M/I6FCfK5fcuI/s320/Ayasofya_Cami.jpg" width="400" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoCaption" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoCaption" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yani; Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor/ Baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nevbet vuruyor/bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fatih Ayasofya’nın tahribini önlemiş, burada müezzinlerinden birine ezan okumasını emretmiş, müezzin ezan okuduktan sonra maiyeti ile beraber ilk namazı kıldıktan sonra camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiştir .&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bizans tarihçisi Dukas, Ayasofya’da ilk ezanın okunmasından ve ilk namazın kılınmasından duyduğu ızdırabı şöyle dile getirir “adem-i meşruiyetin veledi, Deccal’ın mübeşşiri, mihraptaki mukaddes din taşının üstüne çıkarak, namazını kıldı. Nedir bu nekbet ? Heyhat nedir bu dehşet veren acibe, eyvah ne olacağız? Vay vay, neler görüyoruz? Altında havarilerin ve şehitlerin mübarek bakiyeleri medfun bulunan bu mukaddes mihrap üzerinde bir Türk, bu mihrabın üzerinde bir dinsiz ? Ey güneş titre ! Allah’ın kuzusu nerededir? Bu mihrap üzerinde kurban olan, yenilen ve hiçbir zaman tükenmeyen Babanın oğlu nerede ? Hakikaten fasit bir neticeye vardık, günahlarımızdan dolayı bizim ibadetimiz, diğer milletlere nispetle, hiç nazarı itibara alınmamıştır. Allah’ın hikmeti namına bina olunan, Ekânim-i Selâse kilisesi, Büyük Kilise ve Yeni Sion adlarını almış olan bu mâbed, bu gün barbarların ibadet yeri ve Muhammed’in evi adını aldı ve öyle oldu. Ey Cenab-ı Hak verdiğin hüküm adildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fethin üçüncü günü Cuma günü Fatih, Ayasofya’ya gelip ilk Cuma namazını askerleriyle beraber kılmıştır. İmamete İstanbul’un fethinin manevi mimarı Akşemseddin geçmiş, ilk olarak Fatih namına hutbeyi de bu nurani zat okumuştur. Hutbenin Fatih tarafından irad edildiği de yazılmaktadır. Diğer bir rivayette ise Fatih Ayasofya’nın camiye tahvil edildiği gün askerine bir hutbe irad etmiştir. Fatih’in iradesiyle bu Cuma gününden evvel Ayasofya’daki tasvirlerle heykeller ve putlar kaldırılıp, kıble tarafına mihrab yapıldığı ve minber konulduğu, bütün hazırlıkların Cuma gününe kadar ikmali için mimarlarla ustalar gece gündüz çalıştıkları rivayet olunur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada üç gün zarfında bir de tahtadan minare yapılmıştır. Yapılan minber ve mihrap zamanımıza ulaşmamıştır. (Şimdiki mihrap ve minber daha sonra yapılmış olup Fatih’in yaptırdığı değildir. 16. yüzyılın izlerini taşır. II. Bayezid devrinde mihrab, III. Murad devrinde minber ilave edildiği bilinmektedir. Tahta minare ise II. Selim zamanında yapılan tamir sırasında kaldırılmıştır. Solakzâde tarihinde Cuma namazından önce mihrab, minber ve mahfil hazırlandığı, duvarlarda bulunan tasvirlerin kaldırıldığı, Cuma hutbesini Akşemseddin’in irad ettiği, imameti de yine bu zatın yaptığı belirtilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Okunan bu hutbe Osmanlılar içinde okunan hutbelerin belki de en mukaddesi, en sevinçlisi, en büyük şan ve şerefe sahip olanı idi. Çünkü o güne kadar sekiz buçuk asırdan beri bütün müslümanların ulaşmayı şiddetle arzu ettikleri bir fethi Cenab-ı Hak tarafından Osmanlı padişahlarına ve onun tebasına verildiğini ilan etmekte idi. Fethin komutanı ve gazileri, sahabe-i kiramın bile şiddetle arzu ettikleri büyük bir saadete ve Hz. Peygamberin “ne güzel komutan ve ne güzel asker” övgüsüne mazhar olmuşlar idi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İstanbul’un fethini müteakip şehirde bulunan yüzden fazla kilise ve manastır cami ve ibadethane haline getirilmiş, bir çoğu da medrese ve hangah yapılarak ehli tarikata barınak olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi, Kitabu’t-Tarih-i Künhü’l-Ahbar, c. 1, s. 472 vd.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 239-240.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vakfiyenin Arapça metni için bkz. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, İstanbul Salis 6. Vakfiye Defteri, nr. 575, s. 82-106, sr. 46; Aynı nüshanın latin harfleriyle Türkçe’ye tercüme edilmiş kaydı için aynı arşivde, 2114 numaralı defter, s. 176.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, s. 523.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 158-159.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 16.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık, İstanbul 1991, s. 36.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 179.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 240-241; Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 10, s. 213.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 178-179.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 252; İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 19.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;K. Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” , İA, s. 49; Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 335-336.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts.,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;http://www.osmanli.org.tr/yazi-4-144.html#_ftn39&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p class="MsoCaption" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-9116929056317609266?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/9116929056317609266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/istanbulun-fethi-ve-ayasofyann-camiye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/9116929056317609266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/9116929056317609266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/istanbulun-fethi-ve-ayasofyann-camiye.html' title='İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-pLx63QI/AAAAAAAAA88/38hbHrlVix0/s72-c/39258.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-212406825680689587</id><published>2009-07-04T09:05:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T09:07:49.739-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Ayasofya'nın hiç bilinmeyen adı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-ISJtmmI/AAAAAAAAA80/wn5hDSN7sBA/s1600-h/39259.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354637162743437922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 310px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-ISJtmmI/AAAAAAAAA80/wn5hDSN7sBA/s320/39259.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 1.3em;font-size:18;" &gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 1.3em"&gt;&lt;strong&gt;Ayasofya'nın hiç bilinmeyen adı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Ayasofya'yı ilk kez ayrıntılı olarak anlatan Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof . Dr. Ahmet Akgündüz, yapının gerçek adının ise İstanbul'un fethini simgeleyen Fethiye Camii olduğunu söyledi. Başta Fener Rum Patriği olmak üzere dünya Ortodoksları'nın bir gün ayin yapabilme hayaliyle yaşadığı ve halen müze olarak hizmet halen Ayasofya'nın Osmanlı'daki adının Fethiye Camii olduğu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Son günlerde ibadete açıldığı haberiyle gündeme gelen Ayasofya Camii'nin yüzlerce yıllık tarihini ilk kez ayrıntılı olarak kitap haline getiren Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü ve Hukuk Tarihçisi Prof. Dr. Ahmet Akgündüz camiye bu ismin İstanbul'un fethinin bir simgesi olması için verildiğini söyledi. Akgündüz, "Böylece Ayasofya Müslümanlaştırılmış, Türkleştirilmiştir. Bu sonsuza kadar böyle gidecektir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;66 metre vakıfname &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bazı tarihçilerin Osmanlı'da Ayasofya ile ilgili olarak 3-4 belgeden başka bir şeyin olmadığını söylediklerini dile getiren Akgündüz, kitabı hazırlarken 20 binden fazla belgeye rastladıklarını belirtti. Bu belgelerden en önemlisinin ise İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed'in Ayasofya'nın hizmetini düzenleyen ve uzunluğu 66 metreyi bulan vakıfname olduğunu söyledi. Fatih'in ceylan derisine yazdırdığı vakıfnamenin 5 metrelik bölümünün 1950'li yıllarda yurt dışına sergi için götürüldüğünü ve bir daha dönmediğini dile getiren Akgündüz, kalanının ise Tapu-Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivi'nde bulunduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzde 70'i Türk Ayasofya'nın 1850'den beri özellikle Rusya ile paylaşılamayan bir yapı olduğunu dile getiren Akgündüz, "Batı bu konuda ısrarcı ve arzuludur. Yunanistan'da Ayasofya ile ilgili bilimsel çalışmalara çok büyük maddi yardımlar yapılıyor. Amerika'da ise Bizans Enstitüsü bu konuda yoğun bir çalışma içerisinde. Bizde ise bu tip çalışmalar yurt dışında yapılanları çevirmekten öteye gitmiyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalarını Doç . Dr. Said Öztürk ve Yaşar Baş ile "Kiliseden Müzeye Ayasofya" adıyla kitap haline getiren Akgündüz, Ayasofya Camii'nin yüzde 70'inin de Türkler tarafından yapıldığını veya elden geçirildiğine dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;Vakıf Yasası'na dikkat&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Vakıflar Yasası'nın, cemaat vakıflarına mülk edinme imkanı veren, geçici 9. maddesinin çok tehlikeli olduğunu dile getiren Akgündüz , "Çünkü Osmanlı da dahil olmak üzere 600 sene boyunca hiçbir kilise veya sinagog üzerine mal verilmemiştir. Verildi diyenler yalan söylerler. Ancak fakir bir papaz veya haham üzerinden vakıf olabilirlerdi" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;Vakıfların minare oyunu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aslı kilisedir. Öyle kalmalıdır" demenin daha önce Bizans'a ait olan İstanbul'u Hıristiyanlar'a vermekten hiçbir farkı olmadığına dikkat çeken ve yurt dışındaki vakfıların "Ayasofya'ya özgürlük" diye bir internet sitesi yaptıklarını belirten Akgündüz , "Bakıyorsunuz fotoğraflarda Ayasofya'nın bütün minarelerini kesmişler, minyatürlerini kullanmışlar. Niyet orayı geri almak" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;Atatürk imzaladı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akgündüz , "Ayasofya'nın 1934`te müze olması için verilen Bakanlar Kurulu Kararı'nın altında Atatürk'e ait olan imzanın sahte olduğu söyleniyor. Araştırmalar sırasında gördük ki Atatürk, Ayasofya müze olduktan sonra ziyaret etmiş ve şeref defterini de imzalamış" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;Tercüman Gazetesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-212406825680689587?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/212406825680689587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ayasofyann-hic-bilinmeyen-ad.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/212406825680689587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/212406825680689587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ayasofyann-hic-bilinmeyen-ad.html' title='Ayasofya&apos;nın hiç bilinmeyen adı'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9-ISJtmmI/AAAAAAAAA80/wn5hDSN7sBA/s72-c/39259.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-162924050383434817</id><published>2009-07-04T08:42:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T09:03:26.694-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN HOCALI KATLİAMI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94dnd_I4I/AAAAAAAAA8s/LaYlnbnKZls/s1600-h/a41136.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354630932173104002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94dnd_I4I/AAAAAAAAA8s/LaYlnbnKZls/s320/a41136.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hocalı Katliamı, 25 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde çok sayıda Azeri sivilin, Ermeniler tarafından öldürülmesi olayıdır. Azeri kaynaklarına ve Memorial Human Rights Center, Human Rights Watch ve diğer bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine göre katliam, Rus 366. Motorize Alayı'ın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Human Rights Watch, Hocalı katliamını Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirmiştir. Azeri kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmekteyse de, 400 ila 1000 arasında oldukları genel kabul görmektedir. Azerbaycan resmî kaynaklarının bildirdiği resmî rakam 613 sivil olup, bunların 106'sı kadın ve 83'ü çocuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askeri bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi’nden 10 km uzaklıkta güneydoğusundadır. Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocalı 1991 yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı. Hocalı’ya son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında sivil helikopterin vurulması ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2’sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplardan, ağır makineli silahlarla bombalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="postlink" href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk938MsfGQI/AAAAAAAAA8U/7s2SA9RNfnU/s320/Bxocal20armenian20terrorly3.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="Resim" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk938MsfGQI/AAAAAAAAA8U/7s2SA9RNfnU/s320/Bxocal20armenian20terrorly3.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ermenistan Silahlı Kuvvetleri köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu köyü işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim Azerbaycan Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal edilerek ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu. Ermeniler bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekanı da işgal ederek askeri açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler için bu soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir öcü niteliği de taşımaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ermenistan Silahlı Kuvvetleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan resmi rakamlara göre 613 kişiyi katletmişlerdir. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 7’ten fazlası ise yaşlıydı. Normalde en şiddetli savaşlarda dahi savaş dışında tutulan, dokunulmayan bu kesime Ermeniler yaşlı, kadın ve çocuk demeden acımasız işkenceler yaparak katletmiştir. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="postlink" href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94EOrxhFI/AAAAAAAAA8c/N8U1ehBE7_4/s320/Cxocal20armenian20terrorgg0.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="Resim" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94EOrxhFI/AAAAAAAAA8c/N8U1ehBE7_4/s320/Cxocal20armenian20terrorgg0.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94MH52lMI/AAAAAAAAA8k/T8jedaN7wXw/s320/D41137.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;BASINDA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Krua l'Eveneman Dergisi (Paris), 25 Şubat 1992 tarihi: Ermeniler Hocalı’ya saldırmıştır. Bütün dünya vahşice öldürülmüş cesetlere şahit oldu. Azeriler binlerin öldüğünden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunday Times Gazetesi ( Londra) 1 Mart 1992 tarihi: Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Financial Times Gazetesi (Londra) 9 Mart 1992 tarihi: Ermeniler Ağdam’a doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azeriler 1200 kadar ceset saymış. Lübnan’lı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a silah ve asker gönderdiğini onaylamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Times Gazetesi (Londra) 4 Mart 1992 tarihi: Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzvestiya Gazetesi( Moskova) 4 Mart 1992 tarihi: Kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin arasında kafa derisi soyulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le Monde gazetesi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Ağdam’da bulunan basın mensupları, Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzvestiya Gazetesi (Moskova) 13 Mart 1992 tarihi: Binbaşı Leonid Kravets: “Ben kendim tepede yüze yakın ceset gördüm. Bir erkek çocuğunun kafası yoktu. Her tarafta işkenceyle öldürülmüş bayan, çocuk ve yaşlılar vardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valer Actuel Dergisi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Bu ‘özerk bölgede’ Ermeni silahlı birlikleri yakın doğuda üretilmiş yeni teknolojiye, ayrıca helikoptere sahiptiler. ASALA’nın Suriye ve Lübnan’da askeri kamp ve silah depoları vardır. Ermeniler yüzden fazla Müslüman köylerine saldırı düzenlemiş ve Karabağ’daki Azerbaycanlıları öldürmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;R. Patrik, İngiliz Muhabir (olay yerinde bulunmuş): “Hocalı’daki vahşiliklere dünya kamuoyunda hiçbir şekilde hak kazandırılamaz !!!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Golos Ukraini: V Stacko: Savaşın yüzü olmuyor. Yalnız çokça maske, kanlı gözyaşları, ölüm, bedbahtlık, yıkımlar. Hocalı'da bebekleri ne için katlettiler, ya anneleri? Allah insanı cezalandırmak isteyince onun aklını alıyor.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nie Gazetesi: (Bulgaristan) Violetta Parvanova: 'Hocalı insanlığın faciasıdır.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Mart 1992’de BBC Morning News saat 07.37 yayınında durumu şöyle aksettirmiş; “Canlı yayın muhabirimiz 100 den fazla Azeri erkek, kadın ve bebek dahil olmak üzere çocuk cesetleri gördüğünü ve bunların başlarına yakın mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü rapor ediyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Mart 1992 tarihli Newsweek’te Pascal Privat ve Steve Le Vine tarafından hazırlanan haberde katliam şu şekilde yansıtılmış: “Geçtiğimiz hafta Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına geçici olarak kurulmuş morga sürüklenerek getirilmiş düzinelerce ceset ve yas tutan mülteciler... Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafından istila edilen Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı köyünün Azeri sakinleriydi. Cesetlerin çoğu kaçmaya çalışırken yakın mesafeden vurulmuştu, bazılarının yüzleri paramparça idi, bazılarının kafa derileri yüzülmüştü…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Human Rights Watch: Hocalı soykırımını Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı gazeteci Thomas Goltz: “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, ‘For the Sake of Cross’ (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında (Sayfa: 62-63) vahşeti şöyle anlatıyor: ”...Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Hocalı Şahitlerinin İfadelerinden Katliam &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemil Cümşüdoglu Memmedov: Nehçivanik koyüne gidip Ermenilere torunuma acımalarını söyledim. Bana hakaret edip komutana verdiler. O da bizi hapsetmelerini emretti. Burada çok sayıda kadın¬kız, çocuk vardı. Sonra bizi Hocaliya'a getirdiler. Karım, kızım, eniştem oradaydı. Tırnaklarımızı çektiler. Zenciler havaya sıçrayıp, yüzüme tekme atıyorlardı. Çok işkenceden sonra beni Ermeniler ile değiştirdiler. Karım, kızım ve torunumdan hiç haber alamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seriye Talibova: Gözümün önünde 4 Mesket Türk’ünün, 3 komşumuzun başını Ermeni askerinin mezarı başında kestiler. Ermeniler, anne babalarının önünde çocuklarına işkence yapıp öldürdüler. Sonra cesetleri buldozerlerle dereye döktüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Allahverdioglu Orucov: 16 yaşındaki oğlumu kurşunladılar. 23 yaşındaki kızımı iki ikiz oğlu ve 18 yaşındaki hamile kızımı elimizden aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice Abdullayeva: Bir süre yalın ayak ormanda kaldıktan sonra babam, annem ve 16 yaşındaki kız kardeşim soğuğa dayanamadılar. Esir düştüm, taşnak esirlerle değiştirildim. Şimdi iki ayağımdan da mahrumum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mirza Allahverdiyev: Ermenilerin saldırısından sonra ormana kaçtık. Burada 3 gün aç-susuz kaldık. 28 Şubat akşamı bizi kuşattılar. Bizi Askeran'da ölüm hücresine aldılar. Her gün birkaç adamı götürüp öldürüyorlardı. Altın dişlerimi kelpetenle çıkardılar. Babamı, iki kardeşimi, kardeşimin oğlunu öldürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesibe Aliyeva: Ormandan çıkar çıkmaz Ermeniler ateş açtılar. 40 kişiydik. 26 kişiyi aralarında oğlumu ve eşimi de öldürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice Orucova: 8 yaşındaydım. Gözümün önünde babamı, annemi, 6 yaşındaki kız kardeşimi Ermeniler kurşunlayıp öldürdüler. Kurşun bana da geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed Orucov: Ermeniler esirler arasında 10-13-15 yaşlarında kızları ayırarak götürdüler.&lt;br /&gt;Cemil Memmedov: Şehre giren tanklar ve zırhlı taşıyıcılar evleri yıkıyor ve insanları eziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talibov Samed: Yapılan işkenceler karşısında seslerini çıkaranları hemen öldürüyorlardı. Esirlikte gördüğüm dehşeti hiç unutamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;a href="http://www.fikirmezesi.com/forum/viewtopic.php?f=18&amp;amp;t=893"&gt;http://www.fikirmezesi.com/forum/viewtopic.php?f=18&amp;amp;t=893&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KATLİAM VİDEOLARI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="color:#800080;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ermeni teröristlerin Türklere uyguladıkları soykırım &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/v/rjaS3FwiFEc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.youtube.com/v/rjaS3FwiFEc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#993366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="color:#993366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ASIL TÜRKLERE SOYKIRIM YAPILDI. İZLEYİN. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/v/DEthorSxXZc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.youtube.com/v/DEthorSxXZc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-162924050383434817?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/162924050383434817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ermeniler-tarafindan-yapilan-hocali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/162924050383434817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/162924050383434817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ermeniler-tarafindan-yapilan-hocali.html' title='ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN HOCALI KATLİAMI'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk94dnd_I4I/AAAAAAAAA8s/LaYlnbnKZls/s72-c/a41136.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4396150278008560170</id><published>2009-07-04T08:37:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T03:50:34.537-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Ermeni teröristlerin Türklere uyguladıkları soykırım</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-80308d6906d9aee1" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D80308d6906d9aee1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289811%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D35F29F2431DE5D6012C35F914F1FC5DC686E6CAD.41DDF5DEA716BB2F7EB40E8CFEE3DA0FE15336DF%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D80308d6906d9aee1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHJymjnM1W1aEJK0juF-CIDozryc&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D80308d6906d9aee1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289811%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D35F29F2431DE5D6012C35F914F1FC5DC686E6CAD.41DDF5DEA716BB2F7EB40E8CFEE3DA0FE15336DF%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D80308d6906d9aee1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHJymjnM1W1aEJK0juF-CIDozryc&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4396150278008560170?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4396150278008560170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/hocal-katliam-25-subat-1992.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4396150278008560170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4396150278008560170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/hocal-katliam-25-subat-1992.html' title='Ermeni teröristlerin Türklere uyguladıkları soykırım'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7329021292146370053</id><published>2009-07-04T08:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T08:35:35.368-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Ermenileri yöneten Yahudi ailesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk92sXUBZDI/AAAAAAAAA8E/ChFkD7-M8MU/s1600-h/e39272.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354628986511123506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 272px; CURSOR: hand; HEIGHT: 204px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk92sXUBZDI/AAAAAAAAA8E/ChFkD7-M8MU/s320/e39272.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Ermenileri yöneten Yahudi ailesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1&gt;&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yazar Levon Panos Dabağyan, asırlarca Ermeni toplumunu yöneten, Yahudi asıllı Pakraduniler adlı cemaatin hikayesini gün yüzüne çıkartmayı başardı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Maranolar ve İranlı Meşhedilerden sonra Ermeniler içinde de Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını sürdürdüğü ortaya çıktı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca Ermeni toplumunu yöneten cemaatin hikâyesi M.Ö 730 yılında başlıyor ve günümüze kadar uzanıyor. İddianın sahibi, araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;Yahudi asıllı Pakradunilerin M.S. 1045 yılına kadar Ermenileri "acımasızca" yönettiğini ifade ederken, iddialarına dayanak olarak dünyaca ünlü Yahudi tarihçilerinden Prof. Dr. Abraham Galante'yi gösteriyor. Galante, "Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı" adlı kitabında, "Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'nci yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans'ın krallıklarına son verdiği Pakraduniler, Selçukluların hakimiyetine girdikten sonra yüzyılımıza kadar hayatiyetini cemaat içinde devam ettiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikâye milattan önce 730 yılında başlıyor. O tarihte, Ermeni Kralı Sannasar, Filistin'e yaptığı seferde İsrail Kralı Osee'yi öldürerek, 10 Yahudi kabilesini esir alır. Sonra onları Fırat'ın ötesine, Güney Ermenistan'a yerleştirir. M.Ö. 700'lerde, bu kez Babil Kralı Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs Kralı Yoachim'e karşı bir sefer açar. Söz konusu sefere, Doğu Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile katılır. Hıraçya'nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü başarı, Nabukadnezar'ı fazlasıyla memnun eder ve esir aldığı 10 bin Yahudi'nin yarısını Kral Hıraçya'ya hediye eder. Bu esirler arasında İsrailoğulları'nın önemli şahsiyetlerinden Prens Şampat (Smbat/Shampat) da vardır. Şampat, kısa zamanda Hıraçya'nın takdirlerine mazhar olur. Devlet hizmetine alınıp, önemli mevkilere yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;ESİRLİKTEN SOYLULUĞA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;M.Ö. l5O'lerde soyunun Hz. Davud'a (as) dayandığını iddia eden ve adı "Pakarad Şampa" olan bir Yahudi, zamanın Ermenistan Kralı Vağarşak'a başvurarak saray hizmetine girebilme talebinde bulunur. Dikkat çekme ve kendini sevdirme açısından Prens Şampat'ı dahi gölgede bıraktığı kaydedilen Pakarad Şampa, Kral Vağarşak'ın en yakın bendeleri mevkiine erişir. Sonunda şaşırtıcı bir şekilde, Ermeni Kralları'na taç giydirme imtiyazı ile 10 bin süvariye komuta etme hakkını elde eder. M.Ö. 90-36'larda Ermeni krallarına Dikran II. (Büyük Dikran) İsrailoğullarına yönelik yeni bir sefer düzenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer sırasında esir aldığı binlerce Yahudi'yi o da ülkesine götürür. Esirler arasından seçtiği "Aşod" adında bir asil Yahudi'yi özel hizmetine alır. Bu olaylar sonucunda Ermenistan'a yerleşen ve zamanla nüfusları hızla artan esir Yahudiler, sürgün yıllarının sembol ismi Prens Şampat'ın hatırasını kendilerine rehber edinerek, teşkilâtlanıp millî varlıklarını koruyabilme mücadelesine girişirler. Zamanla Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler M.S. 1045'e kadar Ermenistan'da saltanat sürmeyi başarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;26 YÜZYILDIR YAHUDİLİKLERİ DEVAM EDİYOR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Kripto Yahudilik"konusunda uzman olan Türkiyeli Yahudi Prof. Abraham Galante, "Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive/ Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı / Baskı: 1933, Fransızca İst." adlı eserinde bu konuda hayli enteresan bilgiler veriyor: "Pakraduniler varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'inci yüzyıla kadar sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir. Eğin'de, 'Erzurum-Sivas arasında', Marmara Denizi'nin Avrupa yakasında ve İstanbul Hasköy'de yaşamış oldukları bilinen Pakraduniler, 26 yüzyıldır Yahudi yönlerini sürdürmekte gösterdikleri kararlılık nedeniyle Portekizli Marano'lar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi kökenli topluluklar arasında sayılabilirler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dabağyan, Pakradunilerin kullandığıisimlerin Ermenilerden farklı olabildiğini söyleyerek; Ermeni tarihçi Gatoğigos Ğorenazi'den şu nakilde bulunuyor: "Simpat adını, 'Pakraduniler' oğullarına verirler. Bu isim İbranice'den geliyor ve aslı 'Şampat'tır. Ermeniler arasında asırlarca pek revaç görmüş olan 'Pakrat, Simpat, Aşot, Kakik, İsrael, Tavit' gibi isimlerin Ermeni menşe'li olmadığı bariz şekilde meydana çıkmaktadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dabağyan, Bizanslı tarihçi Pavstos'un, 3. Asır'da bölgede iskan edilmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verdiğini de kaydediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;NASSİ: DOMUZ ETİ YEMEZLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi cemaatleri konusunda uzman isimlerden araştırmacı-yazar Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgede varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Nassi'ye göre cemaatin yayılımı, Arapkir, Kapadokya ve Kilikya/Çukurova'ya kadar uzanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziki görünüşlerinin Ermenilerden farklı olduğunu, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi Dolikosefal olduklarını kaydediyor. Bir Yahudi-Ermeni'nin evinde vefat gerçekleştiğinde, evin içini tamamen değiştirdiklerini, evde asla su kullanmadıklarını, çünkü ölüm meleğinin kılıcındaki kanı bu suyla temizlediğine inandıklarını belirtiyor. 7 gün iş yapmayıp Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını da kaydediyor. Nassi, Pakradunilerin asla domuz eti yemediklerini, cumartesi günü çalışma yasağına uyduklarını, genelde cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak şekilde olduğunu ifade ediyor. Bunun da Ermeniler arasında "Yahudiliğin bir uzantısı" olarak değerlendirildiğini söylüyor. Nassi, Pakradunilerin, ticaret ve finans alanında çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini koruyarak 19'uncu yüzyıla kadar Gürcistan'da Gürcüler içinde hayatiyetini devam ettirdiğini ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;RAFIZÎ ERMENİLER KİM?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Mareşali Horace Sebastiani, Türkiye Ermenileriyle ilgili 1814 tarihli raporunda Ermenileri normal Ermeniler ve "Rafiziyyun/Rafiziler" olarak ikiye ayırır. Dabağyan "Osmanlı İmparatorluğunda Şer Akımlar" kitabında bu raporu değerlendirirken, Fransızların Türkiye'deki etnik yapıya daha 1800'lü yılların başında bile ne kadar hâkim olduklarının anlaşıldığını ifade ederek şöyle tepki veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Selçuklular devrinde, Alparslan'ın saflarına geçerek, Bizans'a karşı savaşan ve sonradan İslam dinini kabul eden Ermenilerin büyük bir kısmı, bilâhere 'Alevi Mezhebi'ne geçmiş ve öyle kalmışlardır. (...) Demek ki, Mareşal Horace Sebastiani, Fransa'nın Türkiye üzerinde taşıdığı gizli emellerin tahakkuk sahasına aktarılacağı zaman, Osmanlı topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan istifade edebilmek için Anadolu topraklarında yaşayanları da iyiden iyiye tetkik etmiş veya ettirmiş!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: "Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11'inci yüzyıl ortalarına dayanır. 1064'te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine sığındılar. Bu devre onlar için huzur oldu. Vatanlarına sımsıkı bağlandılar. Türkler tarafından bunlardan' bazılarına 'Amiral'lik unvanı verildi. Böylece ilk Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmış oldu. Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I'in soyadı 'Balcıyan'dır." (Sorun olan Ermeniler / Suat Akgül, Ali Güler, Türkar Yay. İst. 2003. s: 402)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;"ERMENİ İSYANLARININ ARKASINDALAR!"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar Levon Panos Dabağyan, Ermeni meselesinin can damarını teşkil eden "1. Zeytun İsyanı'nın" arkasında Fransa ve Vatikan'ın bulunduğunu, isyanın düzenleyicilerinin Pakraduniler olduğunu ileri sürüyor. Dabağyan, Zeytunluların kökeniyle ilgili olarak şöyle diyor: "Ani Beldesi'nin Bizanslılara geçmesinden ve Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu'nun muhtelif bölgelerine dağılan 'Pakraduni Hanedanı' mensupları Haçin ve Zeytun havalisine yerleşmişlerdi. Dolayısıyla (Fransa'nın gönderdiği Katolik Ermeni) maceracı Leon, Ermenileri isyana teşvik için gerçekten en münasip bölgeleri seçmiş demekti. Zira, Pakraduni Hanedanı, zaten birtakım entrikalara müsait ve gayri Ermeni bir unsur idi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dabağyan 1862 ve 1895'te iki kez denenen isyanın Türkiye'ye sadık Gregoryan Ermenilerin destek vermemesi üzerine akámete uğradığını kaydediyor. Pakradunilerin de hâlâ var olduğunu belirtiyor: "Hâlâ varlar tabii; ama sayıları ne kadar, organizeler mi bilemem. Sanmıyorum. Ancak, bizde birine 'Pakraduni!' dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı. Çocukken birine kızdığımızda, 'Pakradunisin ulan sen!' derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları, müztehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve zenaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#993399;"&gt;(Aksiyon Dergisi)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7329021292146370053?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7329021292146370053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ermenileri-yoneten-yahudi-ailesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7329021292146370053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7329021292146370053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/ermenileri-yoneten-yahudi-ailesi.html' title='Ermenileri yöneten Yahudi ailesi'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk92sXUBZDI/AAAAAAAAA8E/ChFkD7-M8MU/s72-c/e39272.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8894800640813292726</id><published>2009-07-04T08:28:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T08:30:18.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>OSMANLI DEVLETİNDE GÖREV ALAN BAZI ERMENİLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk91Yc0BOXI/AAAAAAAAA78/qSc7xLJur8I/s1600-h/39264.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354627544878496114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk91Yc0BOXI/AAAAAAAAA78/qSc7xLJur8I/s320/39264.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;OSMANLI DEVLETİNDE GÖREV ALAN BAZI ERMENİLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Agop Gırcikyan Osmanlı imparatorluğunun ilk elçisi (Paris)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşid Paşa’nın müşaviri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı imparatorluğunun Paris’teki Elciliğinin Maslahatgüzarı (1834-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krikor Agaton Osmanlı PTT Umumi Müdürü (1864)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hariciye Vekaletinde görevli (1848-1850)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahak Abro Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1850-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebuh Laz Minas Paris Türk Elçiliği’nde Katip (1863)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krikor Odyan Hariciye Muhakemat Müdürü (1870)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkis Efendi Hariciye’de Baş Sır Katibi (1870-1871)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovakim K. Reisyan İstanbul Vize kasabasının Mahkeme Reisi (1879)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakız Adası İhzari Mahkeme Reisi (1885)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodos Adası İhzari Mahkeme Reisi (1887)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artin Dadyan Paşa Hariciye Müsteşarı (1880)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diran Aleksan Bey Belçika’da Türk Sefiri (1862)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PTT Müfettişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetvart Zohrab Efendi Londar Sefiri (1838-1839)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırant Düz Bey Mesine (İtalya) Sefiri (1900-1907)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hovsep Misakyan Efendi La Haye’de Elçi (1900-1907)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarkis Balyan Kardağ’da ve İtalya’da Türk Konsolosu (1900-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azaryan Manuk Efendi Hariciye Müsteşarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapriyel Noradunkyan Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kabinesi’nde Hariciye Nazırı (1912)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agop Kazazyan Paşa Maliye Nazırı/Hazine-i Hassa Nazırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikael Portugal Paşa Maliye Nezareti Müşaviri (1886)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ziraat Bankası Genel Müdürü/Hazine-i Hassa Nazırı (1891)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakız Ohannes Paşa Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1871)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazine-i Hassa Nazırı (1897)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garabet Artin Davut Paşa Viyana Sefiri (1856-1857)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lübnan Valisi (1861)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PTT ve Nafia Nezaretlerinde Nazır (1868)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krikor Sinapyan Nafia Nazırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krikor Ağaton PTT Umumi Müdürü (1864)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jorj Serpos Efendi Türkiye Telgrafları Umum Sekreteri (1868)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osgan Mardikyan PTT Nezareti Nazırı (1913)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tomas Terziyan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan Guğasyan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavit Çıracıyan Mülkiye hocaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krikor Zohrap,Bedros Hallacıyan İstanbul Mebusları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8894800640813292726?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8894800640813292726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanli-devletinde-gorev-alan-bazi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8894800640813292726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8894800640813292726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanli-devletinde-gorev-alan-bazi.html' title='OSMANLI DEVLETİNDE GÖREV ALAN BAZI ERMENİLER'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk91Yc0BOXI/AAAAAAAAA78/qSc7xLJur8I/s72-c/39264.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4478427297823977210</id><published>2009-07-04T08:17:00.001-07:00</published><updated>2009-07-04T08:22:43.387-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>TİMUR CAHİL VE ZORBA BİR HÜKÜMDARMIYDI?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9y8vN2IsI/AAAAAAAAA7k/Xdv1hPouav0/s1600-h/t41093.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354624869759066818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 299px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9y8vN2IsI/AAAAAAAAA7k/Xdv1hPouav0/s320/t41093.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;TİMUR CAHİL VE ZORBA BİR HÜKÜMDARMIYDI?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Emir Timur veya Timur Han(8 Nisan 1336, Şehr-i Sebz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;,Türkistan &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;-19 Mart 1405,Otrar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;), Timurlu İmparatorluğunun&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; kurucusudur.Sultan Uluğ Bey'in&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; büyükbabasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#808000;"&gt;Babası Türk Barlas boyu reislerinden Emir Turagay, annesi Tigin Hatundur.&lt;/span&gt; Moğol olmadığı için han ünvanı yerine emir ünvanını kullanırdı. 1336 senesinde &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Maveraünnehir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mavera%C3%BCnnehir"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Maveraünnehir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Semerkand" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Semerkand"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Semerkand&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’la &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Belh" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Belh"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Belh&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; arasında Keş(diğer adıyla Şehr-i Sebz) kasabasında doğdu. Timur, babasının vefâtından sonra emirler arasında geçimsizlikler yüzünden memlekette anarşinin hâkim olması üzerine siyâsete karıştı. Mâveraünnehir Hâkimi Emir Hüseyin ile birlikte &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Doğu Türkistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_T%C3%BCrkistan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Doğu Türkistan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; Hükümdarı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="Tuğluk Timur (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Tu%C4%9Fluk_Timur&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Tuğluk Timur&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’a karşı mücadele verdiler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Askeri yaşamı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Timur Han, 1360'ta Maveraünnehirde önemli bir üne sahip oldu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Çağatay Hanlığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87a%C4%9Fatay_Hanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Çağatay Hanlığında&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; önemli bir başarı kazandı ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Büyük Timur İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Timur_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;kendi imparatorluğunu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; kurdu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a title="1369" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1369"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1369&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’da, Emir Hüseyin ile arası açılan Timur, onun ölümünden sonra Mâverâünnehir’e tek başına hâkim oldu ve Semerkand’a gelerek tahta çıktı. Timur, yedi senede &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="İran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;İran&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’ı hâkimiyeti altına aldı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Azerbaycan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Azerbaycan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Azerbaycan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;, Irak-ı Acem ve Irak-ı Arab’ı ele geçirdi. Yine &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1371" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1371"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1371&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1379" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1379"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1379&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; yıllarında yaptığı seferlerle &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Harezm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Harezm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Harezm&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’i kendine bağladı. Timur, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1389" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1389"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1389&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’a kadar beş sefer yaparak &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Uygurlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Uygurlar"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Uygurları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; itaat altına aldı. Mülteci &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Altınordu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1nordu"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Altınordu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; Prensi Toktamış’a yardım edip, destekleyerek Altınordu hükümdarı yaptı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="Toktamış Han (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Toktam%C4%B1%C5%9F_Han&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Toktamış Han&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;, Emir Timur'a ihânet edince, 1390 ve 1391’de onu iki kere mağlup etti. İtil Irmağı doğusuna hâkim oldu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Daha sonra &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Hindistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hindistan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Hindistan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; üzerine de sefer açıp, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1399" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1399"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1399&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’da Kuzey Hindistan’ı zaptetti. Yaptığı bütün savaşları kazanan Emir Timur, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1400" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1400"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1400&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Ermenistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ermenistan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Ermenistan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Gürcistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCrcistan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Gürcistanı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;,1401-1402’de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Suriye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Suriye&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’yi aldı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Halep" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Halep"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Halep&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Şam" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eam"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Şam&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'ı da aldıktan sonra &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Memlüklüler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meml%C3%BCkl%C3%BCler"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Memlüklüleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; bozguna uğrattı ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1401" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1401"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1401&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Haziran"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Haziranında&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Bağdat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9Fdat"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Bağdat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'ı ele geçirdi.Daha sonra &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Yıldırım Bayezid" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m_Bayezid"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Yıldırım Bayezid&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; ile yaptığı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1402" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1402"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1402&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Ankara Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Ankara Savaşı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; sonunda bazı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; topraklarını hâkimiyeti altına aldı ve Osmanlıda 12 yıl sürecek &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Fetret Devri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fetret_Devri"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Fetret Devri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'nin başlamasına neden oldu. Böylece &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Çin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Çin&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’e ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Delhi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Delhi"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Delhi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’ye kadar bütün &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Asya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Asya"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Asya&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’yı, Irak, Suriye ve İzmir’e kadar Anadolu’yu aldı. 200.000 kişilik bir ordunun başında &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Çin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Çin&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;’e sefere giderken &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Şubat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eubat"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Şubat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; 1405’te &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Seyhun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Seyhun"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Sir Derya&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; yakınlarındaki &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Otrar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otrar"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Otrar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'da öldü.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt;Timur, pek çok medrese ve kütüphane yaptırdı. Bilhassa &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Semerkant" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Semerkant"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt;Semerkant&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt; şehrini imar etti. Burada pek çok sanat eserleri yaptırarak, Semerkant'ı örnek ve zengin bir şehir hâline getirdi. Tüzükât-ı Tîmûr adıyla yasalar çıkardı ve kendi tarihini kendi yazdı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Çağatayca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87a%C4%9Fatayca"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt;Çağatay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt; dilinde yazdığı bu kitaplar &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Farsça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fars%C3%A7a"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt;Farsça&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;span style="color:#808000;"&gt;'ya ve Avrupa dillerine de tercüme edildi. Avrupa edebiyatında kendisine geniş yer verilmiş, 16. yüzyıldan itibaren hakkında pek çok eser neşredilmiştir. Bu eserlerin pek çoğunda Timur'dan iyi kalpli ve büyük hükümdar olarak bahsedilmektedir&lt;/span&gt;. &lt;span style="color:#800080;"&gt;Osmanlı hükümdarı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="I. Bayezid" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Bayezid"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;I. Bayezid&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt; ile harp ettiği için bazı Osmanlı tarihçileri onu kötülemektedir. Ancak Timur, Ankara Savaşı'ndan sonra Hıristiyan şövalyelerini &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="İzmir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;İzmir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;’den uzaklaştırmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Timur öncesinde Türkistan Türklüğü göçebeydi. Timur, Mâverâünnehr’i şehirleştirdi. Obaları iskan etti. Su kanalları inşasıyla toplumu tarıma geçirdi. Büyük şehirleri ticâret yollarına bağladı. Fetihleriyle âlimleri, sanatkarları Orta Asya’ya topladı.Ayrıca Timur bizzat komuta ettiği hiç bir savaşı kaybetmemiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;Timur, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="Teftazani (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Teftazani&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;Teftazani&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt; gibi âlimleri meclisinde bulundurur, nasihatlerini dinlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Zamânında Fadlullah-ı Hurûfî tarafından kurulan ve "&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Hurûfîlik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hur%C3%BBf%C3%AElik"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Hurûfîlik&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;" adı verilen fırka mensupları yayılmaya başladı. Kendisini tanrı îlân ederek bütün dinleri reddeden, Fadlullah’ı, oğlu Miranşah’a emir vererek 1393’te öldürttü. Tekkelerini dağıttı. İslâm ülkelerindeki bu kişilerin çoğunu uzaklaştırdı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a id="Mezar.C4.B1n.C4.B1n_a.C3.A7.C4.B1lmas.C4.B1" name="Mezar.C4.B1n.C4.B1n_a.C3.A7.C4.B1lmas.C4.B1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Mezarının açılması&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;19 Haziran 1941'de Sovyet &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Antropoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antropoloji"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;antropolog&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="Mikhail Gerasimov (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mikhail_Gerasimov&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Mikhail Gerasimov&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;, Timur'un bedenini inceledi. Ancak Timur'un mezarını açmadan önce protestolarla karşılaşmıştı ve mezarın lanetli olduğuna dair geniş bir inanış vardı. Anıt mezarında her kim olursa olsun Timur'un mezarını deşerse ülkesine savaş şeytanlarının dolacağını söyleyen bir yazı vardı. Gerasimov mezarı açtıktan 3 gün sonra &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="22 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/22_Haziran"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;22 Haziran&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="1941" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1941"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;1941&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Nazi Almanyası" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nazi_Almanyas%C4%B1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Nazi Almanyası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Sovyetler Birliği" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyetler_Birli%C4%9Fi"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Sovyetler Birliğine&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; savaş ilan etti. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a id="Ek_okuma" name="Ek_okuma"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Ek okuma&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Magni Tamerlanis, Scythorum Imperatoris Vita, (&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Türkçe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Türkçe&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="İskitler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0skitler"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;İskitler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;'in İmparatoru Timurlenk'in Hayatı), &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Vatikan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatikan"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Vatikan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; Kütüphanesi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="external text" title="http://natlib.uz/uzb/text_redkiy_3.htm" href="http://natlib.uz/uzb/text_redkiy_3.htm" rel="nofollow"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;Özbekistan Millî kütüphanesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Timur"&gt;&lt;strong&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Timur&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4478427297823977210?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4478427297823977210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/timur-cahil-ve-zorba-bir-hukumdarmiydi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4478427297823977210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4478427297823977210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/timur-cahil-ve-zorba-bir-hukumdarmiydi.html' title='TİMUR CAHİL VE ZORBA BİR HÜKÜMDARMIYDI?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9y8vN2IsI/AAAAAAAAA7k/Xdv1hPouav0/s72-c/t41093.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-477965962539112131</id><published>2009-07-04T08:06:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T08:25:23.517-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Osmanlı’da Harem’in Gerçek Yüzü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90WjQpihI/AAAAAAAAA7s/A1FptDN7yPc/s1600-h/Harem%2527s%2520Private%2520Partycopy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354626412737825298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 233px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90WjQpihI/AAAAAAAAA7s/A1FptDN7yPc/s320/Harem%2527s%2520Private%2520Partycopy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SAfont-family:'Times New Roman';font-size:13;color:#006699;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SAfont-family:'Times New Roman';font-size:13;color:#006699;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Osmanlı’da Harem’in Gerçek Yüzü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir ülkede deprem sözkonusu olursa jeologlar, hastalıklar sözkonusu olursa doktorlar, savaş sözkonusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir. Ancak bizde iki konu vardır ki&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de allame edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;profosörleri bulup konuşturmak gelmez. Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;yeterli belge, döküman vs. yoktur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı ki bizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin kitaplarıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı’nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;zaten beklemiyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem’in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur’an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire’sinin duvarlarında &lt;span style="color:#000066;"&gt;Bakara Suresi 257. ayetinden&lt;/span&gt; itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: &lt;span style="color:#006600;"&gt;“Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?”&lt;/span&gt; Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara.&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı’nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1909 yılına kadar Harem Dairesi’ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz – hamam sefaları yok.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;Peki o zaman “Bu Harem nasıl bir yer?” denilebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir bayanlar mektebidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler “Acemi” statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10’u bu guruba girebilir. Bu %10’un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar padişahın özel hizmetlisi konumundadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür .Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti. Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı. Öyle ki kitaplar, bu “kazara” karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem’in içinde iken bunlarla dolaştığını yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv vesikaları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;Koca Sultan’ın sitem dolu mektuba cevabı ise;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;“Varın söyleyin Hafsa Sultan’a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız. Gayrısından başkasını gözümüz görmez” olacakdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Koca Sultan’ın aziz ruhundan özür dileyerek;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kızı anlatır padişahımızın: “........... kumraldı, ela gözlü idi, 23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin bütün bu “iltifatı şahaneye” rağmen elâ gözlü dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına “evet” demiyordu. Onun bu şiddetli mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik yoktu..........”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer tebrikini yapar. Hünkar “Hâlâ inadında devam mısın?” diye sorar. Genç kız gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan “ Hem sen bugün ne kadar güzelsin!” der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: “Efendimiz!! Ömrüm oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam. Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;yani tamamen bana ait olmasını isterim, aksi halde kimse ile evlenmem.....”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır. 45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Binyediyüzlü yılların başında İstanbul’a gelen İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Lady Montague’nin hatıraları batılıların pek hoşuna gitmedi. Hareme girebilen Lady’nin yazdıkları daha önceki ve sonraki batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha sonra Lady Montague’yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı. O’nun ülkesi olan İngiltere’de üstelik de 1800’lü yıllarda, evli bir erkek çok rahatlıkla karısını gazeteye “ihtiyaçtan satılık ev kadını” ilanı vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih edeceklerdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek istediğimizi daha da iyi izah edecektir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür..... Hayatı hiç aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Avrupa’da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına karşı bu kadar namusluca davranılsın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için “güzel, çok güzel” dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için “güzel” diyebilmesi hâyâl bile edilemez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir şey.......”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok zor ve ağır bir konu olan Harem’i böyle bir kaç satırda özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-TOP: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir coğrafyasında sarayına aldığı bir köleden “valide sultan” dediğimiz zamanının “first lady”sini çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Siz biliyor musunuz&lt;/span&gt;?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SAfont-family:'Times New Roman';font-size:8;color:black;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Oya Kayıcıoğlu – Tarih Öğretmeni &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-477965962539112131?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/477965962539112131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanlda-haremin-gercek-yuzu-bir-ulkede.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/477965962539112131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/477965962539112131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanlda-haremin-gercek-yuzu-bir-ulkede.html' title='Osmanlı’da Harem’in Gerçek Yüzü'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90WjQpihI/AAAAAAAAA7s/A1FptDN7yPc/s72-c/Harem%2527s%2520Private%2520Partycopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4028019735269233178</id><published>2009-07-04T07:59:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T08:05:05.731-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>PADİŞAHLAR HAREMDE EĞLENİYORLARMIYDI?</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9u4MljisI/AAAAAAAAA7c/WXAYMXg6Rvs/s1600-h/40866.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354620393697282754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9u4MljisI/AAAAAAAAA7c/WXAYMXg6Rvs/s320/40866.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;PADİŞAHLAR HAREMDE EĞLENİYORLARMIYDI?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Harem ne demektir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı Devletinde harem’den söz edilince akla hemen Topkapı Sarayı gelmektedir. &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Topkapı Sarayı’nın tamamen Padişahların evi ve eğlence yeri olduğu çok kişi tarafından ifade edilmekte ve hatta aksine fikirler kabul dahi görmemektedir.&lt;/span&gt; Turist rehberleri, Topkapı Sarayının görevlileri ve hatta kasıtlı olan bir kısım ilim ve fikir adamları dahi, Topkapı Sarayı’nı, Osmanlı Padişahlarının eğlence sarayı olarak nitelendirmekte ve daha da ileri giderek bir de bu nitelendirmeleri yaparken "Amma da ihtişamlı hayat sürmüşler" ifadesini de eklemekten kendilerini alı-koyamamaktadırlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem’den bazı dia çekimleri yapmak gayesiyle Harem Dairesine girdiğimizde, &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Padişahların eğlence ve hatta cariyelerle alemler yaptığı yer olarak bilinen Hünkâr Sofası denilen salonu ben diacılara anlatmaya çalıştım ve özellikle aile hayatı ve terbiye ile alakalı bazı âyetlerin ve hadislerin nasıl duvarlara nakşedildiğini anlattım.&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#808000;"&gt;Bunu dinleyen görevlilerden birisi, "Hocam, biz bu yazıları Padişahların cariyeler ve güzel kadınlar için yazdığı tahrik edici aşk şiirleri olduğunu söylüyorduk. Gerçekten bunlar âyet ve hadis midirler?" diye sordu ve benden evet cevabını alınca da ağlamaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evvela, ister Topkapı Sarayı isterse Yıldız Sarayı olsun, Saray denilince, sadece Padişahların evleri ve aileleriyle beraber oturdukları kâşaneler ve köşkler akla gelmemelidir. Zira bu saraylar, bugün Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Başbakanlık Konutu ve bakanlıklar gibi devlet daireleridir. Bu saraylarda, Padişahın yani bugünkü anlamıyla Cumhurbaşkanının lojmanı veya konutu demek olan mekânlar, sadece Harem denilen yerlerdir. Bu Harem denilen yerler incelendiğinde, bugünkü devlet adamlarımızın evlerinden daha çok ihtişamlı olduğu söylenemez.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#808000;"&gt;İkinci olarak, Harem, girilmesi yasak olan yer manasınadır. Mekke-i Mükerreme’nin sınırları belli yerlerine ihramsız girmek yasak olduğundan Harem-i şerif denildiği gibi, Hem Mekke ve hem de Medine’ye gayr-ı müslimler giremediğinden dolayı her ikisine birden HAREMEYN adı verilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aynı manadan hareketle, kadınların ikamet ettikleri ve yabancı erkeklerin girmesi yasak olan evlere de İslâm âleminde harem adı verildiği gibi, yabancı erkeklere haram olan kadınlara da harem adı verilmektedir. &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Osmanlı zamanında evler ve devlet adamlarının konutları demek olan saraylar, &lt;span style="color:#808000;"&gt;haremlik ve selamlık&lt;/span&gt; diye ikiye ayrılmıştı; girilmesi yasak olan harem kısmı kadınların ikametine tahsis edilmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte Osmanlı Padişahlarının hanımlarına da harem denildiği gibi, bunların yaşadığı mekânlara da Padişah Haremi veya Padişah Evi manasına Harem-i hümâyûn adı verilmişti. Aslında Osmanlı Devleti tarihinde Padişahın evine Dâr’üs-Sa’âdet yani sa’âdet evi adı verilmekteyse de, Harem-i hümâyûn yahut sadece Harem kelimesi kullanılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şunu önemle hatırlatalım ki, bilindiği üzere, &lt;span style="color:#808000;"&gt;Osmanlı harem’ini üçe ayırabiliriz:&lt;/span&gt; Birinci kısım, asıl harem kapısına kadar olan Hareme Medhal (Antre) kısmıdır ki, burada Dârüs-Sa’âde Ağası ve Harem Ağalarının emri altındaki &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;erkek köleler istihdam olunmaktadır&lt;/span&gt;. Bu bölümde çalışan bir tek kadın köle yani câriye bulunmadığı gibi, izin alınmadan bu bölümde çalışan tavaşilerden kimsenin asıl hareme girmeleri de mümkün değildir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;İkinci kısım,&lt;/span&gt; asıl harem’de yaşayan Kadın Efendilerin, Şehzade haremlerinin, &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;padişahların ve Padişah ailesi mefhumu içine giren herkesin hizmetçisi durumunda olan cariyelerdir&lt;/span&gt;. &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Bunlar, Harem’in işçi personeli durumundadır.&lt;/span&gt; Reisleri de Hazinedar Usta denilen câriyedir. &lt;span style="color:#808000;"&gt;Bunların Padişahların karı-koca hayatı ile ilgileri yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Üçüncü kısım,&lt;/span&gt; asıl harem’de yaşayan ve &lt;span style="color:#808000;"&gt;Padişah’ın ailesi kavramı altında toplanan Kadın Efendiler, valide sultânlar, şehzade haremleri ve kendileri ile karı-koca hayatı yaşanan cariyelerdir&lt;/span&gt;. Bu grubun reisi, zaman içinde değişmekle birlikte bazan Baş Kadın Efendi ve bazan da Valide Sultân olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilatı, 2. Baskı, Ankara 1984, sh. 147;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Çağatay, Harem II, sh. 7 vd.; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Pakalın, Tarih Deyimleri, c. I, sh. 742-747&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;br /&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4028019735269233178?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4028019735269233178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/padisahlar-haremde-egleniyorlarmiydi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4028019735269233178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4028019735269233178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/padisahlar-haremde-egleniyorlarmiydi.html' title='PADİŞAHLAR HAREMDE EĞLENİYORLARMIYDI?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9u4MljisI/AAAAAAAAA7c/WXAYMXg6Rvs/s72-c/40866.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-5722374554642766719</id><published>2009-07-04T07:56:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T08:27:03.874-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Batılı bir kısım yazarların Harem’le ilgili kitapları hakkında neler söylenebilir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90wlY5UJI/AAAAAAAAA70/e-E32-nXlbY/s1600-h/1harem.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354626859985883282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 318px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90wlY5UJI/AAAAAAAAA70/e-E32-nXlbY/s320/1harem.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Batılı bir kısım yazarların Harem’le ilgili kitapları hakkında neler söylenebilir? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Batılı bir kısım yazarların Harem’le ilgili kitapları, erotik romanlar gibidir ve tamamen hayalî olan sahnelerle doludur. Mesela Harem isimli son zamanlarda yayınlanan roman türü bir eser, tarihî gerçeklerden maalesef çok uzaktır. Bilimsellik adı altında kaleme alınan çoğu araştırma eserlerinin bu etkiden kurtulamadığı görülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem için odalık câriye temini hakkında, ilk kalem oynatanlar Batılı yazarlar olmuştur. XVII. yüzyılda başlayan bu yazıların ilkini, III. Mehmed’in harem kadınlarını tasvir eden Thomas Dallam (1599)’ın yazıları teşkil etmektedir. Bunu Venedik Elçisi Ottaviano Bon (1606-1609), Robert VVithers (1650), Rico, Madam Montegü (1717-1718) ve Fransız Fabrikatörü Flachat (1745-1755) takip etmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mesela Venedik Elçisi Bon’un Padişahlara odalıkların takdimi ile alakalı ve tamamen erotik romanları hatırlatan tasvirini, maalesef, bütün Batılı yazarlar tekrar etmişlerdir. Biz, bunların yalanlarını nakletmeye utandığımız gibi, mevcut belgelerin ve hâtıraların hiçbiri, bu nakledilenleri tasdik etmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşin doğrusunu ve Batılı yazarların nasıl meseleyi çarpıttıklarını ise, 196O’lı yıllarda Harem’in restorasyonunda görev alan ve bir Fransız tarihçisi olan Robert Anhegger ile evli olan Mualla &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anhegger’den dinlemek icabediyor:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Haremin Avrupalıların yüzyıllarca yazıp çizdiği ile hiç bir alakası olmadığını fark ettim. Harem Padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiş. Padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değil. Kapılar, daireler, geçişler buna göre planlanmamış. Cariyeler 25 kişilik koğuşlarda yatıyor, üst katta yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu. Padişahın annesi kendi bölümünde, padişahın kadınları kendi bölümlerinde, padişah ise kendi dairesinde. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Padişahın kadınını annesi seçip, oğluna sunabilir. Padişahın kalkıp cariyelerin bölümüne geçmesi için kuş olup uçması lazım! Harem, bir üniversite gibi düşünülmüş. Cariyeler ise öğrenci. Zaten cariyelerin yaşadığı bölümün kapısında "Allahım bize de hayırlı kapılar aç" yazıyor. Ve bu yazı doğrultusunda, çoğu padişah tarafından çeyizleri verip evlendirilmiş. Çünkü câriye köle değil, cinsel köle hiç değil, bence doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur. Ve gerçekten de evlatlık gibi hoş tutulup, iyi eğitildikleri anlaşılıyor. Haremin mimarisi düzenlenirken, burada yaşayan herkesin bir dakika bile boş kalmaması hedeflenmiş olmalı. Dans, müzik, dikiş, eğitim... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem sanki askerî bir teşkilât. Bu askeri teşkilât düşüncesini haremi restore ederken sık sık fark ettim. Ve sonunda kendimi öylesine kaptırdım ki, kabul edilemez nedenlerle, devlet tarafından yevmiyem kesildiği halde, gün boyu çalışmayı sürdürdüm. Kısacası harem restorasyonundan elime maddi olarak hiç bir şey geçmedi, ama karanlıkta kalmış bir kurumu, el yordamıyla da olsa kavramayı başardım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haremdekiler son derece iyi yetişmiş, terbiye edilmiş, zeki ve yetenekli kimseler. Yalnızca güzel değil, aynı zamanda zeki de olanlar devlet kademelerinde yükselmek istiyorlar. Bunda şaşılacak, ya da ayıplanacak bir yön göremiyorum. Kendilerine güvenen erkekler gibi, haremin kadınları da şanslarını sonuna kadar zorluyorlar. Sanılanın aksine, yükselmek için dünya güzeli olmaya gerek yok. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümsemiş olan, güzel yazan, güzel konuşan bu yarışa avantajlı başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bu nedenle de haremin, belirli dönemlerde politik iktidara el koymuş olması son derece doğal. Elbette haremden acımasız ve muhteris sultanlar çıkmıştır. Ama ben, harem kadınlarını, şanslarını kendileri yaratmaya çalışan, aynen erkekler gibi bunu bazen başaran, bazen başaramayan ve bu uğurda, şartlar gerektiğinde, erkekler kadar acımasız olabilen kimseler olarak değerlendiriyorum.".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu cümleleri, Konunun Özeti diye takdim etmek bile mümkündür. Gerçekten; "Yabancıların yazdıkları eserler, çok kere hayal mahsûlüdür. Kulaktan kulağa gelenlerin yazı ve resimle ifadesinden başka bir şey değildir. Bu eserlerin hiç birisi, haremi hayal yuvası olmaktan, karanlık ve sırlar âleminden kurtaramamıştır. Bu durum, muhtelif sebeplerden ileri gelmektedir: Bunların başında Müslüman olan kadınlarımızın, erkeklerden kaçması, dışarıda örtülü gezmesi, kadınlı erkekli toplantılara iştirak etme-meleriyle izah edilebilir. Avrupa hükümdarlarının kadın ve kızlarının hayatlarına, görünüş ve giyinişlerine dair bir çok resim, heykel ve yazılar mevcud olduğu halde -bir kaç sefir hanımının saraylılarla görüşmesi ve onları tasviri bir tarafa bırakılırsa-, bizimkiler için böyle kaynaklar mevcut değildir".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Asıl üzüldüğümüz nokta ülkemizde yetişen Cumhuriyet dönemi yazarlarının da, belgelere dayalı bir ilmî araştırma yapmak yerine, bu yabancı yazarları aratmayacak şekilde ve onların yazdıklarını yahut çizdiklerini aynen taklid ederek yazılar kaleme almalarıdır189.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penzer, N. M., The Harem, sh. 178-182;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lady Montegu, Şark Mektupları, terc. Ahmed Refîk, İstanbul 1933;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Withers, Robert, A Discription of the Grand Signoir Sereglio, London 1650, sh. 42-43;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Harem II, sh. 26-29;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nokta Dergisi, 2 Nisan 1989 Kapak Yazısı, sh. 52-53;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mualla Anhegger, aynı zamanda Harem’le ilgili "Topkapı Sarayında Padişah Evi" adlı eserin de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;yazarıdır. Zaten bizim de tesbitimiz, Harem’in Padişah’ın evi olduğu yönündedir;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Harem’den Mektuplar, sh. 10; Hem kaynakları ve hem de kullandığı resimleri, tamamen batı menşeli olan bir yazı için bkz. Baş, Işıl, Cariyelik: Kadının Cinsel Köleliği, Bilim ve Ütopya, Ocak 1996, sh. 12-14.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-5722374554642766719?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/5722374554642766719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/batl-bir-ksm-yazarlarn-haremle-ilgili.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5722374554642766719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5722374554642766719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/batl-bir-ksm-yazarlarn-haremle-ilgili.html' title='Batılı bir kısım yazarların Harem’le ilgili kitapları hakkında neler söylenebilir?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk90wlY5UJI/AAAAAAAAA70/e-E32-nXlbY/s72-c/1harem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4579458433110567613</id><published>2009-07-04T07:54:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:55:54.501-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Harem’e aitmiş gibi gösterilen çıplak resimlerin Osmanlı kadınlarına ait olduğu doğru mudur?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Harem’e aitmiş gibi gösterilen çıplak resimlerin Osmanlı kadınlarına ait olduğu doğru mudur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem’le ilgili, bazı kitaplarda ve bazı dergilerde yayınlanan çıplak resimlerin de aslı esası mevcut değildir ve Batılı ressamların hayallerinin mahsûlüdür. Bir kısım Batılı yazarlar, kendi hayallerindeki harem hayatını, ressamlar eliyle resme aktararak, meşru ve gayr-i meşru demeden neşretmişlerdir. Bunlar arasında özellikle Padişahın süt banyosu yaptığını, çırılçıplak cariyelerin ortasında poz verdiğini gösteren resimler, tamamen hayal ürünüdür. Hubânnâme’de kayd edilen ve bir doğum sahnesini canlandıran resim, Osmanlı Kaynaklarında mevcut olanların en açık olanıdır. Zaten hususî dairede kalmak şartıyla gayr-i meşru da değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu konuda bir uzmanın tesbitlerine kulak vermemiz ve harem ile alakalı gördüğümüz resimleri buna göre değerlendirmemiz gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Türkiye’yi ziyaret eden seyyahlardan çoğunun Türkçe’yi bilmemeleri, Hıristiyan oldukları için azınlıklarla düşüp kalkmaları ve onların verdikleri çok zaman hakikate uymayan malumatı en ufak tetkik süzgecinden geçirmeden kitaplarına kaydetmeleri, onları fahiş hatalar yapmaya sürüklemiştir. Değil Türk Kadınları, erkekleriyle bile konuşamayan ve anlaşamayan yabancı seyyah ve ressamların, bizler hakkında verdikleri hükümler, yaptıkları resimler, yazdıkları kitapların ne dereceye kadar doğru olacağını siz düşünün ve hükmünüzü verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu sebepledir ki, Topkapı Sarayı resim galerisinde mevcut olan Hurrem Sultân’ın muhtelif tablolarıyla kızı Mihrimah Sultân ve Gülnüş Sultân’a ait resimlerin otantik (güvenilir) olup olmadıkları üzerinde haklı olarak durup düşünmemiz icabetmez mi?".&lt;br /&gt;Cumhuriyet döneminde haremle ilgili olarak kaleme alınan kitaplarda yer alan veya kapaklarını teşkil eden gayr-i meşru resimlerin tamamı, batılı ressamların hayal ürünleridir. Mesela Meral Altındal’a ait Osmanlı’da Harem adlı kitabın kapağındaki çıplak resim, Kari Briullov’a ait olduğu gibi, aynı yazarın Osmanlı’da Kadın adlı kitabının kapağındaki çıplak resim de Camille Rogier’e aittir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1989 yılında Amerika’da neşredilen ve Alev Lytle Croutier adlı hanımefendi tarafından kaleme alınan Harem The VVorld Behind the Veil adlı eserdeki çıplak resimlerin tamamına yakını da, Avrupalı ressamların veya seyyahların kendi hayâllerinden uydurdukları resimlerdir. Özellikle Türkiye’deki belli çevrelerin de kullandığı kapaktaki resmin, Osmanlı Haremi ile uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Üzüldüğümüz nokta, bu hanım efendinin bir konakta doğduğunu ve büyüdüğünü söyleyip kendisiyle alakalı kitabına aldığı resimlerden hiç birinin gayr-i meşru olmamasıdır. Bu yazarın Haremdeki banyolarla ilgili anlattığı erotik hikâyelerin ise, gerçekle hiç bir ilgisi yoktur ve tamamen kendi hayalini tavsif eden Batılı seyyahların hâtıralarından ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı Padişahlarını bu uydurma resimlerle itham etmeye kalkışan Batılı yazarlar, kendi krallarının nasıl gayr-i meşru hayat yaşadığını çok iyi bilmekte ve Padişahları da kendi krallarına kıyaslamaktadırlar. Mesela bizzat gidip ziyaret ettiğimiz Viyana’daki tarihî Kraliyet Sarayında gördüğüm manzara, doğrusu beni şaşırtmıştır. Zira Saray’da oturan Krallar, beraber oldukları kadınların heykellerini yaptırarak Saray’ın muhtelif yerlerine diktirmişlerdir. Yani Avrupalı kralların yaşadığı rezaletin delili, bizdeki hareme ait uydurma resimler değil, şu ana kadar varlığını devam ettiren Saraylarının duvarlarındaki kadın heykelleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Croutier, Alev Lytle, Harem The VVorld Behind the Veil, New York 1989, sh. 80-92;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Altındal, Meral, Osmanlı’da Kadın, İstanbul 1994, sh. 2;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı’da Harem, sh. 2;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Harem’den Mektuplar, sh. 11;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem II, Resim 25;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu konuda, müşşahas bir misâl için bkz. Dernschvvam, Hans, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü (Çev. Ya’şâr Önen), Ankara 1992, sh. 59, 82, 83, 88, 89, 93 vd.,184;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nokta Dergisi, 2 Nisan 1989 Kapak Resmi; Tempo 10-16 1994 Kasım sayı 175; Bu dergideki resimlerin tamamına yakını uydurmadır ve Batılı yazarların kitaplarından alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4579458433110567613?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4579458433110567613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/hareme-aitmis-gibi-gosterilen-cplak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4579458433110567613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4579458433110567613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/hareme-aitmis-gibi-gosterilen-cplak.html' title='Harem’e aitmiş gibi gösterilen çıplak resimlerin Osmanlı kadınlarına ait olduğu doğru mudur?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7195095129033759788</id><published>2009-07-04T07:20:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:23:05.742-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Saray’daki câriyeler’in hepsi Padişahların hanımları mıydı? Yoksa görevleri nelerdi?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;Saray’daki câriyeler’in hepsi Padişahların hanımları mıydı? Yoksa görevleri nelerdi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı Padişahları, Harem dâirelerinde istihdam ettikleri veya karı-koca hayatı yaşadıkları cariyelere şer’-i şerifin hükümlerini aynen tatbik etmişlerdir. Osmanlı Hareminde Orhan Bey zamanından beri cariyelerin bulunduğu ve istihdam edildiği ifade edilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ancak harem’deki cariyelerin sayıca artması, Fâtih döneminden itibaren başlar. Zira Fâtih devrinde devlet idaresi devşirmelerin eline geçtiği gibi, harem’de de böyle olmuştur. Nasıl devşirilen erkekler, Enderun Mektebinde terbiye edilerek Osmanlı Devleti’nin askerî ve idâri üst makamlarına yükselme imkânlarını elde etmişlerse, Harem Mektebine alınan cariyeler de zekâlarına, ahlaklarına ve güzelliklerine göre, evvela haremin hizmetçi statüsündeki grubu olan câriye, kalfa ve ustalar makamlarına ve sonra da Padişahlar tarafından seçilmeleri halinde Padişah ile karı koca hayatı yaşayan gözde, ikbal ve Kadın Efendi ve neticede valide sultân payelerine kadar yükselme imkânlarına kavuşabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O halde harem mektebinde yetişen cariyeleri iki gruba ayırmak icabedecektir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Birinci Grup, &lt;/span&gt;asıl haremin ve Padişah ile ailesinin hizmetlerini gören cariyeler grubudur ki, haremde sayıları bazan 400’e ve 500’e ulaşan cariyelerin %90’ını bunlar teşkil etmektedir. Bunların, haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa dışında her hangi bir şekilde Padişah ile karı koca hayatları mevzubahs değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa ile mükellef olan ve hizmetçi kadınlar statüsünde bulunan saray cariyelerini dört ayrı grubta toplamak mümkündür:&lt;br /&gt;1-Acemiler.&lt;br /&gt;2-Câriyeler.&lt;br /&gt;3-Kalfalar (Şâkirdler).&lt;br /&gt;4-Ustalar (Gedikli Cariyeler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dört grub incelenince görülecektir ki, haremdeki cariyelerin % 9O’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi grubundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında harem’de hizmet etmektedirler. Ancak bunların bekâr olmaları ve harem’de bulundukları müddetçe evlenmelerinin fiilen mümkün olmaması sebebiyle, her an şehzade veya Padişah’ın haremi arasına girmesi mümkündür. Padişah’ın haremi arasına girmediğinden veya giremediğinden dışarıdan evlenmek isteyenler, çırağ edilme adı altında evlendirilip haremden çıkarılırlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;İkinci Grup ise&lt;/span&gt;, Padişahın ailesi arasında yer alan gözdeler, ikballer ve ka-dınefendiler grubu idi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluçay, Harem II, sh. 10-11&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7195095129033759788?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7195095129033759788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/saraydaki-cariyelerin-hepsi-padisahlarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7195095129033759788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7195095129033759788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/saraydaki-cariyelerin-hepsi-padisahlarn.html' title='Saray’daki câriyeler’in hepsi Padişahların hanımları mıydı? Yoksa görevleri nelerdi?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-5089230008184830718</id><published>2009-07-04T07:17:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:19:39.037-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Harem’deki cariyeler evlenebilirler miydi?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Harem’deki cariyeler evlenebilirler miydi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem’deki cariyelerin evlenmeleri meselesini bunların statüsüne göre ayrı ayrı izah etmek gerekmektedir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Birinci Grup, &lt;/span&gt;Padişahların veya şehzadelerin has odalığı olan cariyelerdir. Daha sonra da açıklanacağı üzere. Padişahlar, kendileri için odalık olarak terbiye edilen cariyelerin hepsi ile münâsebet kurmuyordu. Münâsebet kurdukları belli sayılarda idi. Bunları biraz sonra anlatacağız. Bunların bir kısmı Kadın Efendi, bir kısmı ikbal oluyordu. Çocuk sahibi olanlar genelde ikbal ve kadın efendi olmaktaydılar. Aynı şey şehzadeler için de geçerliydi. Eğer Padişah olurlarsa, odalıkları kadın efendi veya ikbal olurlardı. Olmazlarsa şehzade haremi olarak kalırlardı. Padişahların veya şehzadelerin münâsebette bulunup da beğenmedikleri veya çocukları olmayanlar ise, çırağ edilirler ve hâricden münasip bir kimse ile evlendirilirlerdi; çeyizleri ve evi Padişahlar tarafından temin edilirdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;İkinci Grup,&lt;/span&gt; hizmet cariyeleri, kalfalar ve ustalar ise, daha önce de kısaca değindiğimiz gibi, cariyelik süreleri olan 9 yılı doldurduktan sonra âzâd edilirler ve ellerine çırağ kâğıdı denilen bir belge verilerek saraydan ayrılmalarına müsaade edilirlerdi. Ayrılmak istemeyenler haremde kalır veya Eski Saray’a gönderilirlerdi.&lt;br /&gt;Her iki grup cariyelerden de haremden ayrılanlara, ayrıldıktan sonra da bakılmaktaydı. Saraydan ayrılan bu cariyelere saraylılar adı veriliyor ve bunların düşmemeleri için her türlü tahsisat yapılıyordu. Kocaları ölenlere maaş bağlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada cariyeler, harem içinde işledikleri suçlardan dolayı, Kâhya Kadın tarafından cezalandırılmaktaydı. Ayrıca suç işleyen cariyelerden birinin Sakız Adasına sürüldüğü ve bu tür sürgünlerin de az da olsa yaşandığı, eldeki belgelerden anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;Bir kısım Padişahlar tahta çıkar çıkmaz, sevmediği eski Padişahın hareme aldığı cariyeleri, nadir de olsa, haremden çıkardığı ve hatta bazan bu yüzden perişan hallerin yaşandığı, maalesef nakledilen hadiseler arasındadır. Ancak bu durumu tamim etmek yanlıştır ve doğru değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İslâm Miras hukuku hükümlerine göre, cariyelerin mirasları yani Osmanlı belgelerindeki ifadesiyle muhallefâtı ve terekesi, ölmeden âzâd edilmiş olmadıkça, efendilerinindir. Bu sebeple haremdeki cariyeler vefat ettiklerinde, muhallefâtları, devlet tarafından zabtedilir ve hazineye irâd kayd olunurdu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BA, Cevdet Saray, nr. 681, 2838, 4405, 7139;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. D. 8254; D. 8251; D. 8199;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Harem II, sh. 34-37;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri (Âdât ve Merâsim-i Kadîme, Tabirât ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Muâmelât-ı Kavmiyye-i Osmâniyye), İstanbul 1995, sh. 134-136. Burada genel olarak &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İstanbul’daki konaklarda istihdam edilen câriye ve kalfaların çırağ edilmeleri yani evlendirilmeleri üzerinde durulmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-5089230008184830718?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/5089230008184830718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremdeki-cariyeler-evlenebilirler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5089230008184830718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5089230008184830718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremdeki-cariyeler-evlenebilirler.html' title='Harem’deki cariyeler evlenebilirler miydi?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-3849503248358020139</id><published>2009-07-04T07:14:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:17:15.006-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Gözdeler, peykler ve has odalıklar ne demektir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;Gözdeler, peykler ve has odalıklar ne demektir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, Padişahın sayıları genellikle dördü bulan ve aynı anda olmasa bile bütün hayatı boyunca bazan yediye ve sekize ulaşan Kadın Efendileri, ikballer arasından seçilirlerdi. İkballer arasından Kadın Efendiliğe seçilen cariyeler, yine câriye statüsündeydi; ancak bazan Şeyhülislâm’ın nikâh akdi icra etmesiyle nikâhlı olarak eş tarzında ve bazan da nikâhsız câriye eş statüsünde Padişahların zevceleri tarzında hayatlarını sürdürürlerdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Genellikle kadınefendilerin kendileri arasından seçildiği ikballer ise, has odalık, peyk veya gözde adı ile anılan cariyeler arasından seçilirlerdi. II. Mustafa zamanında ikbal müessesesi ortaya çıkıncaya kadar, Kadın Efendiler de doğrudan has odalık, peyk veya gözde tabir edilen bu cariyeler arasından Padişah tarafından seçilirlerdi. Kitabımızın daha evvelki sayfalarında anlattığımız gibi, İslâm Hukukuna göre, efendiler ve bu arada elbette ki Padişahlar, başkalarıyla evli olmayan ve istifrâş hakkı kendilerine ait bulunan câriyeleriyle karı-koca hayatı yaşayabilmekteydiler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Osmanlı Padişahlarının karı-koca hayatı yaşayacakları cariyeler, Harem’e alınan cariyeler arasından temin edilirdi. Hazinedar Ustanın nezâreti altında saray terbiyesi alan cariyelerden, önce Padişah’ın şahsi ve hususî hizmetlerini görmek üzere Hünkâr Kalfaları seçilirdi. Hünkâr Kalfaları arasından Padişahın beğendikleri, peyk, gözde veya has odalık adıyla Padişah için ayrılırlardı. Has odalık, peyk veya gözde adıyla ayrılan cariyelere bir daire tahsis edilir.&lt;br /&gt;Has odalıklar da peyk ve gözde adıyla ikiye ayrılır. Peyk ve gözdeler de en fazla dörder aded olurlar. Bunlar arasından Padişah ile münâsebette bulunan ve Padişah’ın beğenisini kazananlar ile Padişah’dan çocuğu olanlar ikbal veya Kadın Efendi olurlar. Diğerleri ise, Harem hâricinde bulunan erkek kölelerden biriyle evlendirilirlerdi. Erkek çocuk doğuran kadınlar mutlaka kadın statüsünü kazanır ve doğurduğu çocuk ilk erkek çocuk ise baş Kadın Efendi olurlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı Padişahlarından Kadın Efendilerinin yanında ikballeri bulunanların sayısı yedi sekiz tanedir; ikballerinin yanında gözdeleri de bulunanların sayısı ise çok azdır; gözdelerinin yanında peykleri bulunanlar ise bir veya iki tanedir. Yoksa her Padişah’ın illa da 4 Kadın Efendisi, dört ikbali, dört gözdesi ve dört de peyki olacak demek değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada şunu da belirtmeliyiz ki, başta Penzer olmak üzere, Batılı yazarlar, Padişahın ikbal ve Kadın Efendilerinin içlerinden tesbit edildiği has odalık cariyelerin teminini ve seçilişini, öylesine gayr-i meşru tarzlarda ve öylesine kötü şekillerde tavsif etmişlerdir ki, bunların verdikleri bilgilen, ne bir Osmanlı Tarihi ve ne de arşivlerdeki belgeler tasdik etmemektedir. Oynatıp oyununu seyrederken üzerine mendil atılması, hamamlarda yıkanırken tercihlerde bulunulması ve buna benzer halvet tasvirleri, gerçekle ilgisi olmayan yalanlardan ibarettir195.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;KAYNAKLAR:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Penzer, The Harem, sh. 178-182;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzunçarşılı, Saray Teşkilâtı, sh. 151;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Altındal, Osmanlı’da Harem, sn. 195 vd.;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Harem II, sh. 26-30; Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının İç Yüzü, sh. 126-135;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öztuna, Devletler ve Hanedanlar, c. II, sh. 902.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-3849503248358020139?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/3849503248358020139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/gozdeler-peykler-ve-has-odalklar-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3849503248358020139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/3849503248358020139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/gozdeler-peykler-ve-has-odalklar-ne.html' title='Gözdeler, peykler ve has odalıklar ne demektir?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4103186474466810543</id><published>2009-07-04T07:10:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:14:00.195-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Harem’deki kadınlardan padişahlara veya devlet adamlarına; padişah ve devlet adamlarından da Harem’deki bazı kadınlara veya sultânlara aşk mektupları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;Padişahların Harem’in bahçesinde bulunan havuzlarda cariyeleri çırılçıplak soyduğu ve bunlara süt banyosu yaptırarak bununla eğlendiği iddia edilmektedir? Bunun hakkında ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Meşru dairede olmak şartıyla insan, hanımını, çocuklarını, anasını babasını ve diğer insanları sevebilir. Muhabbetin yasak olmasının sınırı gayr-i meşru dairede olmasıdır. Bu manada meşru dairede Padişahların kendi kadınlarına ve damatların sultân hanımlara veya tam tersine sultânların ve haremdeki kadınların Padişahlara veya damad adaylarına meşru bir tarzda aşk ve muhabbet mektupları yazmaları meşrudur ve caizdir. Ölçü meşru’ dairede kalmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı Padişahları ve haremde yaşayan kadınlar da insandır. Bunlar da hem sevecek ve hem de sevdiklerini kıskanacaklardır. Dolayısıyla insanlık gereği aralarında geçen bazı sürtüşmeleri veya aralarında alınıp verilen ve Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar aileye has kalan özel arşivlerdeki muhabbet mektuplarını, hep menfi manada değerlendirmek veya bunlar arasından suiistimal edilebilir birini seçip hepsine teşmil etmek doğru değildir. Şimdi Harem’den Aşk Mektupları diye bilinen ve aslında Harem Hazinesinde saklı olduğu halde Cumhuriyetten sonra Saray’a ait her şey ortaya dökülünce ele geçen bu aşk mektuplarından ikisini zikredeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Birincisi; &lt;/span&gt;Kanunî’nin Baş Kadını Hurrem Sultân’dan Kanunî Sultân Süleyman’a yazılan mektuplardan birisidir. Hurrem Sultân gibi Kanunî’ye aşkı ile bilinen birinin kullandığı ifadeler böyle olursa, damadların veya başkalarının Sultân Hanımlara ve Saray Kadınlarına yazdıkları mektupta kullandıkları terbiyeli ifadeleri sizler kıyaslayabilirsiniz.&lt;br /&gt;"Canımın Paresi Sa’âdetlü Sultânım Hazretlerine derûn-ı gönülden enva’-ı büsyâr can u dilden sad-hezârân hezâr bin dürlü hasret iştiyaklarıyla bin bin du’alar ve senalar edüb yüzümü hâk-i pay-i şerife sürüb mübarek dest-i şerifinizi pus ederim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Benüm iki gözüm yoluna kurban olduğum devletlüm Padişahım, ümiddir ki, ben biçare cariyenizi kabul-ı müştak-ı azîm buyurula. Benim devletlüm ve benüm saadetim sultanım, mübarek mizac-ı şerifiniz nicedir? mübarek başınızdan ve cemi" azanızdan olsun ve mübarek ayağınızdan nicesiz? Şimdilik benüm devletlüm benüm sultanüm tamam hüsn-i afiyet üzeresiniz.&lt;br /&gt;Benim iki gözüm devletlüm Padişahım, Bârî-i Te’alâ Hazretinden hâcetüm budur ki, Hazret-i Hak vücud-ı şerifini cem? hatalardan ve belâlardan saklayub hemîşe hakkın hıfz-ı emânında olub ömr-i Nuh süresiz inşaallah.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Benim Padişahım, benüm devletlüm, andan sonra Sultânım Cihangir Şah’ımın gözlerinden öperim. Andan sonra benüm saadetüm Hanum Peyk dürlü iştiyak ile yüzler sürüb hâk-i pay-i şerifinizi öper. Hüma Şah Ayşeciğim dahi Peyk Kadun hâk-i pay-i şerifinize yüz sürerler. Ümiddir ki, kabul oluna. Benüm Devletlüm, andan sonra sultanüm şehir ahvâlinden sorulursa, bi hamdillah emn ü emân üzere olub can u dilden sultanıma du’alar edüb cemî1 âlem sultanıma müştaklardır. Benüm devletlüm baki ne demek lâzım vesselam. Kemine Cariyen".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;İkincisi;&lt;/span&gt; Padişahlardan Kadın efendilerine veya ikballerine yazılan aşk mektuplarından bir örnek de, en çok aşk ve muhabbet ifadeleri kullanılan, aslında gizli arşivde saklanıldığı halde bu gün herkesin elinde bulunan Sultân I. Abdülhamid’in kadın efendisi Ruh-Şah’a yazdığı mektuptur. Bu mektupta şer’î hükümlere aykırı, bugünkü anlamda gayr-i meşru cihetler ihtiva eden bir hal yoktur. Eğer bizlerin de hanımlarımıza yazdığımız özel mektuplar, bütün aleme neşredilecek olursa, her halde Osmanlı Padişahlarının en kadına düşkün denileni kadar edebe riâyet ettiğimiz zor iddia edilebilir. Halbuki I. Abdülhamid Hân, beş vakit namazlarını mümkün oldukça Camilerde cemaat ile kılan ve ancak kadınlarını da meşru dairede seven bir Padişah’dır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mektuplarından bir tanesini zikrediyoruz:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Abdülhamid’in Ruh-şah’ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum türâb olunca, ben senden geçer isem Allah lâyıkımı versün, Efendim. Gideyim diyorum, belki götür buyururusun deyü götürmüyor. Sen benim, ben senin. İnşâallâhu Te’âlâ ömrüm oldukça cem’ oluruz (bir arada oluruz). Canım efendim benimle. Narin ayağına yüzüm sürerek rica ederim.".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Maalesef bazı kaynaklarda, Padişahların hanımlarına olan sevgi ifadeleri çok görülerek mesela Abdülhamid Hân’ın aşk meftunu ve kadınların kölesi birisi olduğu söylenmeye çalışılıyor. Dünya nüfusunun beşte birine hükmeden bir Padişah’ın kadın efendisine "Sultânım, kulun ve kurbanın olayım" demesi, Kur’ân ve Sünnetten alınan ders gereği, kadına ve onun haklarına saygı ifadesi midir? Yoksa devlet işlerini terk edip de kadınlara kul ve köle olma alâmeti midir? Bunun kararını okuyuculara bırakmak istiyoruz196.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. E. 10193;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. E. 5038; Krş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Osmanlı Sultânlarına Aşk Mektupları, İstanbul 1956, sh. 42-47, 77-93; Maalesef burada, hanımına olan sevgi ifadeleri çok görülerek Abdülhamid Hân’ın aşk meftunu ve kadınların kölesi birisi olduğu söylenmeye çalışılıyor;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluçay, Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının îç Yüzü, sh. 105-110; Osmanlı Sultânlarına Aşk Mektupları, sh. 77-93;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Altındal, Osmanlı’da Harem, sh. 45-47; Maalesef bu son kaynakta, rastgele yerlerden toplanan çeşitli bilgiler, hep kötü yöne çekilerek çarpıtılmaya çalışılmıştır. Lût Kavminin âdetini lanetleyen &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hz. Nuh’un ifadesi olan âyeti alıp da Osmanlı Padişahlarının cinsî sapık olduklarını buna bağlamak gibi. Bu sebeple, bu tür kaynakların bütün iddialarını değerlendirmeye bile almaya değer bulmuyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ancak M. Çağatay Uluçay gibi ciddi araştırmacıların düştükleri hataları, mümkün mertebe gerçeği yansıtarak tashih etmeye gayret göstereceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4103186474466810543?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4103186474466810543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremdeki-kadnlardan-padisahlara-veya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4103186474466810543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4103186474466810543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremdeki-kadnlardan-padisahlara-veya.html' title='Harem’deki kadınlardan padişahlara veya devlet adamlarına; padişah ve devlet adamlarından da Harem’deki bazı kadınlara veya sultânlara aşk mektupları'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-4700883378471359051</id><published>2009-07-04T07:08:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:10:12.684-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Padişahların Harem’in bahçesinde bulunan havuzlarda cariyeleri çırılçıplak soyduğu ve bunlara süt banyosu yaptırarak bununla eğlendiği iddia edilmekte</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Padişahların Harem’in bahçesinde bulunan havuzlarda cariyeleri çırılçıplak soyduğu ve bunlara süt banyosu yaptırarak bununla eğlendiği iddia edilmektedir? Bunun hakkında ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evvela şunu ifade edeyim ki, Padişahların kendi hanımlarıyla, sultân denilen kız çocuklarıyla, şehzadelerle ve de bunların haremleri ve cariyeleri ile, hususî günlerde meşru dairede sohbet etmek ve ailevî meseleleri görüşmek üzere, her aile gibi, bir araya geldikleri doğrudur. Bu bir araya gelmelerin, bazan ve özellikle de yaz günleri Harem’in Has Bahçesinde ve genellikle ŞimşirliK’teki bahçede veya Kâğıthane’deki bahçelerde yapıldığı da doğrudur. Ancak bu halvet ve eğlencelerde, bırakınız cariyeleri çırılçıplak soyarak onlara süt banyosu yaptırmayı, belki şehzadeler, haremleri ve Padişah kadınları arasında dahi mahremiyet olur diye, hususî halvet çadırları ve sokakları teşkil edildiğini Osmanlı’da Harem adlı kitabımızın ilgili yerlerinde izah ettik.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İslâm Hukukunda hür bir kadın ile mahrem kadınlar ve cariyelerin avret mahallerinin farklı olması, fıkıh kitaplarında cariyelerin kol, ayak, yüz ve başlarına efendilerinin bakabilmesi şeklindeki hükmün yer alması, meseleyi bilmeyen çevreler tarafından akıl almaz şekilde tahrif edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İslâm hukukunda iki üç çeşit mahremiyet kavramının bulunduğunu, cariyelerin efendileri yanında sadece el, kol ve başlarını açarak dolaşabileceklerini, bunun da iş zaruretinden meydana geldiğini; çırılçıplak havuza girip oynamalarının asla caiz görülmediğini; çünkü bir cariyenin bu manada diğer cariyelere bakamadığını fıkıhtan öğreniyoruz. Mesele avret-i hafife ve avret-i galize terimlerinin bilinmemesinden, avret kavramının erkek, hür kadın, mahrem kadın ve câriye açısından ayrı manalar ifade ettiğinin anlaşılamamasından ve bunlara dair şer’î hükümlerin söz konusu edilmemesinden ileri gelmektedir. Kişi de, bilmediğinin düşmanıdır. Bir sonraki soruda bunu ayrıntılarıyla göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu meselede en çok itham edilen Padişah III. Murad’dır. Halbuki III. Murad’ın sofi meşreb ve Farsça bir Divan’ı bulunacak kadar ve hele hele kendisine caiz olsalar bile, cariyelerin birbirine haram olacaklarını bilecek kadar İslâmî ilimlere vukufu vardır. Meşru dairede cariyelere saz çaldırarak, harem kadınlarının ve erkeklerinin ayrı ayrı oturdukları yerlerde oyunlar oynanarak eğlenildiğini ve bunun da meşru dairedeki eğlence olduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damad, Mecma’ul-Enhür, c. I, sh. 80-81; II, sh. 538-539;&lt;br /&gt;Uluçay, Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının İç Yüzü, sh. 13-14;&lt;br /&gt;Altındal, Osmanlı’da Harem, sh. 181-183.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-4700883378471359051?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/4700883378471359051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/padisahlarn-haremin-bahcesinde-bulunan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4700883378471359051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/4700883378471359051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/padisahlarn-haremin-bahcesinde-bulunan.html' title='Padişahların Harem’in bahçesinde bulunan havuzlarda cariyeleri çırılçıplak soyduğu ve bunlara süt banyosu yaptırarak bununla eğlendiği iddia edilmekte'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-1386362412799531159</id><published>2009-07-04T07:04:00.001-07:00</published><updated>2009-07-04T07:07:24.049-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Efendilerin cariyelerin avret yerlerini görmeleri caiz midir? Caiz olduğunu iddia edenler, havuz safalarını da buna bağlamaktadırlar. Durumu fıkıh kit</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Efendilerin cariyelerin avret yerlerini görmeleri caiz midir? Caiz olduğunu iddia edenler, havuz safalarını da buna bağlamaktadırlar. Durumu fıkıh kitapları açısından izah eder misiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İslâm Hukuku kitaplarında mesele "Nazar" başlığı altında incelenmektedir. Bu hükümlere göre, dinen avret mahalli kabul edilen yerlere bakılması, zaruret hali dışında haramdır. Zaruret halinden kasıt, doktor, sünnetçi, ebe, kan alan veya hemşire gibi insanların, zaruret miktarını tecâvüz etmeyecek derecedeki nazarlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanları birbirinin vücutlarından görebilecekleri yerler açısından beş gruba ayırmak mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Birinci Grup;&lt;/span&gt; Erkekler, erkeklerin, namazda avret mahalli olarak açıklanan dizden yukarı ve göbekten aşağı kısımları dışında kalan yerlerine bakabilirler. Bu ikisi arasındaki yerler avret sayılır; yani bakılması dinen haramdır. Ancak dizin avret olma hali ile bacağın ve bacağın avret olma hali ile avret-i galize tabir edilen ön ve arkanın avret olma hali aynı değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;İkinci Grup;&lt;/span&gt; Kadınlar, kadınların, erkeğin erkeklerden bakabildiği yerlere bakabilmektedirler. Yani hüküm birinci grup gibidir. Bu her iki grupta da, şehvetten emîn olma şartı vardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Üçüncü Grup;&lt;/span&gt; Bir erkek, kendi hanımının ve kendisiyle karı koca hayatı yaşadığı (istifrâş hakkı bulunan) cariyesinin bütün bedenine bakabilir. Bir kısım hukukçular, tenasül uzvuna bakılmasının mekruh olacağını açıklamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Dördüncü Grup;&lt;/span&gt; Erkekler, kan, süt ve sıhrî hısımlık açısından mahremi bulunan anne, kız kardeş ve benzeri kadınların ve istifrâş hakkı başkalarına ait olan cariyelerin (yani sadece işçi statüsünde istihdam edilen cariyeler de dahil olmak üzere bütün cariyelerin) sadece yüzüne, başına (saçlar açık olarak), memeler görünmemek şartıyla göğsüne, diz altına ve kollarına bakabilirler. Şehvet korkusu olmamak şartıyla, bakabildikleri yerlere dokunmalarında beis yoktur. Bunların karınlarına, sırtlarına ve bacaklarına, şehvetten emin olsalar bile bakmaları caiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Beşinci Grup;&lt;/span&gt; Erkekler, hür yabancı kadınların ise, sadece yüz ve ellerine bakabilirler. Bunun da şartı, şehvetten emin olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Görüldüğü gibi, işçi statüsündeki cariyelerin hür kadınlardan farkı, onların mahrem kadınlar gibi kabul edilip yüzü ve ellerinin yanında başı, saçları, memeler açılmamak üzere göğsü, diz altı ve kollarının caiz görülmesidir. Cariyelerin durumunu erkeklerin durumuna benzeten görüşün fıkıh kitaplarında yeri yoktur ve böyle bir tesbit doğru değildir. Bu hükmü bilmeyenlerin, cariyelerin avret yerleri farklıdır diyerek, Padişahların onları çırılçıplak oynattığı iddialarını ileri sürmeleri, tamamen uydurma ve iftiradır ve İslâm Hukukunu bilmemek demektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önemle ifade edelim ki, erkek kölenin kadın efendisiyle durumu, yabancı bir erkeğin yabancı bir kadınla olan durumu gibidir ve beşinci gruba ait hükümler geçerlidir. Bu arada hadım olan erkekler de, tıpkı sağlam erkekler gibi kabul edilir. Ancak erkeklik duygusu tamamen ortadan kalkan hadım erkeklerin, kadınlarla ihtilâtının yani dördüncü gruba ait hükümler çerçevesinde bir arada bulunmalarının caiz olduğunu söyleyenler de vardır. Osmanlı Hareminde az da olsa bazı devirlerde harem ağalarının hareme girip çıkmalarına müsaade edilmesi bu içtihada dayanmaktadır. Ancak genelde bütün hadımları diğer erkekler gibi kabul eden görüş tatbikatta esas alınmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu konuyu Batılı bir yazar şöyle tasvir etmektedir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Doktorlardan başka hiç bir erkek hareme ayak basamaz. Onlar bile Padişahın özel izniyle ve harem a-ğalarının eşliğinde girerler. Hasta kadın ve çevresindekiler, uzun şallara bürünürler. Doktor nabzına bakmak isterse, hastanın bileği bir tülle örtülür; dilini veya gözlerini görmek istiyorsa, yüzün kalan kısımları tamamıyla örtülü olmak şartıyla gösterebilir. Kızlar ağası bile haremdeki kadınlardan birine dikkatlice bakamaz"198.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damad, Mecma’ül-Enhür, c. II, sh. 541-543;&lt;br /&gt;Haskefî, Dürr’ül-Münteka, c. II, sh. 541-542;&lt;br /&gt;İbn-i Abidin, Redd’ül-Muhtâr, c. VI, sh. 364-374;&lt;br /&gt;D’Ohson, Ignatius Mouradgea, Tableau General de I’Empire Othoman, Paris 1790, c. III, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem-i Hümâyûn, Çev. Ayda Düz, sh. 10. Bu şerl hükümleri tetkik edenler, şu ifadelerin ne kadar yanlış ve kasıtlı olduğunu her halde takdir edecektir: "Müslüman câriye başını örtemez; örterse cezalandırılır.", Çağatay, Bilim ve Ütopya, Ocak 1996, sh. 7.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-1386362412799531159?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/1386362412799531159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/efendilerin-cariyelerin-avret-yerlerini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/1386362412799531159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/1386362412799531159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/efendilerin-cariyelerin-avret-yerlerini.html' title='Efendilerin cariyelerin avret yerlerini görmeleri caiz midir? Caiz olduğunu iddia edenler, havuz safalarını da buna bağlamaktadırlar. Durumu fıkıh kit'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-6360950844341036594</id><published>2009-07-04T07:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:03:47.931-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Harem’de ve Topkapı Sarayı’nın sofralarında altın ve gümüş kapların kullanıldığını duyuyoruz. Halbuki altın ve gümüş kapkacak kullanmak dinen yasaktır</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;Harem’de ve Topkapı Sarayı’nın sofralarında altın ve gümüş kapların kullanıldığını duyuyoruz. Halbuki altın ve gümüş kapkacak kullanmak dinen yasaktır. Bunu nasıl izah ediyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evvela şunu izah etmeliyim ki, daha önceleri ben de böyle düşünüyor ve İslâm Hukuku Kitaplarındaki altın ve gümüş kap-kacak kullanımı yasağını gördükçe, kendi kendime kahr oluyordum. Ancak Osmanlı Padişahlarının hayatlarını az çok bildiğimden ve günlük yaşantılarından bazı sahneleri okuduğumdan, bunların böyle bir yasağı delmeyeceklerini de kendi kendime söylüyordum. Bu sorunun cevabı için iki konuyu bilmek gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Birincisi;&lt;/span&gt; İslâm Hukukunda saf gümüş ve altından olan kap ve kaçakların kullanılması yasaklanmıştır. Ancak tadbîb denilen ve altın ve gümüş ile kaplı olan mutfak âletlerinin kullanılabileceği fıkıh kitaplarında izah olunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;İkincisi;&lt;/span&gt; Topkapı Sarayında ve Harem’de bulunan altın ve gümüş eşyalar iki kısımdır. Saat ve şamdanlık gibi süs eşyası olarak kullanılan ve saf altın veya gümüş olan eşyalar. Diğeri ise mutfakta kullanılan ve sadece altın ve gümüş ile kaplı bulunan eşyalar. Topkapı Sarayı Müdürü ve diğer yetkililerden aldığımız bilgilere göre, harem’de ve Topkapı Sarayında kullanılan ve altın yahut gümüş zannedilen mutfak eşyalarının tamamı altın veya gümüş kaplamadır. Yoksa saf altın yahut gümüş değildir. Bu konudaki bazı yanlış beyânlar, yerinde değildir. Fıkıh kitaplarındaki hükümlerden birini sadece nakletmekle yetiniyoruz: "Altın ve gümüş ile kaplı kabdan yemek ve içmek caiz olduğu gibi, altın sırmalarla kaplı döşek üzerinde oturmak da caizdir. Ancak bir kısım hukukçular, bu tür kaplama kabları kullanmanın da en azından mekruh olduğunu ifade etmişlerdir"199.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damad, Mecma’ül-Enhür, c. II, 537;&lt;br /&gt;İbn-i Âbidin, Redd’ül-Muhtâr, c. VI, sh. 341-344;&lt;br /&gt;Uluçay, Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının İç Yüzü, sh. 12-13.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-6360950844341036594?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/6360950844341036594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremde-ve-topkap-saraynn-sofralarnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/6360950844341036594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/6360950844341036594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/haremde-ve-topkap-saraynn-sofralarnda.html' title='Harem’de ve Topkapı Sarayı’nın sofralarında altın ve gümüş kapların kullanıldığını duyuyoruz. Halbuki altın ve gümüş kapkacak kullanmak dinen yasaktır'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-6873163885746535099</id><published>2009-07-04T06:56:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T07:00:53.161-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Osmanlı Haremindeki erkek personeli kısaca anlatır mısınız ve görevlerini açıklar mısınız?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;Osmanlı Haremindeki erkek personeli kısaca anlatır mısınız ve görevlerini açıklar mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı haremine alınan hadım erkek hizmetçiler (tavaşiler) iki gruba ayrılmaktaydı:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Birincisi; Ak Hadımlardır.&lt;/span&gt; İslâm hukukunda erkeklerin hadım edilmesi yasaklandığından dolayı, Osmanlı Devleti’nin genişleme yıllarında, İstanbul’a çok sayıda Macarlar’dan, Almanlar’dan ve Slavlar’dan esir getiriliyordu. İlk ak hadımlar bunlar arasından temin ediliyordu. Daha sonraları Gürcü, Ermeni ve Çerkezler’den hadım olanlar satın alınarak temin edilmeye başlandı. Osmanlı hareminde istihdam edilen bu ak hadımlara ak ağalar adı verilmekteydi. III. Murad’ın 1582 tarihinde Bab’üs-Sa’âde Ağalığını yani kızlar ağalığını zenci Habeşi Mehmed Ağa’ya teslim edişine kadar, kızlar ağası ak ağalardan seçilirdi. Ak ağaların en önemli görevi, Padişahın mâbeyn dâireleri ile harem dairesini korumak ve gerekli hizmetleri görmekti. Dış göreve atandıklarında vezâret payesi verilir ve genellikle Mısır Valiliğine gönderilirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;İkincisi; Siyah Hadımlardır.&lt;/span&gt; Hem fitneye daha çok yol açma ihtimali, hem teminindeki güçlük ve hem de hadım edilmelerinin zorluğu ve dayanıksız olmaları sebebiyle, özellikle III. Murad zamanında Osmanlı Hareminde ak hadımların yerini zenci olan siyah hadımlar alınmaya başlandı. Bunun üzerine esir tüccarları, Mısır, Habeşistan ve Orta Afrika’ya kadar giderler, türlü yollarla elde ettikleri zenci çocuklarını hadım ettirdikten sonra başta Mısır ve Beyrut olmak üzere Akdeniz limanlarında satarlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yollarla Harem’e alınan zenci hadımlardan bir ocak kuruldu ve adına da ağalar ocağı dendi. Ağalar ocağına alınan zenci çocukları, kendilerinden daha büyük hadım ağalarınca yetiştirilirdi. Bunlara Türkçe öğretilir ve güzel isimler takılırdı. Sarayın ve haremin âdabı hem nazarî ve tatbiki olarak öğretilirdi. Enderun okulunda olduğu gibi, harem de bir okuldu. Belli bir yaşa kadar eğitilen ve eğitimlerini tamamlayan hadımlar, daha sonra Harem’deki hizmetlere tevzi edilirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Harem’in Medhalinde görev yapan hadımağaları veya bir diğer adla harem ağalarının sayıları, Fâtih zamanında 20’yi, 1517 tarihinde 4O’ı, 1537 tarihinde 20’yi ve nihayet 100’ü geçmemesine rağmen, batılı kaynaklar, bu sayıyı 500, 600 ve hatta 800 olarak ifade etmişler ve karalamak istemişlerdir. Bu hususta Batılı yazar ve seyyahların verdikleri rakamlar, tamamen hayale ve özellikle Müslüman bir devlet olan Osmanlı Devleti’ni karalamaya yöneliktir. Bu iddiaları ileri sürenlerin ellerinde ciddi bir tarih kaynağı da bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penzer, The Harem, 118, 139 vd.;&lt;br /&gt;Uluçay, Harem II, sh. 118, 119, 127 vd.;&lt;br /&gt;Uzunçarşılı, Saray Teşkilâtı, stı. 172 vd.;&lt;br /&gt;Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügati, sh. 10-11;&lt;br /&gt;Miller, B.Beyond The Subllme Porte, Yale 1931, sh. 91 vd.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ - Sorularla Osmanlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#6600cc;"&gt;http://www.e-tarih.org/harem/?sayfa=39039.90194.0.0.0.php&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-6873163885746535099?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/6873163885746535099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanl-haremindeki-erkek-personeli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/6873163885746535099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/6873163885746535099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/osmanl-haremindeki-erkek-personeli.html' title='Osmanlı Haremindeki erkek personeli kısaca anlatır mısınız ve görevlerini açıklar mısınız?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-7232063066096526050</id><published>2009-07-04T06:41:00.001-07:00</published><updated>2009-07-04T06:47:17.922-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Çanakkale Baş Komutan kimdi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9cWXYRacI/AAAAAAAAA7U/-ea4KvxSM0g/s1600-h/40531.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354600021269506498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9cWXYRacI/AAAAAAAAA7U/-ea4KvxSM0g/s320/40531.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Çanakkale'de Baş Komutan kimdi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doğum tarihi ve yeri: 17.Şubat. 1855 Slupsk, Polonya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ölüm tarihi ve yeri: 22.Ağustos. 1929 Münih, Almanya&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;24-26 Mart 1915'de Alman General Liman von Sanders Çanakkale’de V. Ordu komutanı oldu.Sanders'in Gelibolu'ya gelmesi, yeni savunma planı yapması, Atatürk'ün komutanı olduğu 19. Tümeni ordu ihtiyat kuvveti olarak kendine bağlaması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Otto Liman Von Sanders,17 Şubat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; 1855 tarihinde, o dönem "Prusya" olarak geçen Alman devletinin Pomerania bölgesinde, Slupsk'de dünyaya geldi. Babası Prusyalı Yahudi bir asilzade ve mülk zengini bir aristokrattı. Sanders, o zamanlar aristokrat ailelere mensup çocukların pekçoğu gibi orduya yazıldı ve 1874 yılında, Essen Muhafız Birliği'nde subay olarak orduya hizmet etmeye başladı. 1911 yılında generalliğe kadar yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman general. O dönemler, Prusya olarak adlandırılan Alman devletinde önemli askeri görevlerde bulunmuş ve I.Dünya Savaşı'nda, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/almanya"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Almanya&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/osmanli-imparatorlugu"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı İmparatorluğu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;'nun müttefik olması sebebiyle, savaş boyunca imparatorluğun 5.Ordusuna kumanda etmiştir. &lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br /&gt;Von Moltke, Baron von der Goltz gibi kendisinden önceki birkaç generalle aynı yolu izledi ve 1913 yılında, Alman ordusunun Osmanlı kuvvetlerine eğitim ve lojistik hizmeti vermek üzere oluşturduğu komisyona başkan atanarak I.Kolordu Komutanlığı'na getirildi. Yaklaşık seksen yıldır ordusunu Avrupa'nın teknik seviyesine getirmek için modernizasyon çalışmaları yürüten Osmanlı İmparatorluğu'nda, bu amaç doğrultusunda görev alan son Alman general, Liman Von Sanders oldu. &lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; TEXT-ALIGN: justify; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Özellikle Sultan II.Mahmut döneminde oldukça fazla ağırlık verilen askeri ıslahat çalışmalarının, aradan yetmişbeş yıl geçmesine rağmen istenilen başarıya ulaşamamasının nedeni, Alman teknik ve eğitim desteğinin yetersiz kalmasından ziyade, Türklerin, Doğu medeniyetlerine özgü alışkanlıklarını, Batının katı askeri metotlarına uyduramamasıydı. Osmanlı şehzadeleri ve yüksek asilzade sınıfının oluşturduğu yönetim kademeleri ve bunlar arasındaki koordinasyonsuzluk büyük bir problemdi. Bunun yanı sıra, saraydaki iç çekişmeler, yolsuzluklar ve kötüye kullanılan görevler de bir hayli sorun teşkil ediyordu. Bu durumda, Alman danışmanların, ordunun altyapısını iyileştirmeye, ıslah etmeye yönelik çalışmaları etkisiz kalıyordu. Hizmet sektöründe ihtiyaç duyulan nakliye ve iletişim de, altyapı eksikliğinden dolayı, o yıllarda oldukça yetersizdi. &lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Baslangıcta Liman, Osmanlı ordusu ve politik öncülüğü ile ilgili çok az fikir edinmişti. I.Dünya Savaşı'nın patlak vermesine yakın, 1914 yılının Temmuz ayında, askeri ve ekonomik yetersizliklerinden dolayı farklı arayışlar içinde olan imparatorlukta, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/ittihat-ve-terakki"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İttihat ve Terakki&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;'li Enver Paşa, Almanya ile ittifak kurmak ve birlikte hareket etmek yönünde bir öneride bulundu. Ancak, von Sanders ile istişare eden &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.benimblog.com/film/istanbul-kanatlarimin-altinda-1996"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul Kanatlarımın Altında&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; Almanya büyükelçisi Hans von Wangenheim, Enver'in bu önerisini uygun görmeyerek geri çevirdi. Çünkü Osmanlı ordusu bir süredir devam eden iç ayaklanmalar nedeniyle oldukça güçsüz kalmıştı; teçhizatlar büyük bir savaşa girmek için yetersizdi ve imparatorluğun ciddi finansman sorunları vardı. Bunun yanı sıra, sarayın devlet yönetimindeki hakimiyetinin gün geçtikçe kaybolduğu gözleniyordu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/1-agustos"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;1 Ağustos&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt; 1914 tarihinde, Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu gizli bir ittifak anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya göre, imparatorluk ordularının askeri kararları ve operasyonları üzerinde belirleyici güç Almanya olacaktı. İlk önceleri oldukça zayıf kalan bu etki, Enver ve Cemal Paşaların imparatorluk yönetimiyle ters düşmesi sonucu aldıkları askeri kararlarda başarısız olmaları nedeniyle, ordu üzerindeki yetki ve kontrol Almanlara geçti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İki ay boyunca, İtilaf Devletleriyle sıcak savaştan kaçınan Osmanlı kuvvetleri, gerginliğin tırmanması üzerine ülke çapında cepheler açmak zorunda kaldı ve böylece Enver Paşa, doğuda Kars'ı işgal eden Rus ordusunu bertaraf etmek için hazırladığı planı Liman'a sunma fırsatını yakaladı. Liman her ne kadar paşayı bu plandan vazgeçirmeye çalıştıysa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun, I.Dünya Savaşı boyunca uğrayacağı en büyük ve acı bozgun olan Sarıkamış Muharebesi, Enver Paşa'nın kişisel kararıyla başlatıldı. Bunun yanı sıra, güney cephesinde, Cemal Paşa'nın talimatıyla Süveyş Kanalı'na saldırıldı ve burada da büyük kayıplar verilerek bozguna uğrandı. Cemal Paşa'nın bu dönemde kişisel askeri danışmanı ise, Alman Kress von Kressenstein'di. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yenilgiden dolayı epey sarsılmış olan Enver Paşa İstanbul'a dönerek, başkent civarındaki orduların komutasını aldı. Ancak, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/18-mart"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;18 Mart&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt; 1915 tarihinde, son teknolojik teçhizatlarla donatılmış, devasa büyüklükteki İngiliz ve Fransız donanmaları Boğaz'a girerek, Çanakkale, Dardanel tabyalarını bombalamaya başlayınca, 5.Ordunun komutasını Liman von Sanders'e devretmek zorunda kaldı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nun savunması, tamamiyle Alman generallere geçmiş oldu. Hızla ilerleyen savaşa rağmen, savunma mekanizmalarını organize etmek ve stratejik planlamaları yapmak için çok kısıtlı zamanı olan von Sanders'in ilk kozu, 84.000 kişilik, iyi donanımlı askerlerden ve altı bölükten oluşan, imparatorluğun en iyi askeri gücü olan 5.Ordu'ydu. İkinci kozu ise, zayıf İttifak liderliğinin yardımıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İngiliz ve Fransız amiraller, İstanbul'a ulaşmak amacıyla, boğazlardaki kilit geçiş noktalarını ele geçirmek için saldırmak yerine, süvari bölüklerini kullanarak Gelibolu yarımadasını kuşatmak ve böylece donanma zırhlılarını &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/marmara-denizi"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Marmara Denizi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;'nden rahatça geçirebilmek için bir kara harekatı düzenlemeyi uygun gördü. Sadece bir ay gibi oldukça kısa bir süreye sahip olan Liman von Sanders'in hazırlıklarını tamamlamasına fırsat kalmadan, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/25-nisan"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;25 Nisan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; 1915 tarihinde İngilizlerin en ağır kuvvetleri, Seddülbahir Çıkarması'nı gerçekleştirdi. Beş ayrı noktadan yapılan saldırılarda, von Sanders'in en iyi kararı, ileriki zamanlarda yeni &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/turkiye"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;'nin kurucusu ve atası Mustafa Kemal'i (Atatürk), 19. Tümenin komutasına geçirmek olmuştu. Özellikle Seddülbahir çıkarmasında oldukça önemli bir rol oynayan Mustafa Kemal'in tümeni, İtilaf güçlerine de ağır kayıplar verdirdi ve böylece Osmanlı'ya zaman kazandırmış oldu. Anzakların gerçekleştirdiği saldırılara karşı mükemmel bir savunma hattı oluşturan Mustafa Kemal'in bölüğü, Anzak süvarilerinin bayırın aşağısına kadar geri çekilmelerini sağladı ve sert çarpışmaların ardından, bölgedeki kontrolü elden bırakmayarak, İtilaf kuvvetlerinin burada, savaşın bitimine kadar etkili saldırılarda bulunmasını engelledi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Aynı yılın Kasım ayında, düşman kuvvetleri bölgeyi boşaltma kararı aldı. Bu beş aylık süreç boyunca von Sanders, savunma üzerine kurulu muharebe planı doğrultusunda, irili ufaklı birçok saldırıyı geri püskürttü. Çanakkale'de istediği sonucu elde edemeyen İngiliz kuvvetleri, Arıburnu tarafından Türk kuvvetlerini kuşatmak amacıyla, Suğla (Anafartalar) körfezine çıkarma yapmaya karar verdi ve böylece, Anafartalar Muharebesi başladı. Von Sanders için bu, beklenmeyen bir saldırı olsa da, yine iyi kararlarından birini vererek, Mustafa Kemal'in 19.Tümenini o bölgeye kaydırdı. Savaşın gidişatını değiştiren Conkbayırı savunması tarihe geçti ve oldukça küçük bir kuvvetle yörenin kontrolünü elden bırakmayan Mustafa Kemal, general tarafından Anafartalar Grubu Komutanlığı'na atandı. Sonuç olarak, fazla bir kayıp verdirilemese de, İngiliz Tümenleri bölgeyi boşaltmak ve geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bu muharebe, hem Osmanlı'nın genel savaş içindeki konumunu güçlendirdi; hem de von Sanders'e zaman ve itibar kazandırdı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Önceki dönemlerde, Almanya'nın Osmanlı üzerindeki askeri misyonuna başkanlık etmiş olan Baron von der Goltz, 1915 yılının başlarında, iktidarı epey sarsılmış olan padişah V.Mehmet'e askeri yaverlik yapmak üzere İstanbul'a geldi. Ancak Baron, savaşın o güne kadarki komutasını elinde bulunduran Enver, Cemal ve Talat Paşaları sevmediği gibi, Sanders ile de uyum sağlayamadı. İşbaşına gelen Baron, öncelikle, İngilizlere karşı birtakım saldırı planları üzerinde dursa da, tüm bu çabalar, Osmanlı'nın en önemli üç cephesi olan Gelibolu, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/kafkasya"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Kafkasya&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt; ve yeni açılan Mezopotamya cephelerindeki İtilaf kuvvetleri saldırıları karşısında etkili olamadı. Bununla birlikte Goltz, Ekim 1915'de Enver Paşa tarafından, Mezopotamya'ya İngilizlerle yapılan çarpışmalara komuta etmesi için gönderildi ve sekiz ay sonra burada hayatını kaybetmesiyle birlikte, Sanders, Osmanlı'nın önde gelen komutanlarından biri haline geldi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Von Sanders, savaşın son yılı olan 1918'de, İngiliz General Allenby tarafından bozguna uğratılmış olan Alman General Erich von Falkenhayn'dan görevini devralarak, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/filistin"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Filistin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;'deki Osmanlı Yıldırım Orduları'nın (IV., VII. ve VIII. orduların birleşimi) komutanlığına getirildi. Liman, burada Osmanlı kuvvetlerinin oldukça güçsüz bir duruma düşmesini engelledi. Komutasındaki tümenler herhangi bir saldırı yapacak güce ve yeterli teçhizata sahip olmadığı gibi, tek yapabileceği İngilizlerden gelebilecek bir saldırı halinde savunmada kalmaktı. Bu sırada, Osmanlı'ya son darbeyi vuran İngiliz saldırısı, Megiddo Muharebesi'yle (&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.benimblog.com/film/armageddon-1998"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Armageddon&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;) geldi. Bir haftalık sert bir çarpışmadan sonra, general, İngilizler tarafından esir alınmaktan son anda kurtuldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Savaştan sona erdikten sonra, 1919 yılının Şubat ayında Malta'ya sürgüne gönderilen von Sanders, savaş suçlusu olarak yargılandıysa da, altı ay sonra serbest bırakıldı. Aynı yıl, Alman ordusu tarafından emekli edildi. 1927 yılında, I.Dünya Savaşı boyunca yaşadıklarını, geçmiş deneyimlerini ve Malta'da geçirdiği esaret günlerini anlattığı "&lt;em&gt;Türkiye'de Beş Sene&lt;/em&gt;" adlı anı kitabını yayımladı. Bu kitabın ardından, Otto Liman von Sanders, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/22-agustos"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;22 Ağustos&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; 1929 tarihinde, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/bilgi/munih"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Münih&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;'te hayata veda etti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 5pt 0cm; mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.info/kisi/otto-liman-von-sanders"&gt;&lt;strong&gt;http://www.biyografi.info/kisi/otto-liman-von-sanders&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://www.ataturktoday.com/1915CanakkaleKronoloji.htm" _fcksavedurl="http://www.ataturktoday.com/1915CanakkaleKronoloji.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;http://www.ataturktoday.com/1915CanakkaleKronoloji.htm&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-7232063066096526050?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/7232063066096526050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/canakkale-bas-komutan-kimdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7232063066096526050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/7232063066096526050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/canakkale-bas-komutan-kimdi.html' title='Çanakkale Baş Komutan kimdi?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk9cWXYRacI/AAAAAAAAA7U/-ea4KvxSM0g/s72-c/40531.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8099645679077293568</id><published>2009-07-03T06:23:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T06:27:22.619-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>KOLORDUYA BAĞLI BİRLİKLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk4HNIWH7nI/AAAAAAAAA7M/MHnPl0cphWA/s1600-h/40532.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354224929150070386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 199px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk4HNIWH7nI/AAAAAAAAA7M/MHnPl0cphWA/s320/40532.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;KOLORDUYA BAĞLI BİRLİKLER &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Kolordu:&lt;/span&gt; Akdeniz Boğazı Komutanlığı ( Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı ) 7. , 8. , 9. Piyade tümenleri ile 3. Süvari Tugayı ve 3. Kolorduya bağlı birliklerden oluşmaktaydı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 1 7. Piyade Tümeni&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 2 8. Piyade Tümeni&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 3 9. Piyade Tümeni&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 4 3. Süvari Tugayı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 5 3. Kolorduya bağlı Birlikler&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;7. Piyade Tümeni &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 19. Piyade Alayı&lt;span style="color:#0000ff;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;ATATÜRK'ÜN KOMUTA ETTİĞİ&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;) &lt;/span&gt;, 3 Tabur, 1 ağır makineli tüfek bölüğü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 20. Piyade Alayı, 3 Tabur&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 21. Piyade Alayı, 3 Tabur, 1 ağır makineli tüfek bölüğü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 7. Sahra Topçu Alayı, 1. ve 2. Sahra Topçu Taburundan;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;b - 7. Sahra Topçu Alayı : 1. ve 2. Sahra Topçu Taburundan ; topçu taburları ikişer bataryalı ve bataryalar dörder 75 mm.'lik toplardan oluşmaktaydı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;8. Piyade Tümeni &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;22. , 23., 24. Piyade Alayları ile 8. Sahra Topçu Alayından oluşmaktaydı. Bu Tümenin piyade ve topçu alaylarının kuruluşu 7. Piyade Tümeni Alaylarının kuruluşu gibiydi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;9. Piyade Tümeni &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;25., 26., 27. Piyade Alayları ile 9. Sahra Topçu Alayından oluşmaktaydı. Bu tümenin piyade ve topçu alaylarının kuruluşu, öteki tümenlerin alayları gibidir. Yalnız 26. Piyade Alayının 1.Taburu yoktu ve 25 ila 27. Piyade Alaylarında birer ağır makineli tüfek bölüğü bulunuyordu. 9. Sahra Topçu Alayının kuruluşu öteki topçu alaylarının kuruluşu gibidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;iki jandarma taburu ve 1 amele ( işçi ) Taburuyla bu tümene ayrılmış bulunan lojistik destek birliklerinden oluşmaktaydı. Bu tümen lojistik destek birliklerinden ayrı olarak, iki menzil kolunu seferber etmekle görevlendirildi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;3. Süvari Tugayı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;4., 7., 15. Süvari Alayları ve 4 ağır makineli tüfekli 6. Ağır Makineli Tüfek Bölüğünden oluşmaktaydı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;3. Kolorduya bağlı Birlikler [değiştir]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* Astsubay Numune Taburu,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 3. Obüs Taburu ( 105 mm. çapında dörder obüslü 2 bataryadan oluşmaktaydı),&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 3. İstihkam Taburu ( 4 bölüklü ),&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 3. Telgraf (Muhabere) Bölüğü,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* İstihkam İnşaat Taburu,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* Hizmet Kıtası,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* 3. Ulaştırma Taburu,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* Ulaştırma Deposu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;* Sanayi Takımlarından oluşmaktaydı."&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;3. Kolordu ( bağlı birlikler ve üç piyade tümeni ) Harbiye Nezaretinin emri ile barış konuşuna geçmiştir. Buna göre 3. Kolordunun Karargahı Susurluktaki Ulaştırma Taburu, Tekirdağ'da Ulaştırma Deposuna bağlı birlikleri, Yerçeşme'de 7. Tümeni ( 19. Piyade Alayının Muratlı'da ki 1. Taburu dışındaki tüm birlikleri ), Bandırma'da 8. Tümen ve 22. Piyade Alayı, Ayvalık ve Balıkesir'de 8. Tümenin 23. ve 24. Piyade Alayları, Çanakkale'de 9. Tümen ve bunun 25. Piyade Alayı, Eceabat ve Gelibolu'da 9. Tümenin 26. ve 27. Piyade Alayları Çorlu'da Kolordunun 3. Süvari Tugayı, 7. ve 15. Süvari Alayları, Lüleburgaz'da 4. Süvari Alayı bulunmaktaydı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı ( Akdeniz Boğazı Müstahkem Mevkii Komutanlığı ), Çanakkale Boğazının özellikle denizden yapılacak saldırılara karşı savunulması için yıllarca önce oluşturulmuş bir kuruluştur. Çanakkale Müstahkem Mevkii birinci sınıf müstahkem mevkii olmasının yanı sıra, buranın komutanı Kolordu Komutanı yetkisindedir. Müstahkem Mevkii Komutanlığı Karargahı Çimenlik Tabyadadır. Bu komutanlık; 2. Ağır Topçu Tugayı ( 3., 4. ve 5. Ağır Topçu Alayları ) ile Kale İstihkam Bölüğü, İstihkam İnşaat Bölüğü, Telefon ( Muhabere ) Bölüğü, Mayın Müfrezesi, Işıldak Müfrezesi, Müstahkem Mevkii Cephane Depo Müfrezesi, Bolayır Cephane Depo Müfrezesi ve Deniz Taşıtları'ndan ( 3 motorbot ile 3 küçük tekne ) oluşmaktaydı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=195517&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8099645679077293568?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8099645679077293568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/kolorduya-bagli-birlikler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8099645679077293568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8099645679077293568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/kolorduya-bagli-birlikler.html' title='KOLORDUYA BAĞLI BİRLİKLER'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk4HNIWH7nI/AAAAAAAAA7M/MHnPl0cphWA/s72-c/40532.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-5525822503234410164</id><published>2009-07-03T02:28:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T02:35:33.356-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Liman Von Sanders Paşa`nın Türkiye`deki 5 yılı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3Qz8Lxv2I/AAAAAAAAA68/EC9_hI53-0M/s1600-h/SANDERS40530.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354165122760818530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 120px; CURSOR: hand; HEIGHT: 120px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3Qz8Lxv2I/AAAAAAAAA68/EC9_hI53-0M/s320/SANDERS40530.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:6;color:#ff0000;"&gt;&lt;span lang="EN"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;Liman Von Sanders Paşa`nın Türkiye`deki 5 yılı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman Generali Liman Von Sanders`in anıları Çanakkale`de dünya tarihin en şanlı direniş destanı yazıldığı halde Birinci Dünya Savaşı`nı müttefiklerin niçin kaybettiğini aydınlatıyor...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;İsmail Doğu'nun kitap eleştirisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Hatırat dizileri eski canlılığını tekrar yakaladı.Bunda&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; hiç şüphesiz günümüzün siyasal ve sosyal dönemin / şartların payı olmakla birlikte, hatırat dizisini çıkaran yayınevlerinin eskiye göre daha önemli / öncelikli eserler çıkarması ve çıkartılan eserleri titizlikle hazırlaması da etkili olmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yeditepe yayınları geçtiğimiz yılın son gönlerinde yakın tarihimizin en önemli dönemlerinden birini çok ilginç yönleriyle hikâye eden ve o dönemde oluşması hasebiyle &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/canakkale/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; savaşına ışık tutan önemli bir hatıratı yayınlamıştı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/bu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; hatırat, aslen, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/aralik/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Aralık&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; 1913"te &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-imparatorlugu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı İmparatorluğu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/alman-imparatorlugu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman İmparatorluğu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; arasında imzalanan askerî anlaşma vesilesiyle &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"nın isteği üzerine Osmanlı ordusunda ıslahat yapmak için gönderilen askerî heyetin başı olarak &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turkiye/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"ye gelen; ancak 1. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/dunya/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Dünya&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; savaşı baş gösterdiği için ıslahat adına bir şey yapamadan Osmanlı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/imparatorlugu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İmparatorluğu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"nun varlığı açısından çok kritik önemi haiz iki cephede ordu komutanlığı yapmak durumunda kalan, "&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/liman-pasa/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Liman Paşa&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;" olarak da bilinen &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/liman/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Liman&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; von &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sanders/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sanders&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"in, Türkiye"de geçirdiği yıllarını anlattığı bir eserdir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"Türkiye"de &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/bes-sene/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Beş Sene&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;" adını verdiği bu eser, 1913 yılında savaş öncesindeki 1. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kolordunun/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Kolordunun&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; kumandanlığı ve ordu genel müfettişliği vazife ve salahiyetinden başlayıp, savaşın başında komutan olarak gittiği Çanakkale"deki 5. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ordu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ordu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile savaşın son yıllarında tayin edildiği &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/suriye/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Suriye&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ve &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/filistin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Filistin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"deki &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yildirim-ordular-grubu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yıldırım Ordular Grubu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; komutanlığı vazifelerine, ve en son 1918"te &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yildirim-ordulari/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yıldırım Orduları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; komutanlığını &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/mustafa-kemal/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"e devrederek &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/istanbul/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"a dönmesi ve Türkiye"deki &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/alman/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; askerlerinin vatanlarına dönüşünü organize ettikten sonra &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/almanya/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Almanya&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"ya hareket ettiği aynı yılın 29 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ocak/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ocak&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"ına kadarki geçen süreyi kapsamaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;Liman von Sanders kimdir? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Liman von Sanders, kendisine iletilen bir yazıyla Türkiye"ye gidecek Alman askerî heyete başkanlık yapması istendi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/teklif/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Teklif&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; niteliğindeki bu yazıyı alan von Sanders, o sırada Alman ordusunun en kıdemli bir tümen komutanlığını yürütüyordu. Bu teklife kadar birçok yabancı ülkeye seyahat etmesine karşın, o zamana değin Türkiye"ye hiç gitmemişti. Türkiye"nin durumuna ait de o zamana kadar hiçbir inceleme yapmadığını belirten von Sanders, kendisi için tamamen zamansızca ortaya çıkan bu teklifi, gayet şerefli bir vazife olarak addetmiş olduğundan ve geniş bir faaliyet vaad etmiş olduğundan dolayı tereddütsüz muvafakat cevabı verdiğini söyler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul"daki Alman sefiri &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/baron-wangenheim/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Baron Wangenheim&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"in yazdığı teklif mektubu, aslında &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/almanlarin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Almanların&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanlilarin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlıların&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; bu isteğini neden bu denli karşıladığını ve yerine getirdiğini görmek açısından başlı başına önemi haiz bir belge niteliğini taşımaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/mektubun/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Mektubun&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; belirttiğine göre Alman siyaseti, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-asyasinin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Asyasının&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;(metinde geçtiği şekliyle) imarını ciddi ve samimi olarak kabul etmekte olduğundan, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turk/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türk&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ordusunun bir Alman generali eliyle ıslahı için, Türkiye tarafından bizzat sefirin kendisine "haşmetli imparator hazretleri (&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ii/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;II&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/wilhelm/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Wilhelm&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;)"ne ricada bulunması isteğini açıkça ortaya koymaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/mektup/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Mektup&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/balkan/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Balkan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; savaşlarında komutanlarla kurmay heyetlerinde fazlasıyla kusur görüldüğünden, gayet geniş yetkilerle bu makama getirilecek generalin başlıca görevinin kurmay heyetlerinin çok iyi bir şekilde yetiştirilmesine hizmet etmekten ibaret olduğunu vurgulamaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye tarafından ordunun ıslahı için bir Alman generalin davet edilmesi, sefirin aktardığına göre, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turklerin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türklerin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; yenilgilerini Alman ıslahatçılarına bağlayan bütün fikir ve yorumları susturacaktı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/teklifin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Teklifin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; bu denli önemsenmesinin nedeni, sadece askerî bir anlaşmayı içermesinden değil, daha gerçekçi bir biçimde itiraf edildiği üzere, siyasî çekişme olarak "&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ingiliz/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İngiliz&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ıslahatçılarının Türkiye"ye gelmesiyle yükselmesi tabii olan İngiliz nüfuzuna karşı Almanya lehine bir denge sağlayabilmesi"dir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sefirin teklif mektubunda Türkiye"ye gönderilmek için aranan generalin özellikleri belirtilirken vurgu yapılan noktalar, aslında Liman von Sanders"in bizzat kendini işaret ediyordu: "&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yabanci/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yabancı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; dil bilmesi çok gerekmeyen", "çokça seyahat etmiş bulunan ve kurmay subay seyahatlerini idare etmiş bulunan", "kolordu kurmay başkanı olarak başarı kazanmış olan", her şeyden önemlisi, "sözünü geçirebilir sağlam bir karaktere sahip olan" biri. Liman von Sanders, bu aranılan tüm özelliklere sahip birisiydi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/zaten/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Zaten&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; mektup, muhtemelen onun kabul etmesi için, bu özellikleri aranan kişiyi resmediyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye"de Beş &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sene/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Sene&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/zamanin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Zamanın&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; padişahlarından hem &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sultan-resat/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sultan Reşat&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ve hem de &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sultan-vahdettin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sultan Vahdettin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; dönemini yaşayan Liman &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/pasa/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Paşa&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sadrazam-sait-halim-pasa/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sadrazam Sait Halim Paşa&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/talat/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Talat&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ve &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/enver-pasalari/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Enver Paşaları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; yakından tanımış, Mustafa &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kemal/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Kemal&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile silah arkadaşlığı yapmıştır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/butun/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bütün&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; bunlara karşın, neredeyse hiç kimse ile iyi geçinememiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/enver-pasa/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Enver Paşa&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, onun gözünde bir rakipti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yine/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yine&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, her ne kadar Türkiye"den ayrılıp Almanya"ya dönerken Yıldırım &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ordulari/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Orduları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; komutanlığına Mustafa Kemal"i atamış olsa da, Mustafa Kemal"le de iyi bir diyalog ve anlaşma zemini yakalayabilmiş değildir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sadece-turk/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Sadece Türk&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; subaylarıyla değil, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/alman-imparatoru/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman İmparatoru&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"nun İstanbul"daki büyükelçilerine de hiç hoşgörü göstermemiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Alman askerî ateşesi ve askerî delegesi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/general/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;General&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; von &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/lossow/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Lossow&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ile &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-genelkurmay-baskani-general/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Genelkurmay Başkanı General&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; von &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/brossat/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Brossat&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, Liman Paşa"nın hiç çekemediği kişilerdendi. Alman İmparatorluğu"nun çıkarlarına hizmet etmek, ve &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-imparatorlugu-ordusunda/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı İmparatorluğu Ordusunda&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; yüklendiği görevleri gereğince yerine getirmek, onun en önemli kaygısıydı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/aslinda/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Aslında&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; bu yüklendiği kaygı ve kendisine teklif edilen geniş yetkinin yanında dönemin şartları göz önüne getirildiğinde, bir asker olarak yaptıkları normal karşılanabilir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ama/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ama&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; yine de, yorumlarında ve eleştirilerinde bir içtenlik fark edilse de, insafsız davranışları hemen göze çarpmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/secimde/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Seçimde&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; aranılan ve bundan dolayı kendisine teklif edilen çetin karakter ve söz geçirebilme kabiliyeti, onun açısından birçok anlaşmazlıklarla neticelenmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/bunun/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bunun&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; yanı sıra, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-ordusunun/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Ordusunun&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ıslahı için yaptığı değerlendirmeler, oldukça önem arzetmektedir ve gerçeklik payı hayli yüksektir: "Almanya"nın savaş sırasında müttefik sıfatıyla Türkiye"den talep ettiği şeylerden iktisada ait olanların büyük kısmı yerine getirilemedi. Almanya"nın askerlik noktasında da Türkiye"nin iştirak ve faaliyetinden beklediği şeyler haddinden fazla olduğundan yerine getirilmesi imkansızdı&amp;amp;&amp;amp; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, takip ettiği hedefleri ve maddî imkânları uyumlu hale getirmeyi başaramadığından dolayı en büyük sorumluluk onun üzerindedir. Almanya da, orada Türkiye"nin silahlı kuvvetleriyle ve imkânlarıyla neler yapılabileceğini serinkanlılıkla açık ve kesin bir şeklide değerlendirmede hatalı davrandığından dolayı kabahatlidir." &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;MALTA DÖNEMİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Liman von Sanders, bu eserini, Türkiye"den Almanya"ya dönüş sırasında Malta"da &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ingilizler/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İngilizler&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; tarafından yakalanıp savaş esiri olarak burada tutulması ve sonrasında serbest kaldığı 7 aylık dönem içinde kaleme almıştır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ancak/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ancak&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; 21 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/agustos/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ağustos&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"ta ülkesine dönebilen Liman Paşa, Malta"da esir alınmışken sıcağı sıcağına yazdığı hatıratını, yine çok geciktirmeden 1920 yılında &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/berlin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Berlin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"de yayımlattı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/bir/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bir&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; hatıratın geç yayımlanması içeriğine ait problemler doğuracağı gibi, yaşanılan sıcak hissiyatla yazılması da, özeleştiri ve özdenetime tabi tutulmadığından dolayı yine aynı derecede mahzurlu kabul edilebilir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/eserin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Eserin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; hem dönüşten çok kısa bir zaman sonra, hem de yurdunda değil de esaret altında yazılmış olması, duygularını çok belirgin kılması açısından yararlıysa da, yorumları ve eleştirileri açısından sağlıklı olmayacaktır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/adi/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Adı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; geçen eser, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanli-askeri-tarih-encumeni/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Askerî Tarih Encümeni&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, eserin Almanya"da yayımlanmasından çok kısa bir süre sonra, 1921 yılında, orjinaline hiç dokunmadan ve fakat Liman von Sanders"in hatıratındaki bazı yorumları ve gerçeği yansıtmadığına inandıkları olayları tashih etme babından açıklamalarını da eklemeyi ihmal edilmeyerek tercüme edilmiş ve neşredilmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kitapta/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Kitapta&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ayrıca, dönemin &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/genel-kurmay/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Genel Kurmay&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; 3. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sube-muduru/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Şube Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; ve Askerî Tarih Encümeni Başkanı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/huseyin-husnu/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Hüsnü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; Emir"in, bu kitap için yazmış olduğu önsözü de bulunmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Eserin, çok kısa bir süre sonra ve çok kısa bir zaman dilimi içinde, hem de eserin aslına hiç dokunmadan ve fakat gerekli ek ve dipnotları ekleyerek yayımlayan Genel &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kurmay/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Kurmay&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"ın bu çabası, dönemin askeri anlayışını ve kadrosunu görme açısından da önemli olduğu kanaatindeyim. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/olaya/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Olaya&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; bu tarzda yaklaşıldığında esere sadece bir hatırat olarak değil, aynı zamanda bir anlayışın yansıtılması olarak da bakılmalıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;ÇEVİRİ BAŞARISI &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/muzaffer-albayrak/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Muzaffer Albayrak&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, enfes çalışmasıyla, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/osmanlica/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlıca&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; aslından tüm ekleriyle beraber &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/latin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Latin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; harflerine çevirip, asıl nüshaya sadık kalmak şartıyla, genel okuyucu tarafından anlaşılmayacak derecede ağdalı olan ve güçlük çektiren Osmanlıca kelime ve kelime gruplarını, cümlenin üslubuna ve manasına zarar vermeyecek şekilde sadeleştirmiş. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/albayrak/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Albayrak&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;, çeviri ve sadeleştirmenin yanı sıra, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/askeri-tarih-encumeni/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Askerî Tarih Encümeni&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;"nin eseri Osmanlıca"ya çevirirken koyduğu dipnotların dışında, kendisinin de gerekli gördüğü yerlere önemli dipnotlar eklemiş ve bunları okuyucunun anlaması / ayırt etmesi için de belirginleştirmiş. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yayinevinin/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Yayınevinin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; de, kitabın sonuna indeks ile gayet yerinde iki adet harita koyması, eseri diğer baskılarının yanında birkaç adım öne çıkartmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;(Kitapla &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ilgili/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;İlgili&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt; teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz... )&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.tumgazeteler.com/?a=2422526&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-5525822503234410164?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/5525822503234410164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/liman-von-sanders-pasann-turkiyedeki-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5525822503234410164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/5525822503234410164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/liman-von-sanders-pasann-turkiyedeki-5.html' title='Liman Von Sanders Paşa`nın Türkiye`deki 5 yılı'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3Qz8Lxv2I/AAAAAAAAA68/EC9_hI53-0M/s72-c/SANDERS40530.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-8307510660345692047</id><published>2009-07-03T02:14:00.001-07:00</published><updated>2011-08-15T04:36:46.736-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ARAPLAR BİZİ ARKADAN VURDUMU?</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-cf76d3498406d92a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dcf76d3498406d92a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289812%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6E09B11F69C47C8E05842CDA3D5CE406B2BB351B.23F77851BF8829FC2E7EBB9731FDF3E9A469AA91%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcf76d3498406d92a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCAYqAM-Eg45A4iRdLcpLvUQo67E&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dcf76d3498406d92a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330289812%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6E09B11F69C47C8E05842CDA3D5CE406B2BB351B.23F77851BF8829FC2E7EBB9731FDF3E9A469AA91%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcf76d3498406d92a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCAYqAM-Eg45A4iRdLcpLvUQo67E&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;BR&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3MF4IMqTI/AAAAAAAAA60/z1nyfKydpLE/s1600-h/40318.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354159933351569714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 197px; CURSOR: hand; HEIGHT: 272px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3MF4IMqTI/AAAAAAAAA60/z1nyfKydpLE/s320/40318.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;ARAPLAR BİZİ ARKADAN VURDUMU ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her Türk genci "Araplar'ın I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini" öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı'nda Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı'ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin'in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna olduğudur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, "Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:"Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan' tayin edici bir değer taşımadığını bilir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani 'asıl cephenin gerisi'nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur. 'Asıl cephe', önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin'de kurulmuştur. Filistin'de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini 'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır... Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi' dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(1) Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:"O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal'ın Arabistan'daki taraftarları, bir istisnaydı."Araplar'ın topluca ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle, "I. Dünya Savaşı'nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(2)Peter Mansfield'a göre:"1904'te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil, İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır'ın çıkarlarını savunan Lord Cromer'in karşısında yer almıştır."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(3) 1) Cengiz Çandar, "Sharon'cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları", Yeni Şafak, 5 Nisan 2002 2) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 153 3) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971, s. 164-165 .“… Genç entellektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı…” (Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)” &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peki, 1922 sonlarında Türk Milli Mücadelesi zafere doğru yürürken, ‘bazı Filistinli Arap liderlerin Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde edebilecekleri Türk mandası istediklerini’ biliyor muydunuz? Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar, ‘Türk mandası’ istiyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli tarihçi; Y.Porath’ın ‘The Emergence of Palestinian-Arab National Movement 1918-1929′ (Filistin Arap Ulusal Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165. sayfaları)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Milliyetçiliğinin Öncüsü Hıristiyan AraplardıÜstteki hakikati teslim etmekle birlikte, Arap milliyetçiliğinin Osmanlı'da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek gerekir. Arap milliyetçiliği, 1860'larda, Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Osmanlı İmparatorluğu'na ve yönetimindeki "Türklere" karşı ciddi bir antipati besleyen bu entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise, çoğunun Hıristiyan oluşuydu. Butros El-Bustani, Faris Şadyak, Nakkaş, Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu harekete katılan Müslüman Araplar ise, çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler aydınlardı. Arap milliyetçiliğini geliştirirken "Arapların İslam öncesi tarihlerine" ilgi duymaları, bundan kaynaklanıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu, Osmanlı'ya sadakat duyguları içindeydiler. Hatta sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye'deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı'ya ve Hilafet'e bağlılık duygusu vardı. (3) Bu konuda büyük bir otorite olan Prof. Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç, aslında en son noktaya kadar "ayrılıkçı" olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:“Görülüyor ki Arapların 'milli' hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı. Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı.(4)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;İSYAN EDENLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İttihat ve Terakki'nin nasyonalist politikası bazı Arap toplumlarında tepki toplar.Özellikle Arap ülkelerinde sokakta Arapça konuşmanın yasaklanması ve Türkçenin zorunlu kılınması çalışmaları, idareci, savcı...vs olarak gönderilenlerin bir yabancı imiş gibi hiç Arapça bilmemeleri, İttihatçılar içinde var olan ve epey yetkili konumdaki siyonist-ermeni,ayrılıkçı yönetici kadro-ki Osmanlı'yı onlar bitirmişti- Arap toplumunda, dış ülkelerin de körüklemesi ile isyanlara yol açar.Buna bir de krallık hayalindeki Şerif-siz- Hüseyin'in eklenmesi bazı grupları isyana yöneltir.Yönetici konumdaki İttihatçıların yanlış politikaları ve bunu kendi menfaatlerine kanalize eden İngilizlerin kışkırtması ile bazı Araplar isyan eder.KISACA BAZI ARAPLARIN İSYAN ETMELERİ KADAR İSYAN ETMELERİNE NEDEN OLAN ORTAM-ŞARTLARDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR.O ZAMAN OLAYIN TEMELİNDE "IRK,MİLLİYET-ÇİLİK-" DEĞİL, YANLIŞ POLİTİKA VE ISLAM'DAN UZAKLAŞMANIN OLDUĞU ANLAŞILIR!BİZ İSLAM'A AYKIRI OSMANLI'YA İSYAN EDEN ARAPLARI MAZUR MU GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ .ASLA !ZATEN Allah'U TEALA 'DA ŞERİF HÜSEYİN'E YAŞARKEN HATASINI FARKETME CEZASI VERDI...ANEKTODLARA GİRMİYORUZ...CEZANIN GERİSİ AHİRETTE...AMA ŞUNUN ALTINI ÖZELLİKLE ÇİZMEK İSTİYORUZ; II. DÜNYA SAVAŞINDA ALMANYA FRANSA'YI İŞGALE ETTİKTEN SADECE 10 SENE SONRA ALMANYA-FRANSA İTTİFAK KURAR VE AB'NİN TEMELLERİNİ ATARLAR.PEKİ BİZE NE OLUYOR...!? iSTİSNAİ VE YİNE KENDİ İÇİMİZDEKİ YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU ORTAYA ÇIKAN BU KISMI BİR AZINLIĞI VE ASLA TÜM ARAP KARDEŞLERİMİZİ KAPSAMAYAN BU OLAYIN ÜZERİNDEN GEÇEN YAKLAŞIK 100 YILIN ARDINDAN HALA İSLAM KARDEŞLİĞİ ÇERÇEVESİNDE BİRLEŞMİYORUZ...FRANSA'YI İŞGAL EDEN ALMANYA- VEYA TERSİ - KADAR DA MI OLAMADIK..HER İKİ TARAFTA BUNUN CEZASINI VE ZARARINI DEFALARCA GÖRMEDİ Mİ, HALA GÖRMÜYOR MU...! ARTIK ÜMMET OLMA ZAMANI.HATTA ÇOK GEÇ BİLE KALDIK! * BU BEKLENTİNİN " HİLAFETİN İSLAM ÜMMETİ ÜZERİNDEKİ ÖNEMİNİ " BİR ÇOK LAİK GEÇİNEN MÜSLÜMANDAN DAHA ÖNCE FARK EDEN ABD'NIN KENDİ PATENDİ İLE ORTAYA CIKARMAYA ÇALIŞTIĞI HALİFE ADAYI İLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR !NOT: BİZİ ARAP AŞIĞI,GERİCİ FİKİRLİ, ÇAĞDIŞI,ATATÜRK DÜŞMANI...VS OLARAK NİTELEME NİYETİNDE OLAN KEMALİST KARDEŞLERE Bİ HATIRLATMA:SOLCU-KEMALİST AYTUNC ALTINDAL'IN " ATATÜRK'ÜN SIR VASİYETİ "İLE İLGİLİ YAZILARINI OKUMALARINI TAVSİYE EDERİZ!HİLAFETİN BİLDİĞİMİZ MANADA TAMAMEN KALDIRILMADIĞI, "TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN MANEVİ ŞAHSİYYETİNE MUNDEMİC" OLDUĞUNU DA BU VASİYET İDDİASINA EKLERSEK SONUÇTA " AKLIN YOLU BİRDİR " DER AYNI SONUCA ULAŞTIĞIMIZI RAHATLIKLA İLERİ SÜREBİLİRİZ ...! " OKUYAN" BİLİR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Abdülhamid'in Bilgeliği&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İngiliz tarihçi Peter Mansfield'e göre, Osmanlı'daki Arap milliyetçiliğinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardı: "Birincisi, bu Avrupa kökenli milliyetçilik fikirlerinin bu yerlere (henüz) işlememiş olması; ikincisi de, Sultan II. Abdülhamid'in İmparatorluğun elinde kalanını bir arada tutmak için uyguladığı başarılı ve kurnazca yöntemlerdi."(5)Tarihçi Zekeriya Kurşun da "Abdülhamid'in saltanatı boyunca Arap milliyetçiliğinin... önceki hızını kaybettiğine" dikkat çeker ve "Abdülhamid, Arap milliyetçiliğinin harekete geçmesini geciktirmiştir" yorumunu yapar.(6)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sultan Abdülhamid'in politikasının temeli, 19. yüzyılda hâlâ devam eden dini bağlılık ve geleneksel siyasi sadakat faktörünü canlandırarak Osmanlı devletini ve ülke bütünlüğünü kurtarmaktı. Kürtler arasında kurulan Hamidiye Alayları bu büyük siyasetin uygulamalarından biriydi. Sultan, alaylar yoluyla "Kürtlerin babası" olarak anıldığı gibi, Arapların da hamisi oldu. Abdülhamid, uyruğundaki Arapların kalbini kazanmak için Arap ülkelerindeki dinsel kuruluşlara, tarihi camilerin onarım ve süsleme işlerine önemli bir fon ayırmış... çevresindeki danışmanları arasında Arap düşünürlerine her zaman iyi davranmış, değer vermişti.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bedevi Şeyhlerinin çocuklarını eğitmek için özel okullar açmış, bu yolla onlara Osmanlılık bilinci aşılamıştı. Bu politikanın siyasi meyvelerini de almıştı. Örneğin Peter Mansfield'a göre:"1904'te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil, İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır'ın çıkarlarını savunan Lord Cromer'in karşısında yer almıştır." (7)Kurtuluş Savaşı'nda da ne kitlesel bir "Arap ihaneti" ne de "Kürt ihaneti" yaşandı. Aksine Kürtler, Kurtuluş Savaşı'nı canla başla desteklediler. Mustafa Kemal Paşa, "Müslüman kardeşliği" temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı. Murat Bardakçı'nın sözünü ettiği Şeyh Said isyanı ise, ancak Kurtuluş Savaşı'nın bitmesi ve "Müslüman kardeşliği" temasının hızla yok olup, yerine "herkes Türk'tür" anlayışının belirmeye başlamasından sonra patlak verdi...Kısacası yakın tarihimiz, "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" anlayışını doğrulayacak şekilde gelişmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Cengiz Çandar, "Sharon'cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları", Yeni Şafak, 5 Nisan 20022) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 1533) Kemal Karpat, İslam'ın Siyasallaşması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s. 3794) Kemal Karpat, İslam'ın Siyasallaşması, s. 5945) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 306) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, s. 307) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971, s. 164-165&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.delikanforum.net/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.delikanforum.net/&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.delikanforum.net/islam-tarihi/68439-araplar-hain-mi.html" _fcksavedurl="http://www.delikanforum.net/islam-tarihi/68439-araplar-hain-mi.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.delikanforum.net/islam-tarihi/68439-araplar-hain-mi.html&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.izlerforum.com/araplar-osmanliyi-arkadan-vurdu-mu-t4139.html?s=1ad7a585fb221092d59a12569d4fc4df"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.izlerforum.com/araplar-osmanliyi-arkadan-vurdu-mu-t4139.html?s=1ad7a585fb221092d59a12569d4fc4df&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&amp;amp;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;Yazan: Mustafa Akyol &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-8307510660345692047?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/8307510660345692047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/araplar-bizi-arkadan-vurdumu_03.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8307510660345692047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/8307510660345692047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/araplar-bizi-arkadan-vurdumu_03.html' title='ARAPLAR BİZİ ARKADAN VURDUMU?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3MF4IMqTI/AAAAAAAAA60/z1nyfKydpLE/s72-c/40318.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-557817907010251273</id><published>2009-07-03T01:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T02:10:58.622-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>MEDİNE DESTANI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3HB9twlhI/AAAAAAAAA6k/QxofcHU0WsQ/s1600-h/A40320.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354154368573675026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 253px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3HB9twlhI/AAAAAAAAA6k/QxofcHU0WsQ/s320/A40320.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3Gw9SNI0I/AAAAAAAAA6c/MAR8dn2-T80/s1600-h/A40320.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;MEDİNE DESTANI &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#993300;"&gt;&lt;strong&gt;AHMET MİROĞLU &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Bir zamanlar, Mekke ve Medine dahil olmak üzere, bütün Arap Yarımadası Osmanlı Devleti sınırları içinde idi. Bu toprakları Memlûklerden (Kölemenler) devralan (1517) Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520), kendisine “Mekke ve Medine'nin hakimi” diye seslenen hatibin sözünü kesmişti. Zira o, şahsına “Mekke ve Medine'nin hâdimi (hizmetkârı)” şeklinde hitap edilmesini tercih etmekteydi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Hakikaten bu anlayışa uygun olarak Osmanlılar, o tarihten 1919 yılının Ocak ayına kadar Mekke ve Medine'ye büyük bir aşk ve bağlılıkla hizmet etmişlerdir. Ne yazık ki bu kutlu görev o tarihte sona ermiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Biz bu yazımızda, mukaddes toprakların ve Peygamber şehri Medine'nin Osmanlı Devleti'nden kopuş hikayesini özetlemeye çalışacağız. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Asirlarca İslâm'ı şerefle temsil etmiş Osmanli Devleti, bir oldu-bittiyle I. Dünya Savasi'na dahil olmus ve sonunda maglup ilan edilmisti. Mondros Mütarekesi (1918) sartlarina göre, Osmanli Ordusu teslim olmak zorundaydi. Filistin-Hicaz cephesindeki bütün ordularimizin teslim olmasina ragmen, Hicaz Kuvvetleri komutani Fahreddin Pasa direnmekteydi. Istanbul'u dinlemiyor, “Ben Efendimiz'in mübarek merkadini teslim edemem!” diyerek bütün telkinleri reddediyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Her ne kadar Ingilizler, Medine-i Münevvere'ye dogrudan girememis ve asker sokamamislarsa da, meshur casuslari Lawrence vasitasiyla satin aldiklari bazi kabile reisleri ve o zamanki Mekke Serifi vasitasi ile Medine'yi zorluyorlardi. Neticede Mescid-i Nebevi'yi, Merkad-i Mübarek'i ve o mukaddes beldeleri aylarca süren açlik ve susuzluga ragmen basariyla savunan Fahreddin Pasa da teslim olmak zorunda kalmistir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Kardeşleri düşman eden İngiliz oyunu &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Araplarin Osmanli Devleti'ne isyanlarinin sebebi bagimsizlik talebi degildi. Araplar, I. Dünya Savasi boyunca Osmanli ordusunda omuz omuza Çanakkale'den itibaren her cephede savasmislardi. Hatta Istiklal Savasi'nda, Aydin cephesinde Mehmetçikle yan yana Yunanlilara karsi bogusarak sehit düsen Araplar vardir. I. Dünya Savasi'nda hiçbir Arap beldesinde; ne Irak, ne Suriye, ne Lübnan, ne Yemen, ne de Filistin'de Osmanli'ya isyan eden tek bir Arap görülmemistir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;İsyan eden sadece Mekke Emiri Serif Hüseyin Pasa idi&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;.&lt;/span&gt; Bu zat, ‘Mîr-i Mirân (Beylerbeyi)' rütbesindeki Mekke Emiri idi. Serif ailesinin fertleri olan Hüseyin, Haydar ve Cafer Pasalar Istanbul'da ikamet ederler, Sura-yi Devlet azaligi yaparlar, pasa maasi alirlardi. Sultan Ikinci Abdülhamid, Hüseyin Pasa'dan süphelenirdi. Onun Mekke emirligi taleplerini hep nazikçe geri çevirmisti. Fakat Pa sa, Sultan Resad zamaninda Mekke emiri olmayi basardi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;Şerif Hüseyin, İngilizler tarafindan bütün Araplari bir bayrak altinda toplayarak, en büyük Arap krali, hatta imparatoru olacagina inandirilmisti.&lt;/span&gt; Ingilizler onun ihtirasindan yararlanarak, Osmanli'ya karsi ayaklandigi takdirde kendisine para, silah, cephane, erzak, ne lazimsa saglayacaklarini, yardim edeceklerini ve belirli sinirlar içinde bagimsiz bir Arap devleti kuracaklarini vaadetmislerdi . &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Sonradan açiklanan belgelere göre Serif Hüseyin Pasa, 1915 Temmuzunda Ingilizlerle dogrudan temasa geçmis ve isbirligi yapmak karsiliginda kuzeyde Mersin ve Adana'yi içine alarak Iran sinirina, doguda Basra Körfezi'ne, güneyde Hint Okyanusu kiyilarina ve batida Kizildeniz'le Akdeniz'de Mersin'e kadar uzayacak bir hudut dahilinde Araplara bagimsizlik talep etmisti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Pazarlık 1916 yili ortalarina kadar sürmüs ve bu esnada Osmanli Devleti'ni oyalayan Serif Hüseyin, Ingilizlerle isbirligi yaparak birkaç küçük çarpismadan sonra 27 Haziran 1916'da yayinladigi bir bildiriyle isyan bayragini açmisti. Hüseyin'in askerleri para gücüyle toplanmis bir tür lejyoner bedevilerdi. Bunlar, Hicaz çöllerinde göçebe hayati yasayan ve talanla geçinen son derece cahil, dünyadan habersiz kimselerdi. Mekke, Taif, Cidde gibi sehirlerdeki Araplar isyana katilmadiklari gibi, asilerin lideri de zaten buralardan asker toplamaya tesebbüs etmemistir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İsyan, Osmanli ordularinin sevk ve idaresi üzerinde çok olumsuz bir etki yapmistir. Ingilizler de zaten bunu hedeflemekteydiler. Isyanin sonuçlari da ayni sekilde olumsuz olmu stur. Askeri uzmanlarin belirttigine göre, nasil Balkan Harbi, Yemen isyani yüzünden kaybedilmisse, Suriye'nin elden çikmasina sebep olan Filistin Harbi de, Hicaz isyani yüzünden kaybedilmistir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Önce Mekke düştü &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İsyan basladigi sirada Medine'nin muhafizi Fahreddin Pasa idi. Ingilizlerle anlasan Mekke Serifi Hüseyin'in isyana hazirlandigi haberinin alinmasi üzerine, Fahreddin Pasa 4. Ordu kumandani Cemal Pasa tarafindan Medine'ye gönderilmisti (28 Mayis 1916). Fahreddin Pasa 31 Mayis'ta Medine'ye ulasti ve Serif Hüseyin'in birkaç gün içinde isyan edecegini Cemal Pasa'ya bildirdi. Serif Hüseyin ve dört oglu 3 Haziran'da Medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarini tahrip ederek isyani baslattilar. 5-6 Haziran gecesi Medine karakollarina saldirdilarsa da, Fahreddin Pasa'nin aldigi tedbirler sayesinde geri püskürtüldüler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin Pasa hemen karsi harekâta baslayarak, belli mevkilerdeki asileri yenilgiye ugratti. Arkasindan yeni birliklerle takviye edilen Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanligi'na tayin edildi. Asiler, Mekke Valisi Galib Pasa'nin tedbirsizligi yüzünden 9 Haziran'da genel saldiriya geçerek 16 Haziran'da Cidde'ye, 7 Temmuz'da Mekke'ye ve 22 Eylül'de de Taif'e girdiler. Fahreddin Pasa'nin savundugu Medine disindaki hemen bütün büyük merkezler asilerin eline geçmisti. Bu sirada Kanal Harekâti bütün siddetiyle devam ettiginden, Hicaz'a asker gönderilemiyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;İki yıl yedi ay süren şanlı direniş &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin Paşa, elinde bulunan son derece kisitli imkanlarla Medine'yi iki yil yedi ay boyunca müdafaa etti. Önce Medine ve çevresinde bir güvenlik hatti olusturmak için Asar Bogazi, Bi'r-i Dervis, Bi'r-i Abbas ve Bi'r-i Reha mevkilerini asilerden temizledi. 29 Agustos 1916'da Medine çevresinde 100 kilometrelik bir emniyet seridi meydana getirilmis oldu. Fahreddin Pasa Medine'yi savunabilmek için Istanbul'dan devamli takviye kuvveti istiyor, Osmanli hükümeti de onun isteklerine cevap verebilecek durumda olmadigini bildiriyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı hükümetinin Hicaz'i kismen bosaltma karari almasi üzerine, Fahreddin Pasa yagma ihtimaline karsi Medine'de Hz. Peygamber s.a.v.'in mübarek merkadinde bulunan mukaddes emanetlerin Istanbul'a nakledilmesini teklif etti. Sorumluluk kendisinde olmak sartiyla, teklifi hükümet tarafindan kabul edildi. Fahreddin Pasa bir komisyon kurarak tek tek kontrol ettirdigi otuz parçadan olusan mukaddes emanetleri 2000 askerin korumasi altinda Istanbul'a gönderdi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3HQraBVcI/AAAAAAAAA6s/2jHodpQEU8c/s320/B40319.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İNGİLİZ CASUSU LAWRENCE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Medine'yi Suriye'den ayiran çölde dolasan ve yagmacilikla geçinen bedeviler, Serif Hüseyin'in hileleri ve Ingilizlerin paralariyla kandirilarak Osmanli Devleti aleyhine harekete geçirildikleri için, Medine'yi Suriye'ye baglayan demiryolunu korumak güçlesti. &lt;span style="color:#993300;"&gt;Ünlü Ingiliz casus Lawrence, demiryolu boyunca raylari dinamitletiyordu.&lt;/span&gt; Her geçen gün çölün ortasinda çevre ile irtibati kesilmis bir kale durumuna gelen ve iasesi de azalan Medine'nin tahliyesine karar verildi. Önce yeni tayin edilmis olan Mekke Emiri Serif Haydar Pasa, ailesiyle birlikte Medine'den ayrildi. Onlari 3-4 bin kisilik yerli halk takip etti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Takdir-i ilâhi, riza-yi peygamberî, irade-i padişahî devam ettikçe &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin Paşa, elinde kalan az sayidaki kuvvetle hem bu çöl yolunu hem de Medine'yi müdafaaya devam etti. Fakat Hicaz demiryolunun Medine'ye yakin olan Tebük-Medain arasindaki Müdevvere istasyonunun düsman eline geçmesinden sonra, Medine kalesi isyancilar tarafindan kusatildi. Hiçbir yerden yardim alamaz duruma gelen sehirde kalmis olan halk ve asker arasinda açlik ve hastalik hüküm sürmeye basladi. Bu güç sartlara ragmen Fahreddin Pasa sehrin müdafaasini sürdürdü. Hatta kusatmadan önce kaleyi tahliye etmesini teklif eden Istanbul hükümetine “Medine Kalesinden Türk bayragini ben kendi elimle indiremem. Eger mutlaka tahliye edecekseniz, buraya baska bir kumandan gönderin” cevabini vermisti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin Paşa “Takdir-i ilâhi, riza-yi peygamberî ve irade-i padisahî seref-müteallik oluncaya kadar Medine müdafaasi devam edecektir!” diyordu. Ingilizlerle bedevilere teslim olmaktansa, müdafaa ettigi yerleri havaya uçurarak canini feda edecegine dair yemin ediyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin Paşa ve askerleri bir taraftan düsmanla, diger taraftan açlik ve hastalikla mücadele ederken, Kanal Harekâti felaketle bitmis, Filistin elden çikmis ve en yakin Osmanli kuvvetleri Medine'den 1300 km. uzakta kalmisti. Bu sirada Osmanli Devleti maglup olmus ve Mondros Mütarekesi'ni imzalamisti (30 Ekim 1918). Mütarekenin 16. maddesine göre teslim olmasi gereken Fahreddin Pasa buna yanasmadi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Medinedekiler ise, her tarafla irtibatlari kesilmis oldugundan mütarekeden haberdar degillerdi. Olup bitenleri telsiz vasitasiyla takip eden Pasa, Kizildeniz'de demirleyen bir Ingiliz torpidosu mütareke sartlarini kendisine bildirdigi halde buna cevap vermedi. Ayrica hükümetin Mondros Mütarekesi'ni teblig etmek üzere gönderdigi yüzbasiyi hapsederek, Istanbul'u da cevapsiz birakti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Bir yandan Ingilizler, bir yandan Medine'yi kusatmis olan Serif Hüseyin'in kuvvetleri Medine'nin bir an önce teslim edilmesini istedilerse de, bu isteklerine karsilik vermedi. Hükümet, Ingilizlerin baskisi üzerine bu defa padisahin imzasini tasiyan bir teslim emrini Adliye Naziri Haydar Molla ile Medine'ye gönderdi. Fahreddin Pasa bu emri de dinlemedi. Askerlerin çogunun hasta olmasina; cephane, ilaç ve giyecek stoklarinin bitmesine ragmen direnmeyi sürdürdü. Ancak sonunda kendi subaylarinin baskisi ile teslim olmaya riza gösterdi (Ocak 1919). Böylece 1517'den 1919'a kadar tam 402 yil süren Osmanli hakimiyeti, -affedersiniz, Osmanli hadimiyeti - hazin bir sekilde sona ermis oldu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Şerif Hüseyin'e ve hayallerine ne oldu? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Şerif Hüseyin, Osmanlilarin Hicaz'i terk edisinden sonra Mekke'de emirligini ilan etmisti. Fakat talihi yaver gitmedi. Ihanetinin bedelini Abdülaziz b. Suud tarafindan devrilerek ödedi. Önce etrafindakilerin telkinlerine uyarak oglu Serif Ali lehine kralliktan çekildi. Bu kâr etmeyince, Abdülaziz b. Suud'la mücadele etmek zorunda kaldi. Basarili olamayarak Ali ile beraber Kibris'a kaçti. Mezarlari dahi gurbette kaldi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Medine'ye Emir tayin ettigi oglu Abdullah ise Suudiler karsisinda tutunamayacagini anladi, kaçip Amman'a yerlesti. Ingiliz himayesinde Ürdün Kralligi'ni kurdu. Ingilizlerden bagimsizlasma hedefiyle hareket etmeye baslayinca öldürüldü. Yerine oglu Tallâl geçti. O da aklî dengesini yitirdi. Istanbul'da tedavi gördü. Yerine oglu Hüseyin geçti. Hüseyin'in vefati üzerine de, malum simdiki kral Abdullah... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Şerif Hüseyin'in öbür oglu Faysal ise Suriye Emiri olmak niyetindeydi. Fransizlar tarafindan engellendi. Ingilizler de Faysal'i Bagdat'a götürüp Irak Hükümeti'nin basina geçirdiler. Sonradan toparlanan Iraklilar, birkaç hükümet darbesinden sonra bütün aile üyelerini katlettiler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Şerif Hüseyin'in hayalleri birbiri ardinca yikilmisti. Kafasinda kurdugu Islâm Imparatorlugu yerine, kala kala torununa minicik bir Ürdün Kralligi kaldi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Şerif Hüseyin'in tutunamayisinin altinda, Araplarin destegini alamamasi yatmaktadir. Ingiliz altinlariyla yanina çektigi fukara bedeviler disinda destekleyeni yoktu. Mekke, Medine, Cidde ve Taif'in yani sira Maan , Amman, Kerek , Salt ve Dera da isyana katilmamistir. Sam'da bütün isyancilarin toplami 30-40 kisiyi geçmemi stir. Bagdat'tan hiçbir bagimsizlik beklentisi isitilmemistir. Osmanli'nin da, -Liman Von Sanders Pasa'nin cepheden pijamayla kaçtigi- Filistin hezimeti sebebiyle eli kolu bagli idi. Bu hengâmede Suudiler bütün güçsüzlüklerine ragmen, kabile içi birligi sağlamış olma avantajiyla mukaddes topraklara sahip olmuslardir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Medine'ye Nasil Veda Ettiler? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Medine'den ayrilmadan önce, son ere kadar hepsinin, bu arada çesitli yaralar alarak vücutlari adeta delik desik olmu s, kimi kolsuz, kimi bacaksiz kalmis gazi mehmetçiklerin, birbirlerine sokulup yardim ederek, halsiz-mecalsiz, son defa Harem-i Serifi ziyaretle Ravza-i Mutahhara'ya yüzlerini-gözlerini sürerek dualar ede ede yaptiklari veda ziyareti görülecek seydi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İngiliz altınları ile Türk'e diş biler hale getirilmiş.Bazı sözde Araplar bile bu manzara karsisinda göz yaslarini tutamamislardi. Bizimle beraber Medine'de kalip aylar süren kusatmanin her türlü sikintisini çeken, açligina bile katlanan yerli Araplar ise tam bir matem havasi içinde hüngür hüngür agliyorlardi. Hele yillardan beri Harem-i Serifte vazifeli olarak çesitli hizmetlerde bulunan harem agalarinin hiçkira hiçkira mehmetçiklerin boyunlarina sarilislarini benim gibi görenlerin, o anda ne hale geldiklerini tarif edemem. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanli'nin Medine'den ayrilisi iste böyle olmustu. Gerçi henüz hastanemizde tedavi görmekte olan erlerimiz de vardi, ama bu gidis artik onlarin da er-geç yolcu olacaklarini belirten hazin bir gerçekti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Onlar da gittikten sonra Medine'de sadece bir Türk sehitligi kalacakti. Bu mukaddes sehri ve Harem-i Serif'i, Lawrence'in kiskirtip ayaklandirdigi asilere karsi müdafaa ederken canlarini vermis olan sehitler... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;(Feridun Kandemir, Medine Müdafaasi: Peygamberimizin Gölgesinde Son Türkler, Istanbul 1991, 235.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span lang="AF"   style="font-family:Tahoma;font-size:10;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.semerkanddergisi.com/6217.htm, 02/2004&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6633223729991072845-557817907010251273?l=gercektarih1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercektarih1.blogspot.com/feeds/557817907010251273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/medine-destani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/557817907010251273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6633223729991072845/posts/default/557817907010251273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercektarih1.blogspot.com/2009/07/medine-destani.html' title='MEDİNE DESTANI'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk3HB9twlhI/AAAAAAAAA6k/QxofcHU0WsQ/s72-c/A40320.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6633223729991072845.post-6030283558056479175</id><published>2009-07-02T13:15:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:44:35.309-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN KIZIL SULTANMI? YOKSA ULU HAKANMI?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk0W2cUoyzI/AAAAAAAAA6U/r6h-Y3JW5Kw/s1600-h/40268.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353960656584887090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 294px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sk0W2cUoyzI/AAAAAAAAA6U/r6h-Y3JW5Kw/s320/40268.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:red;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:red;"&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN KIZIL SULTANMI? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#006600;"&gt;YOKSA ULU HAKANMI?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1876 - 1909&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Babası : &lt;/span&gt;Sultan Abdülmecid&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Annesi :&lt;/span&gt; Tir-i Müjgan Kadın Efendi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Doğumu :&lt;/span&gt; 21 Eylül 1842&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ölümü :&lt;/span&gt; 10 Şubat 1918&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Saltanatı :&lt;/span&gt; 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha ilkokul sıralarında belirli bir propagandanın tesirinde kalmaya başlayarak, yaşları ilerledikçe aynı telkinler ile büyütülen nesillerin, o propagandanın yalanlarını bir gerçek gibi benimsemelerinden tabiî ne olabilir?Öğren yavrum ki On Temmuz bayramların en büyüğü,Esir millet böyle bir gün zincirini kırdı, söktü.Ondan evvel geçen günler, bilsen ne siyahtı.Milletin her iyiliğini düşünecek padişahtı;Halbuki o zaman sultan,insan değil, canavardı,Canlar yakar, kan dökerdi, millet ondan pek bîzârdı!gibi saçmalar, kim bilir hangi kırılası kalemlerle yazılarak okuma kitaplarına geçiyor, körpe beyinlere Sultan Hamîd düşmanlığı aşılıyordu.Bu düşmanlığı aşılayanlar ilkönce İttihatçılar, yâni hürriyet kahramanları (!) yâni Sultan &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yâni, yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar( ve bizdeki adı ile Rumlar ); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudi’lerdi.Sultan Hamid, bin türlü siyasî tertiple bu azınlıkların azgınlıklarını yere sererken, onlarla birleşerek padişahı tahtından indiren kabadayılar:Türk, Musevi, Rum, Ermeni,Gördük bu rûz-ı rûşeni!şarkısının, bu unutulmaz ahmaklık ve ihanet bestesini söyleyerek meydanları çınlatıyor, Birinci Dünya Savaşı ile mütarekesine kadar Musevi, Rum, Ermeni vatandaşların nasıl bir “rûz-ı rûşeni” beklediklerini anlamamak gibi bir alıklıkla bir imparatorluğu idare ettiklerini sanıyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sultan Hamid’i iyice anlamak için tahta çıktığı zamanı iyi bilmek lâzımdır. Sultan Aziz’in son zamanlardaki çöküntü sırasında, memleketi yürütmek için beliren iki akımdan libaralizmi V.Murat, muhafazakârlığı II.Abdülhamid temsil ediyordu. Liberaller, İngiltere ve Fransa’ya bakarak parlamento ile her şeyin düzeleceğine inanıyor, muhafakârlar, 30 milyonluk imparatorlukta 10 milyon Türk’ün hâkimiyetini sağlamak içim mutlak idareye lüzum görüyordu. &lt;span style="color:#000099;"&gt;Masonlar, Sultan Murad’ı da mason yapmışlardı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gerçek yüzünü Sultan Murad’a göstermeyen masonluğun arkasında ise Yahudilik ve Avrupa emperyalizmi vardı.İlk Meşrutiyet Meclisindeki Hıristiyan mebuslar, Türkiye’nin biran önce parçalanması için Ruslar ile savaşa şiddetle taraftar olmuşlardı. Ve gerçekten de neredeyse imparatorluk dağılacaktı. Sultan Hamid, bunu gördükten sonra, meşrutiyeti devam ettirseydi, elbette ki yanlış bir iş yapmış olurdu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Müslüman olmayan mebuslarla birlikte, dışardan körüklenen Arap ve Arnavut milliyetçiliklerine de set çekmek üzere Meclisi kapatması, Sultan Hamid’in en büyük başarısı ve hizmetidir. Bu meclis kapatılmasaydı ne olacaktı? 8 milyon Hırıstiyan ve 12 milyon Müslüman yabancıya karşı, kültür seviyesi hepsinden geri 10 milyon Türkle bu devlet nasıl tutulacaktı? Demokrasi bir çoğunluk rejimi olduğuna göre, Türklerden çok olan Araplar, meselâ, resmi dilin Arapça olmasını teklif etseler ve Arnavutları da yanlarına alsalar, sonuç ne olacaktı? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bütün Türk olmayanlar birleşerek Osmanlı İmparatorluğunun Avusturya-Macaristan gibi federatif bir devlet olmasını isteseler, bunun, nasıl önüne geçilecekti? Karışmak için fırsat gözleyen Avrupa devletlerini kışkırtmak üzere demokratik nümayişler yapılsa, bu ne ile önlenebilecekti?İşte Sultan Hamid, Meclisi kapatarak bütün bu tehlikeleri önledi ve tahtından indirilmeseydi daha da önleyecekti.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fakat onun hizmeti bu kadar da değildi. 1877-1878 savaşından yenilerek çıkan Osmanlı ordusunu, o zamanın en mükemmel silâhları ile, meselâ mavzer tüfekleriyle silâhlandırdı. Denizci devletlerin ve Rusların denizden yapmaları mümkün taarruzlara karşı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını tahkim etti. Ve, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle Fransızların 18 Mart 1915 saldırıları bu istihkâmlarla durduruldu.Mükemmel kurmaylar yetiştirdi. 1914-1918 savaşı ile İstiklâl Savaşı’nı bunlar idare ettiler. Sultan Aziz’in, Ruslarla çarpışıp Kırım’ı kurtarmak için hazırladığı donanma, denizcilik tekniğinin değişmesi karşısında değerini kaybetmişti. 8-10 mil giden gemilerle artık iş görülemezdi. Bunları kadro dışı ederek iki zırhlı ile iki kruvazör aldı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Büyük Osmanlı borçlarının üçte ikisini ödedi. Pek çok okul açıldı. Pek çok yol ve köprü, ayrıca hastahane ve çeşme gibi hayrat yaptırdı. Görülmemiş bir haber alma şebekesi kurdu. Yabancı elçilerden bile casusları vardı. Avrupa’da kuş uçsa haberi oluyor, aleyhimizdeki kararları önceden öğrenerek tedbirini alıyordu. Hilâfeti, Osmanlı Hanedanından almak için Mısır’da kurulan gizli bir derneğin üyelerinden biri Sultan Hamid’in adamlarından biri idi. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Balkanlıların mezhep ve milliyet ayrılıklarını körükleyerek birleşmelerine engel olduğu gibi; İngiliz, Alman ve Rusları da birbirine düşürerek aleyhimizde birleşmelerini engelledi.Bunları yaparken de vezirlerinden, paşalarından kimseye güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş ve koca vezirler, hiç sıkılmadan, yabancı elçiliklere, konsolosluklara sığınmışlardı.Çok namuslu ve dindar bir adam olduğu için, asla kan dökmemiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mithat Paşa’yı öldürttüğü hakkındaki söylenti iftiradır. Gerçi o, Mithat Paşa’dan şüphe ediyor, onun Sultan Aziz’i öldürtmüş olduğuna inanıyordu. Fakat, dindar bir insan olarak, kan dökmekten, bütün hayatınca çekinmiş, Mithat Paşa ile arkadaşlarının idam kararlarını müebbet hapse çevirmişti. İsteseydi idam kararını imzalayamaz mı idi? Buna hangi kuvvet engel olabilirdi? Bunu yapmayarak sonra, Talif’te suikasta girişecek kadar az zekâlı mı idi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Memleketi doğrudan tehdit eden Moskof emperyalizmi ile batıdan tehdit eden Avrupa emperyalizmi ve onun temsilcisi İngiltere’ye karşı devleti savunan Sultan Hamid, ayrıca azınlıklar ve gafil hürriyetçiler ile de uğraşmaya mecbur olmuş, güneyden gelen siyonizme de göğüs germiştir.Sultan Hamid için Osmanlı İmparatorluğunu, soyumuzun düşmanı Moskoflarla hilâfetin düşmanı İngiltere’ye, devletimizin düşmanları siyonizme ve azınlıklara, rejimin düşmanı hürriyetçilere karşı savunmak meselesi ve vazifesi vardı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunun için de, kendisinin devlet başkanı kalması gerekti. Kendisi çekilirse, devletin tutunamayacağı hakkındaki düşüncenin doğruluğu, çok geçmeden gerçekleşmiştir.Şimdi bu kadar büyük bir dâvânın karşısında, Peyami Safa’nın ileri sürdüğü İsmail Safa’nın sürgün edilmesi gibi hâdiselerin ne ehemmiyeti olabilir? İsmail Safa ne istiyordu? Oğlunun iddiasına göre hürriyet! Yani meşrutiyet, serbest seçim. Yani bir alay Arap, Arnavut, Ermeni, Rum, Bulgar, Yahudi ve Sırp’ın Türkiye’nin kaderi hakkında söz sahibi olması... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi akıl, anlayış, vicdan ve millî şuur sahibi olarak düşünelim: Böyle bir sonuca razı olunabilir mi?Sultan Hamid, sürgün ettiklerine aylık da bağladığına göre, Anadolu’nun en sağlam havalı yerlerinden biri bulunduğu, ahalisinin dinç ve gürbüz yapısı ile belli olan Sivas’ta İsmail Safa’nın ölmesi Sultan Hamid’in kabahatı mıdır? Verem olan İsmail Safa, İstanbul’da kalsaydı, ölmeyecek miydi?Babasına karşı beslediği sevgi dolayısıyla, Peyami Safa’nın bazı özel düşünceleri olması tabiîdir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fakat, her gün binlerce kişiye seslenen bir yazarın, Sultan Hamid gibi büyük bir padişahı, Osmanlı sultanlarının en cahili ve kanlısı diye göstermeye kalkması, doğru mudur?“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none; mso-layout-grid-align: none"&gt;&lt;span style="font-family:'Arial TUR';font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip y
